..VE BU DA HERKESE GELSİN!

Av. Turgut Yenilmez turgutyenilmez@hotmail.com

Sadece

Doktorlar

Hakim-Savcılar için değil,

Prestijli bir üniversitede hasbelkader

MİLLETVEKİLİ

BELEDİYE BAŞKANI

İL VE İLÇE BAŞKANI ,

REKTÖR, DEKAN, BÖLÜM BAŞKANI veya SALT PROFESÖR OLMUŞ KASABALI, ilave yaptığı danışmanlık veya avukatlık kapsamında “BALLI ” bir iş geldiğinde Niçin bir anda “BABASINI BİLE SATAR ” Pozisyona gelebiliyor?

Para veya mevki için neredeyse

hiçbir akademik ve

ETİK DEĞER TANIMAYAN bu kasabalı akademisyen güruhu ne ara türedi?

Asistanlığından beri 25 yıldır tanıdığı arkadaşını, rektöre yaranmak ve dekan olmak adına anında satıp, öyle olmadığını bal gibi bildiği halde

şu’cu-bu’cu diye soruşturma açan “kasabalı” hukukçu dekan vekili mi ararsınız?

Uzun akademik çalışmalarla değil ama uzun ve ısrarlı lobiler sonucu kaptığı Makamın altında ezilip

Aynı yolla daha da yukarılara çıkabilmek ümidiyle, yüzde yüz haklı yüksek mahkeme kararını kınayarak yukarılardan puan toplamaya çalışan

“KASABALI ” HUKUKÇU REKTÖR MÜ? Akademisyen titrini tipik bir işadamlığına dönüştürerek, artık

“YÜKSEK MAKAMLARDA

YÜKSEK MONTANLI İŞ TAKİPÇİLİĞİ ” Şeklinde yeni bir kürsü kurması gereken kasabalı profesör mü?

İşini hakkıyla yapan nadir kasabalı akademisyenleri yine ayrı tutayım.

SAF KÖYLÜLÜKLE

MODERN KENTLİLİK ARASINDA SIKIŞMIŞ

"DEFORME KURNAZLIK!"

Bu yazı kapsamında kasabalılığı, “köylülükle kentlilik arasında sıkışmışlığın artık yaşam tarzı haline gelmiş DEFORME KURNAZLIK HALİ ” olarak tanımlıyorum.

Sosyolojinin bilimsel tanımlarına tam olarak uyuyor mu bilmiyorum. Kasabalılığın coğrafi olarak salt “ilçelerle” sınırlı olması da gerekmez. Çocukluk ve gençlikleri büyük kentlerin fakir kenar mahallelerinde, gecekondularında ve hatta alt-orta veya orta sınıfın oturduğu nispeten daha mütevazı mahallelerinde geçmiş olanlar da aslında ruhen kasabalıdır.

Bu arada kasabalılık genetik kodla ilgili değil aslında.

Ya dar gelirli, ya da kültürel olarak modernize olmayı başaramamış

köy kökenli ailenin psikolojik veya kültürel kodlarının maddiyat veya modernlik açısından üstün gördüğü kentliye karşı doğurduğu kompleksle ilgili.

Örneğin, 80’lerde kendisine yalvar yakar zar zor bir Mekap veya (şanslıysa!) Esem spor ayakkabı alınabilirken, yurt dışından Nike veya Converse getirtebilen kentli zengin çocuğa burnunu çekerek bakmakla;

köylülüğün kültürel etkisinden

henüz çıkamamış muhafazakar ailesinin kültürel olarak yapmayacağı deniz kenarında çadır tatiline giden modern kentliye kıskanarak bakmakla ilgili bilinç altına yerleşen bir tür eziklikle ve hınçla karışık hırsla ilgili.

PEKİ KASABALILIĞIN BU DOYMAK BİLMEZ AÇLIĞINDAN

BU ÜLKE ve SİSTEM NASIL KURTARILACAK?

Bu kasabalılığın kısa vadede makul bir tedavisi var mı?

Yoksa kesin çözüm, kasabalılığın, manevi ve inançsal yönden kurumsallaşmış cenahtaki bir tür daha deforme tezahürü olan malum cemaat mensuplarına yapıldığı gibi geniş bir tasfiye ile radikal eliminasyon mu?

Ya da artık bu aşamadan sonra tek yapılabilecek olan,

sistemde ve statükoda etkin noktaları tutmuş mevcut kasabalıların iştahlarının azalarak peyderpey evcilleşmesini ve sonraki jenerasyon ile birlikte kentlileşmesini beklemek mi?

Bu topraklarda RASYONELLİK anadilinde bile karşılığı olmayan havalı bir terimden ibaret olduğundan ve “kafa kesme” yani toptan eliminasyon kültürü yerleşik kültür olduğundan, biz neyi önerirsek önerelim, ilk gerçek iktidar değişiminde sistemdeki bu mevcut kasabalıların toptan tasfiye edilmesi büyük olasılık.

Ama en azından “ben uyarmıştım” diyebilmek adına,

Örneğin, yargı bağımsızlığı yönünde

ciddi adımlar atılıp aktörlere

HUKUK DEVLETİNİN GEREKTİRDİĞİ asgari güvenceler sağlanabilirse, sistemdeki hukukçu kasabalıların kendi kendilerini törpülemeleri ve “yontmaları”nın önü açılabilir.

Böylece, en azından vicdanları belki biraz toz veya pas tutmakla birlikte

henüz tam körelmemiş olanları

vakit varken kendisini kurtarabilir ve

bu bile ciddi bir kazanım olur.

“Nereden biliyorsun” diye sormak isteyen var mı?!