Bazı belgeseller var ki Nihat Hatipoğlu menkıbelerinden çok daha ibretlik...

Behlül Dane balatfener@gmail.com

 

Sığır kuşu derler bir asalak kuş yaşarmış Güney Amerika düzlüklerinde. Hayatı otlaklardaki sığırların sırtında geçer, sığırın üstündeki parazit ve ürkütüp açığa çıkardığı böceklerle beslenirmiş. Başkasının sırtından geçiniyor yani kelimenin tam anlamıyla asalak, bir o kadar da uyanık.

Asalaklığı o kadar ileri götürmüş ki yuva da yapmıyor sığır kuşu. Yumurtalarını alaycı kuşun canını dişine takarak bin bir emekle yaptığı yuvasına bırakıyor.


Adı alaycı kuş ama kendisi saf hatta salak. Adını alaycılığından değil de alaya alındığından almış olmalı.

Saflığından mıdır, iyi niyetinden mi, yoksa imparatorluk geleneğinden geldiği için midir bilinmez? alaycı kuş kendi yumurtalarıyla beraber bu yumurtayı da sahipleniyor.

Sığır kuşu asalak olduğu kadar arsız da, kuluçka süresi daha kısa olduğundan alaycı kuş kendi yavrularından önce sığır kuşu yavrusunu beslemeye başlıyor. Bu bakım, yavru büyüyüp yetişkin bir kuş oluncaya kadar devam ediyor.



Sığır kuşu arsız dedik ya taşıyıcı anne tarafından dünyaya getirilip büyütülmesine rağmen asla asimile olmuyor. Cinsini sevdiğim cinsine çekiyor. Üreme mevsimi yaklaşınca o da yumurtasını bir alaycı kuş yuvasına bırakmak üzere, hemcinslerinin arasına karışıyor....

Belgeselin başını izlemediğim için coğrafyayı pek benzetemesem de bu kuşların Ortadoğu'da, Mezopotamya'da yaşadığı hissine kapıldım zira hikaye, çok tanıdık, fazlasıyla bizdendi.

Ortadoğu, medeniyetler beşiğiydi ama içinde çok fazla sığır ve sığır kuşu barındırıyordu. Bir de alay edilesi alaycı kuş vardı kullanıldığının farkında bile olmadan, kanatlarının atında düşmanını besleyip büyüten...



.