SABAH SABAH, ESTAĞFURULLAH...

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com


Her Milletten Her Yaştan İnsanlar yollarında İstanbul'un, 

Sadece bu gün doyabilmek, Soğuk havanın şerrinden korunabilmek için.

Yarın mı? Allah kerim. Allah rızkını kestiği kulunun Ömrünü de bitirmiştir zaten,

Ama aç yatmak, Açlıktan kıvranmak ölüm gibidir ama değildir.

Açlığı anladık da ya hastalık? İşin kötüsü çok ucuz bir ilaçla iyileşebilecek insanların doktora gidememesi!

Olur mu öyle şey, Her vatandaş sosyal güvenlik altında, İşi olmayana da devlet sahip çıkıyor..!

Sokaklar öyle demiyor, Çocuklar bile bu güvenceden mahrum, Adı olup uygulaması sakat güvence...

Ağzında dişi kalmamış kaç emekli gördünüz diye sormayacağım, Hepimiz biliyoruz ne kadar olduğunu,

Diş dedin mi büyük rant kapısı, Bir basit dolguyu 6 ayda dört defa yaptırdım gene düştü, Sonunda Misafir olduğum Trabzon'da Numune hastahanesinde eline sağlık, Devrim kardeşimin uygulaması ile iki yıldır dişimi kullanabiliyorum, Kapatın Okmeydanı'nı, Okmeydanı anlayışını...

Sosyal devlet anlayışımız artık hayat bulacak dediğimiz bir iktidarı getirmek için azmı mücadele ettik, Bu uğurda ne de çok ah aldık bir bilseniz,

Nerede..! Her yüz yılda tekrarlayan Marmara depremi bahane edilerek istanbul'da deprem katliamı yapmak isteyen onlar oldu...!

Deprem yıkımlarına gecekondulardan, bir iki katlı ahşap kenar mahalle evlerinden başladılar..

Anladık artık niyet afet değil Rant ama yapacak fazla bir şeyimiz kalmadı, Heyecan, İnanç, İmkan...!

Batılı ülkelerde de emekçi için ömrün güz baharında zengin olma hayali yok, Ama kendini güvende hissederek yastığına huzurla baş koyduğu devleti var,

Bizde ne gelecekte huzurlu bir yaşam, ne bağımsız yaşayacak devlet garantisi... Umutlarını tüketen bir coğrafyada bir lokma ekmek için, Bu günü kotarmak için, Hastalıktan, Açlıktan bir köşede sızmamak için koşturuyor sokaklarında İstanbul'un meşru, Gayri meşru insanları...

Bir zamanlar üç kıtanın güvenlik ve huzur merkezi Asitane, Sur'u sultani, İslambol, eski deyimiyle Kostantiniyye, Kostantinepolis İSTANBUL...

O eski şöhretini bilerek gelen sığınmacılar, İlk fırsatta Daha batıya gidebilmek için Eğenin tuzlu sularına azmı yem oldular.. 

Bu utanç bile bize yeter, Sahip çıkamadık Osmanlı otağına sığınan eski tabamız'a, Soydaşlarımıza.

Sokakları dolu İstanbul'un Afrikalı, Asyalı, Mezopotamyalı, Hatta Hint denizi adalarının mutlu insanları bile Osmanlıya inanarak gelmiş, Ama geldiği yeri özlemiş.

Ne Polis, Ne Güvenlik, Ne mahkeme, ne hakim .. Şükür Atalarının kanını taşıyan bir avuç gönüllü, Gönüllerini açmış, Utancımız böylece bir nebze azalmış...

Nerden girdim böyle bir nefis muhasebesine, Daha yeni çıktım bir haftalık grip sendromundan, hele kendime bile gelmeden, sabah namazı sonrası 

Bir vecize, Bir anlamlı söz yazayım dedim bu gün köşeme, Bu çıktı bahtımıza...