1947 öncesinde İsrail diye bir devlet yoktu.
1917’de Filistin’i işgal eden İngiltere Dünyanın dört bir yanından Yahudileri bu topraklara taşıdı.
30 yılda 50 bin Yahudi sayısı 650 bin oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında devreye ABD girdi ve Filistin’i ikiye bölecek karar tasarısını BM genel kuruluna sundu.
Dönemin Başkanı Truman ikinci kez seçilmek için Yahudi lobilerinin desteğine ihtiyacı olduğunu düşünüyordu.
Onun için BM üyesi ülke yönetimlerini ikna etmek ve karar tasarısına oy vermelerini sağlamak için her yola başvurdu.
PARA, TEHDİT ve ŞANTAJ …
Sonuçta
29 Kasım 1947’de oylama yapıldı ve
33 ülke Filistin toprağının
yüzde 55’ni alarak Yahudilere verilmesini ve İsrail devletinin kurulmasını içeren karara ‘evet’ dedi.
O gün BM üyesi ülkelerin sayısı 57 idi.
EVET DİYEN ÜLKELER:
ABD, Avusturalya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Belerusya, Kanada, Kostarika, Çekoslovakya, Danimarka, Dominik, Ekvator, Fransa, Guatemala, Haiti, İzlanda, Liberya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Nikaragua, Norveç, Panama, Paraguay, Peru, Filipinler, Polonya, İsveç, Ukrayna, Güney Afrika, Sovyetler Birliği, Uruguay ve Venezuela.
KARARA KARŞI ÇIKAN ÜLKELER ise:
Afganistan, Küba, TÜRKİYE, İran, Suriye, Suudi Arabistan, İngiltere, Mısır, Irak, Hindistan, Pakistan, Yemen ve Yunanistan.
ÇEKİMSER KALANLAR:
Arjantin, Şili, Çin, Kolombiya, Salvador, Etiyopya, Hondras, Meksika, İngiltere ve Yugoslavya.
Tayland hazır bulunmadı.
Şimdi diyeceksiniz ki bu isimleri neden yazdım.
OYLAMA İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ BİTİMİNDEN İKİ YIL SONRA YAPILDI. Ülkeler ABD ve Sovyetler Birliği arasında paylaştırılmıştı.
Diğerleri henüz yeni bağımsız olmuştu
ya da olmamıştı.
Peki, İsrail devletinin kurulmasına onay veren ve başımıza bunca belayı musallat eden ülkeler geçen hafta nasıl bir oy kullandı?
Hemen hemen hepsi İsrail ve
onu yaratan ABD’ye karşıydı.
Geç de olsa herkes gerçeği gördü
ve anladı.
Ya da umarım öyledir.
İsrail ve ABD temsilcileri salonda oturan herkesi tehdit etti
İşe yaramayınca da
hakaret edip aşağılamaya çalıştı.
1947 olduğu gibi işe yaramadı.
Pekin bundan sonra ne olacak?
BM Genel Kurulunda alınan kararın hiç bir yaptırımı yok.
Her şeye rağmen 42 ülke karara karşı oy kullandı ya da çekimser kaldı.
Ülkelerin çoğu dandik ama olsun.
Netenyahu ‘On yıl içinde herkes bizden yana olur’ dedi.
Karara destek veren
Arap ülkelerinin çoğu ABD müttefiki
ya da Erdoğan düşmanı.
Örneğin Mısır, Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE.
Diğerleri de var ama şimdilik önemli değil.
Örneğin Ankaranin dostu
Katar’ın eski Başbakanı Hamed Bin Casim bir ay önce durduk yerde
Suriye ile ilgili tüm sırları ifşa etti.
Yani hep birlikte Suriye’de savaşan gruplara para ve silahları
Türkiye üzerinden verilmesini.
Karara destek veren birçok AB ülkesi Erdoğan ile sorunu var.
Özellikle AB lideri Almanya.
Bir de şu Suriye var.
İsrail’e karşı en büyük mücadeleyi veriyor ama Türkiye ile ‘düşman’.
Özetle tüm bu çelişkiler olmasaydı Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda büyük bir zafer kazanmış olacaktı.
Çünkü Erdoğan bu mücadelede önder bir rol oynadı ve
İsrail ile birlikte ABD ve
hatta Başkan Trump’a karşı dönüşü olmayan bir savaş ilan etmiş durumda.
Demek istediğim
Yakında herkes ya da birçok ülke
ABD ve İsrail dostluğuna dönerse Cumhurbaşkanı Erdoğan ne yapacak?
Ya geçmişte olduğu gibi
O da ABD ve İsrail ile barışır ya da şimdiki yoluna devam ederek
‘Arap Baharı’ öncesinde olduğu gibi
Arap ve Müslüman halkların önderi olur.
Hem de yalnızca İslamcıların değil
Bu kez Filistin’i seven herkesin.
Böyle bir durumda emperyalizme karşı mücadele eden tüm halklar
Erdoğan’ın yanında ya da arkasında olur.
Ne kadar da ilginç bir yorum!
Ben bile şaşırdım.
Erdoğan’ın tüm geçmişini bilen ve
iç politikadaki şimdiki davranışlarını yakından takip eden biri olarak…
Ama politikada her zaman sürprizler bazen de mucizeler yaşanabilir.
Örneğin Rusya, İran, Irak ve yakın gelecekte Suriye
Erdoğan’ı farklı bir yere taşıyabilir.
Arap medyasında bununla ilgili çok ilginç analiz ve yorumlar yapılıyor.
Bazıları Ürdün Kralını bile bu yeni oluşuma katıyor.
O zaman bölgede yeni hareketlenmelere hazır olmalıyız.
Örneğin Suriye-Türkiye barışması…
Erdoğan;
ABD ve İsrail karşısında geri adım atmamak ve pozisyonunu korumak için bunu yapmak zorunda.
Esad ‘PYD ve Demokratik Suriye Güçlerine ABD ile işbirliği yaptıkları için hain’ dedi.
Bu yönde bir gelişme olmazsa özetlemeye çalıştığım Erdoğan’ın
‘yeni yolu’ asla açılamaz.
Bu olmazsa bu işte iş var demektir!
Baksanıza son karar tasarısını
Türkiye ile birlikte BM Genel Kurulu’na sunan ülke Yemen.
Oysa bu ülkede iç savaş ve iki hükümet var.
ABD destekli
Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve başka ülkeler ise bin gündür bu ülkeyi bombalıyor.
Bu ülkelerin tümü Erdoğan düşmanı…
Üstelik Osmanlı tarihinde farklı yeri olan Yemen
Dünyanın belki de en yoksul ülkesi.
Ama bu ülkenin geçenlerde öldürülen Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih Haziran 2004’te Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte BOP Demokrasi Eş-Başkanı seçilmişti.
Üçüncü Eş-Başkan:
Dönemin İtalya Başbakanı Berlusconi.
O tarihten günümüze dek neler neler yaşandı?
Irak işgal edildi ve
‘Arap Baharı’ denilerek bölge darmadağın edildi.
Genelkurmay eski Başkanı
İlker Başbuğ’un deyimi ile
‘Suriye bu hale getirilmeseydi
Trump ve İsrail son kararı alamazdı’.
Şimdi tersine dönülüyor ya da dönülmeli. İran, Irak ve Türkiye destekli Suriye
hızla eski durumuna getirilirse
başta Filistin ve Kudüs olmak üzere bölgede ve dünyada çok şey değişir ve Türkiye bir çok sıkıntısından kurtulur. Sonuçta Türkiye herkesin gücünü bildiği ve hesabını yaptığı bir ülke.
Bu durumda
Osmanlı- Türk - Arap tartışması biter
ve Kudüs’ün kutsallığı yeniden korunur.
Unutulmamalıdır ki
Selahaddin El-Eyyübi’nin mezarı Şam’da ve Emevi Camisinin yan avlulusundadır.
Niyet ve samimiyet varsa bu iş tamam. Yalnızca dışarda değil aynı zamanda içerde.
Dışarda çok düşmanı olan bir Erdoğan içerde
Çok daha toplumsal barış gereksinimi var ve olacak.
İç kavganın hiç kimseye yararı yok
ve olmaz.
Ortadoğu’nun yakın tarihinde çok ders var.
Türkiye hiç bir kötülüğü hak etmiyor.
Doğru yolda bir Türkiye
Mucizeler yaratabilir!
ALINTIDIR