Türkiye'de Toprak Mülkiyeti

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com


YABANCILARA TOPRAK SATIŞI




                                        

          AB sevdası uğruna, kabul edilen AB’nin dayatmalarından birisi de yabancıya mülk ve toprak satışı olmuştur. Uğrunda can verilen bu topraklar para ile satılmaktadır. Yabancılar, üstün teknoloji ve silahlarıyla alamadıklarını, bugün parayla almaktadır. Bizler Atalarımızın ruhlarını incitirken, yabancılar atalarının ruhlarını şad etmektedir. Yabancıların tarih boyunca savaşla alamadıklarını parayla alma arzuları hep olmuştur. “Su uyur, düşman uyumaz” Atasözünün haklılığı ortadadır. Geleceğimize yön vermek için Tarih bilmeli ve ders çıkarmalıyız. 



          1856 Islahat Fermanı’nda İngiltere’ye Osmanlı ülkesinde yabancıya mülk edinme hakkının tanınacağı hükmünün yer alması üzerine, İngiliz gazetesi Times [12.2.1856] ‘da “Yabancıların toprak satın almalarının önündeki tüm engellerin kaldırılması, kısa zamanda büyük sonuçlar doğuran diplomatik çabaların bir sonucudur. Önümüzde zengin ve işlenmemiş bir ülke var. Batı’nın sermayesi bu ülkeye girebilir ve ona sahip olabilir. Bu sebeple, zamanın lehimize işlemesinden hoşnut olabiliriz.” yazısı kaleme alınmıştır.

          Yabancılara mülk ve toprak satışını normal bir uygulama gibi göstermek için “Türkler de yabancı ülkelerde mülk alıyorlar, ne var bunda?” gibi sözlerle aldatma politikaları sürdürülmektedir.

 

         Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yabancıya toprak satışları serbest değildir, kurallara bağlanmıştır. Örneğin; İspanya, Danimarka, Norveç ve İngiltere’de toprak millîdir. Bu konuda koruyucu kanunlar vardır, birey ve toplum yeterli ölçüde bilinçlenmiştir. Yabancıya ev satılmaktadır; ama toprak satılmamaktadır.

 

        İngiltere’de “Toprak devletin asli unsurudur” anlayışı geçerlidir, yani İngiltere toprakları Büyük Britanya Kraliçesi’ne aittir ve 49-99 yıllığına kendi vatandaşlarına dahi kiraya vermektedir. Satış yapılınca, arazinin tapusu verilmez. Halk, sadece toprağın üzerine dikilen konut ve işyerlerinin kullanım hakkına sahiptir.

 

        İsrail’de de topraklar devletin olup yüzde 5’i vatandaşın, yüzde 13’ü Yahudi Ulusal Fonu’nundur.

Türkiye'de ise toprak millî değildir. Yani ülkemiz “mutlak mülkiyet tapusu” vermektedir. Türkiye'de satışlar, yabancıları dahi şaşırtan bir kolaylıkla sürüp gitmektedir. Peki ne için; ne amaçla?

 

         Atatürk, Osmanlı Devleti’nin başına gelen Batı kaynaklı felaketlerden ders aldığı için Türkiye Cumhuriyeti’nde yabancıya toprak satışını son derecede zorlaştırmıştı.

         2003–2010 yıllarında en değerli topraklarımız hızla yabancıların, İngiliz’in, Alman’ın, Fransız’ın, Yunan’ın tapulu malı haline getirilmiştir. Kasım 2010 itibariyle yurt genelinde 110 bin 514 yabancı gerçek kişiye, toplam 69 milyon metrekare taşınmaz satılmış bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 yılında satılan toprağın dört katı sadece 8 yıl içinde yabancıların olmuştur.

          Eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan ÖZKAYA, Merkezi Antalya'da bulunan Kalkan ve Ata Mülkünü Koruma Derneği'nce düzenlenen''Yabancılara Toprak Satışı'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, “yabancılara satılan toprak miktarının resmi makamlarca küçük gösterildiğini iddia ederek, Türkiye'de yabancılara satılan arazi miktarının Malta Adası'nın büyüklüğüne ulaşmıştır. İsraillilerin Konya'daki askeri üssün yanında 40 bin dönüm arazi satın aldığını, GAP bölgesindeki arazilerin de yabancılarla işbirliği yapan Türk vatandaşları tarafından elden çıkarılmıştır. Bu resmi rakamdır. Bunu hiç bir şekilde yalanlayamazlar.

 

Heybeliada falan değil bu. Malta Adası'nın büyüklüğü 315 kilometrekare, bizden alınan toprak parçası 388 kilometrekare. Malta Adası'ndan büyük.  Zilyetlikle satılan yerlerin tespiti mümkün değil. Yarın yabancılar, sitelerinin etrafını tel örgülerle çevirecek. Biz oralara giremeyeceğiz.'' (Bkz. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Resmi İnternet Sitesi, Yabancı Mülkiyeti Türkiye Geneli, http://www.tkgm.gov.tr/yabancilar  ) Demiş ve tehlikenin boyutunu ortaya koymuştur.

 

           Abdülhamit Han’a Filistin de Yahudilere Toprak Satılması için Baskı yapılınca Abdülhamit Han “O topraklar Osmanlının, Osmanlı o toprakları ancak aldığı fiyata satar” diyerek Redetmişti. Filistin’de yaşananlar bütün çıplaklığı ile ortadadır. Filistin benzeri tehlikelerden korunmak için benzer hatalardan kaçınılmalıdır. Aksi halde gelecekte bizi bekleyen tehlikeler aynı olacaktır.

 

          MANDELA “Beyazlar geldiler ellerimize birer İncil verdiler ve gözlerimizi kapattırdılar. Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil onların ellerinde ise bizim topraklarımız vardı.” Demiş. Yabancıların amaçları ve hedefleri nerede olursa olsun aynıdır. Kendilerine ait olmayan toprakları ele geçirmek ve yayılma politikalarını sürdürmektir. Bizim bir amacımız mı var, yoksa yabancıların amaçlarına hizmet mi ediyoruz?

 

           Bugünden geleceği görmek, ona göre strateji belirlemek gerekirken, biz ne yapıyoruz? Önce ver, sonra ne olacağını gör, politikasını sürdürüyoruz.  Sonucu gördüğümüz de ise, iş- işten geçmiş oluyor. Günümüzde binlerce musibet görüldüğü halde, ne ders alıyor, ne de nasihatlere kulak veriyoruz. Atalarımızın canlarını vererek sahip oldukları ve bize emanet ettikleri toprakları, yabancılara yeniden vererek atalarımızı incitiyor, emanete ihanet ediyoruz.  Netice itibariyle, yapılan hataları savunmak ya da kılıf bulmak yerine “bedeli kanla ödenen topraklar, parayla satılamaz…” diyebilmeliyiz.

 

SOMA KADRİ DUMLU