Yine el birliği ederek Samimi Müslümanları hedefe almışlar!

Av. Turgut Yenilmez turgutyenilmez@hotmail.com

İslam Dünyası 

Osmanlı’nın şahsında 

Birinci Dünya Savaşı’nda ağır bir yenilgi almıştı. 

Öncesinde kıyısından köşesinden sömürgeleştirilen bölge 

Bu sefer tümüyle işgal edilmişti. 

Tarihin bu en ağır hezimeti 

Müslümanlar üzerinde şok etkisi yaratmıştı. 

Kendilerine gelmeleri uzun zaman aldı doğal olarak. 

Kendilerine geldiklerinde ise 

Artık siyasal bir bütünlükten söz edilemeyecek 

Küçük parçalara bölünmüş bir coğrafyanın azat kabul etmez tutsakları haline gelmişlerdi.

Dün merkezi İstanbul olan 

Koskoca bir imparatorluğun tebası olan bir insan bugün gözünü açtığında Kendini Suriye, Irak, Yemen, Libya, Türkiye veya Mısır… denen bir ülkenin vatandaşı olarak bulmuştu. 

Artık bambaşka bir dünyası vardı. 

Ufku, derdi, sorunları ve amaçları bu yeni yapay coğrafyayla sınırlıydı. 

Bu boğucu hezimetin yıkımını telafi etmek için biriktirdiği bütün enerjisini, yapay sınırların içinde yapay sorunlar uğruna harcamak gibi bir kısır döngüye dönmüştü hayatı. 

Çünkü bu seferki salt askeri bir hezimet değildi, 

Etkisi asırlar sürsün diye, 

Küçücük ülkeciklerin etrafına örülen dikenli tellerin benzerleri ruhlara da bilekçe gibi geçirilmişti.

Askeri hezimetten kat be kat öldürücü RUHSAL HEZİMETİN kasıp kavurduğu 

bu süreçte Mısır’dan kara kuru bir adam çıktı: 

SEYYİD KUTUP. 

Askeri ve ruhsal hezimeti içselleştirerek gönüllü köleler haline gelmiş kitlelere “Kur’an’ın gölgesi”nden sesleniyordu. 

“BIRAKIN BU YAPAY SINIRLARIN SİZE DAYATTIĞI YAPAY SORUNLARI, 

BU DUVARLARIN, 

BU DİKENLİ TELLERİN, 

RUHLARA DÖKÜLMÜŞ BU BETON KİRİŞLERİN ÖTESİNDE 

‘ÖZGÜRLER ’ OLUN ” diyordu. 

“Duvarlar, 

dikenli teller, 

beton kirişler 

ÖZGÜRLEŞEN İRADENİZ KARŞISINDA ÖRÜMCEK AĞI KADAR BİLE DİRENEMEZ ” diye haykırıyordu 

Batı medeniyetini 

önüne çıkan her şeyi silip süpüren evrensel bir hakikat gibi benimsemiş kitlelere. 

“Medeniyet-ı hazıra bir seyl-ı hurişan değil, sizin hezimeti içselleştirmiş zaafınızdan istifade eden çürük, erdemsiz, ilkesiz bir yapıdır” diyordu 

“Hiç kuşkusuz evlerin en zayıfı örümcek ağıdır” diyen hakikat membaından konuşan bu adam. 

“Sizi bu ağın tutsağı kılan şey onun gücü değil, sizin hezimeti içselleştirmiş olmanızdır” diyordu.

Konuşmuyordu sadece, 

bunu hayatıyla da kanıtlıyordu. Zindanların karanlıklarında, 

bir avuç göğe hasret ışıksız hücrelerde, başının üzerinde asılı bulunan idam ipinin gölgesinde 

bütün bunları anlamsız kılan bir azatlıkla kurtuluşun 

“YOLDAKİ İŞARETLERİ ”ni göz yaşıyla, yetmedi kanıyla çiziyordu.

“İSLAM'IN SOSYAL ADALETİ ”ni, 

içinde kan, göz yaşı, vahşet, 

KULA KULLUK BARINDIRAN 

dışını ise eşitlik, kardeşlik ve özgürlük ambalajıyla örten 

İKİ YÜZLÜ ERDEMSİZ BATI CAHİLİYESİNİN HEGEMONYASI ALTINDA ÇARESİZCE ÇIRPINAN 

MAZLUMLARA, 

ZAYIFLARA, 

EZİLENLERE anlatıyor, 

“İSLAM’IN ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSU ” nu bir umut olarak aşılıyordu.

“Kur’an’ın Edebi sahnelerinin” görkemiyle bezenmiş bir dille ifade edilen 

bu evrensel hakikatler, 

Batı cahiliyesi için 

“kıyamet sahneleri”nin yaklaştığının habercisiydi. 

Mağripten maşrıka makes buldu. İslam’ın mesajını en net biçimde ortaya koyduğu gibi 

Batı düşüncesini de olanca çıplaklığıyla gözler önüne serdiği için 

Bosna’dan Hint yarım adasına kadar bütün bir İslam Alemini derinden sarsması kaçınılmazdı.

BATI DÜŞÜNCESİNİN ÇAĞDAŞ CAHİLİYE OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU. 

İlimde, teknolojide, sanatta, edebiyatta, felsefede geri kaldığı için değil. 

ALLAH İLE BAĞINI KOPARDIĞI İÇİN. KENDİNİ ALLAH’IN YERİNE KOYDUĞU İÇİN. 

Bilimde, sanatta, edebiyatta, teknolojide, felsefede elde ettiği üstünlüğü 

BİR TÜR TANRILIK GEREKÇESİ OLARAK KULLANDIĞI İÇİN. 

ALLAH’IN YARATTIĞI KULLARI KENDİ HEGEMONYASINA KUL YAPTIĞI İÇİN. Nitekim Arap cahiliyesi de okuma yazmasız, teknolojide geri kalmış, 

ilim ve edebiyattan bihaber olduğu için değil, 

ALLAHI BİR YANA BIRAKARAK TAŞTAN AĞAÇTAN YONTULMUŞ PUTLARI, 

KENDİ İÇLERİNDEN ÇIKMIŞ KABİLE ŞEFLERİNİ, 

KAHİNLERİ, MABET BEKÇİLERİNİ TANRI EDİNDİĞİ İÇİN cahiliye tanımını hak etmişti.

BATI DÜZMECE BİR TANRIDIR

Batı düşüncesi bir tanrı gibi hayatımızın her alanına müdahale ediyor. 

Ne giyeceğimizi, 

ne yiyeceğimizi, 

neyi iyi neyi kötü göreceğimizi belirliyor. “Arabistan’ın kızgın çöllerinde kavurucu sıcaklık altında bir kadın 

Sırf Batı’da modadır diye 

kalın bir kürk giyiyorsa, 

bu bir kıyafeti beğenip giyinmek gibi 

son derece insani bir refleks değil, iradesine, emrine karşı koyamayacağı bir tanrıya itaat etmektir” diyordu. 

Batı hayatımıza egemen olmuş düzmece bir tanrıdır. 

Bu yüzden Arabistan’ın düzmece tanrılarına savaş açan ve 

insanlığı özgürlüğüne kavuşturan 

İslam bir kez daha bu misyonla sahne almalı ve 

bu düzmece tanrıyı hayatımızdan söküp atmalıdır diye tarihin tanık olduğu 

en derinlikli, 

en erdemli düşünce hareketini başlattı Mısır’ın bu kara kuru evladı. 

Batı’nın ÇAĞDAŞLIK, 

DEMOKRASİ ve 

BENZERİ MASKELERLE ÖRTTÜĞÜ KATLİAMCI, 

SOYKIRIMCI, 

SÖMÜRGECİ, 

ERDEMSİZ YÜZÜNÜ GÖZLER ÖNÜNE SERMİŞTİ.

Batı tehlikenin farkındaydı. 

Geleneğin, menkıbelerin, efsanelerin üzerini örttüğü İslam’ın 

bu motivasyonla devreye girmesiyle birlikte sahneden çekilmesinin kaçınılmaz olduğunu biliyordu. 

Bu yüzden ona karşı savaş açmakta gecikmedi. 

İslam umut olmaktan çıkarılmalıydı. Önce yerel yöneticiler eliyle 

İslam’ın bir vahşet ve zorbalık dini olduğunu gösterecek uygulamalara 

yol verdiler. 

Sonra bunlara itiraz edenlerin şiddete bulaşmalarının zeminini oluşturdular. İSLAM DENİNCE AKLA 

VATANDAŞLARINA NEFES ALDIRMAYAN DİKTATÖR REJİMLERİNİN ve 

AKIL ALMAZ CİNAYETLER İŞLEYEN VAHŞİ ÖRGÜTLERİN GELMESİNİ SAĞLADILAR. 

Elde sidik maşrapaları 

ekran ekran dolaşan 

MODERN HURAFECİLERİN karalamakta yetersiz kaldıkları durumlarda 

elde kanlı kelle ekran dolaşan “cihadist”leri devreye soktular.

Ve son vuruş olarak da bütün bunların akıl babasının Seyyid Kutub olduğunu anlatan senaryoyu devreye soktular.

Bugünlerde içeride de hedeftedir Seyyid Kutub. 

Celal Al-i Ahmed’in “Garpzede” dediği Batı meftunu, 

Batı vurgunu yemiş aydınlar(!)

Arap yarımadasında Seyyid Kutub’u eleştiren yazılar kaleme alıyor, 

çağdaş düzmece tanrı Batı’dan 

“Bravo! Ne çok aydınsın” paye-sini kapmaya çalışıyor. 

Geleneksel hurafeciliği esas alarak Batı’nın bu meşum hegemonyasına gerekçe üreten nice iktidarlar da 

“ILIMLI İSLAM ” MARTAVALIYLA özgürleştirici değerlerimizi öğütmeye başlayan bu değirmene su taşımaya başladı.

İlginçtir, içeride ve dışarıda elbirliği ederek 

ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSU İSLAM’A SALDIRANLAR 

Yine el birliği ederek 

Samimi Müslümanları hedefe almışlar!