Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, diğer adı ile Kalyoncu Kışlası
Korhan Gumus
Bu konuyu etraflıca tartışmak için bir toplantı düzenlemeyi öneriyorum.
Ama bir an önce Saltuk beyin binanın rölövesini bir an önce paylaşmasını istiyorum.
Çünkü aynı Taşkışla'da olduğu gibi dışındaki masif duvarların orijinal olduğunu iddia edenler de var.
Zannedersem öncelikle bu konuyu açıklığa kavuşturması gerekiyor.
Ayrıca mimarlıkla ilgili müdahaleler, restorasyon çalışmaları askeri bir yöntemlerle yapılmaz.
Eğer yıkılmasına da karar verilirse, bir yapının yerine ne yapılacağı da öyle otomatik yöntemlerle olmaz.
Çok boyutlu geliştirilir.
Müdahalenin içeriğini oluşturan mimari kararlar deneysel bir konulardır ve bunların kapalı kapılar ardında iş görmeye alışmış çevrelerin iddia ettikleri gibi otomatik cevapları olamaz.
Örneğin kışlanın eski halinde zemin kotu bugünkünden aşağıda, suyla ilişkisi farklı, önünden 6 şeritli otoyol geçmiyor.
Bir çok konu sorgulanır. Örneğin çevresindeki yollar gene aynı otomatik yöntemlerle neden genişletildi? Şehir dokusu hallaç pamuğu gibi atıldı? Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın merkez binasının restorasyonu ne zaman bitecek? Yıllardır öyle duruyor. (Yoksa onu otel mi yapmayı planlıyorlar?)
Yakın çevresindeki, tarihi semtteki sivil mimarlık örnekleri, Deniz Hastanesi'nin 60'lı yıllardan kalma modern binası neden yıkıldı?
Bugün yıkımlar Hasköy'e uzanmış durumda. Tarihi semtin içinden otoyol geçirilmesi ne kadar yerinde?
Kasımpaşa'nın geleceği için yalnızca kışlanın değil, bugün kapalı kapılar ardında kararları gerçekleşen plansız programsız sürmekte olan bu müdahalelerin bütününe bakmak lazım.
Bazıları bu şehri babalarının çiftliği gibi de görseler, bizim bunları sormaya hakkımız var.
Sevgilerimle,
Korhan
-----------
Saltuk Atalay'a açıklaması için teşekkür etmek gerekli. Çünkü bir çok yapı İstanbul'da böyle yıkıldı.
Kapısının, cephedeki çıkmayı taşıyan kolonları eski haliyle durduğu için duvarlarının da korunmuş olduğunu düşünüyordum.
Yalnızca ahşap taşıyıcıların ve döşemelerin değişmiş olabileceğini tahmin ediyordum.
Bu durumu açıklığa kavuşturmak için Saltuk beyin yıkılan yapının rölövesini paylaşmasını istiyorum.
O zaman mesele açıklığa kavuşacak. Bence olağan koşullarda bina yıkılmadan önce, kamuoyuna karşı bir sorumluluk anlayışıyla,
bunun yapılmış olması, kamuoyunun bilgilendirilmiş olması gerekirdi.
Biliyorsunuz Sütlüce Mezbahası'nı yıkan kişiler gibi müteahhitlerin altında çalışan mimarlar, Saltuk beyin dediği gibi "vatandaşların zekasına saygısızlık yapmak" denebilecek bir yöntemle bu tür işleri bir teknik konu gibi gösteriyorlar, böylesine manipülasyonlarla bu tür müdahalelerin tartışılmasını, çoklu bir ortamda geliştirilmesini, sürecin şeffaf olmasını engelliyorlar. Oysa yapının neden yıkıldığını bilmeyi istemek herkesin hakkı.
Geçmişte, 66 da yapılan müdahale bile böylesine bir deneyimin ne kadar gerekli olduğunun bir göstergesi değil mi? Bu müdahale sonuçta bizim paramızla yapılıyor.
Saygılarımla,
Korhan
------------
dün itibarı ile tartışılmaya başlanan adı geçen Kışla'nın yıkımı konusunda, projenin müellifi Saltuk Akatay (bu maile kendisi de ekli), Haliç Dayanışması facebook sayfasında alttaki açıklamayı yapmış. Kendisine yazdım, bazı sorular da sordum. Acele olarak bir kamuoyu açıklaması yapılması lazım dedim.
"Tarihin yeniden inşası" şiarı ile rekonstrüksiyonun ideolojik bir tahakküm aracına dönüştüğü bu hassas günlerde, sağlıklı, bilimsel ve evrensel ilkelere dayalı açıklamaların, sorumluluları tarafından ivedilikle yapılması lazım. Firmanın sayfasındaki bilgiler yetersiz. Konunun ilk açıklamalar ardından, derinlikli olarak tartışılması gerektiğini de düşünüyorum.
dayanışmayla,
gül köksal
-------------------
Kışla'nın projesinin müellifi Saltuk Akatay'ın Haliç Dayanışması facebook hesabındaki açıklaması;
Mimari proje müellifi olduğum, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, gerek askeri gerekse mimari tarihimiz içerisinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk modern anlamdaki kışlası olarak, önemli bir yere sahiptir.
Yapıldığı zemin, Kasımpaşa dere yatağının doldurulmuş bir kısmıdır ve yapıldığı tarihten itibaren ciddi müdahale ve onarımlar görmüştür, 1960'lı yıllara dek.
Yaklaşık ikiyüz yıl boyunca ağır bir işlevle kullanılan, kullanım tercihi değişiklikleri nedeniyle de kapsamlı onarımlar görmüş, problemli zeminde bulunan, büyükçe bir yapıdır söz konusu olan.
İşte bu yapının problemleri, onarım kapsamının dışına çıktığı için, 1966 yılında, tamamıyla yıkılarak betonarme olarak yeniden yapılmıştır.
Sadece Kasr-ı Humayun ve Misafir Köşkü kısımlarının taş parçaları korunup tekrar kullanılmış, bu kısımlar dışındaki tüm kışla, temelden itibaren betonarme olarak yapılmış 1966 yılında.
Yani bu yapida, zaten betonarme olarak rekonstrüksiyonu yapılmış yapının, teknik postrekonstrüksiyon problemlerinden bahsetmekteyiz.
Yapıdaki çalışmalar ilgili koruma kurulu ve belediyenin onayi ile, İstanbul Valiliği'nin deneyimli ve değerli kontrollüğüyle, proje müellifi olarak tarafımın kontrollüğüyle ve Kışla'nın kullanıcısı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın bilgisi dahilinde yürütülmektedir.
Tarihi eserlerimizle ilgili samimi hassasiyetin artmasını ve bu tartışmaların açık olarak yapılmasını son derece yararlı buluyorum. Ancak habercilik adına içeriği çarpıcılaştırarak gerçeği gölgede saklayıp manipulasyon yapılmasını, vatandaşlarımızın zekasına yapılan bir saygısızlık olarak görüyorum.
Saygılarımla
----
Gul Koksal
Sorduğum soru:
İlgili Koruma Kurulu, İl Özel İdare ve Belediye tarafından onaylı bir yıkım kararı mı var, gerekçesi nedir?
Müellif Mimar - Koruma Uzmanı Saltuk Akatay'ın yanıtı:
"Koruma" kavramının tanımının, hem konunun uzmanları, hem vatandaşlar, hem de uygulayıcı irade sahipleri tarafından (heterojen şekilde) farklı algılandığı görülüyor. Kafa karışıklığının bir parça da olsa giderilebilmesi için, konunun uzmanları tarafından bu gibi örnekler üzerinde tartışılması çok faydalı olacaktır. İncelemek isteyebileceğini düşündüğüm için az önce mail adresine restitüsyon ve rekonstrüksiyon raporu ve tarihi fotoğrafları ile söküm fotoğraflarının bulunduğu dosyaları gönderdim. Şunu söylemek gerekiyor: Kışlanın zaten betonarme kısımları yıkıldı. 1966 yılında tekrar birleştirilmiş olan köşk kısımlarının özgün elemanları numaralandırılarak, uygulamada tekrar birleştirilmek üzere korumaya alındı. Tabii şunu kabul etmek gerekiyor ki; post-rekonstrüksiyon dönemde sorunların içinden "zaten özgün değil, biz de yıkıp yeniden yapacağız işte" rahatlığıyla tek tip bir cevapla sıyrılmanın bilimsel bir tarafı olamaz. Burada da ciddi tartışmalarımız oldu, Sn. Turgut Kocatürk ve Sn. Koray Aydın'ın aydınlatıcı statik yaklaşımları da sorunu ve çözümlerimizi belirlemede önemli oldu. Rekonstrüksiyonun gerekçeleri üzerine tekrar yazacağım.