Balat'ta "Fazilet" sahibi olmak!

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

O günlerde Fener iskelesinden Kasımpaşa’ya yolcu taşırdı kayıkçılar. Yüzlerindeki gerginlik mi fazla, bileklerindeki güç mü diye düşünürdüm hep. Kayış gibi suratlarında gülümseme olmadığı için ne tür tepki vereceklerini anlamak mümkün değildi.

“Dolaşmayın buralarda” dediklerinde bizim gibi Balat’tan Fener’e Haliç’in mavi yeşil sularında serinlemek için gelenleri ürkütürlerdi. Çocukluk bu ya yine de vazgeçilmezdi Haliç’e girme kararlılığından.
Mavi yeşil dediğimde, mavinin Marmara’nın deniz suyundan, yeşilin evlerimizden Haliç’e ulaşan lağım sularından geldiğini bilirdik. İşte bu yüzden risk vardı o sularda. Çocukluk işte kim dinler bunları…

Oysa kalafatları yeni yapılmış kayıkların kenarlarına baktığımızda acı gerçek bir şamar gibi yüzümüze vuruyordu. Yooo. Yosun değildi gördüklerimizin lağım sularının sararttığı yeşil, kırmızı mavi boyalar, sanki güneş ışınlarına yenik düşüp, yok olmuş gibiydi.
Nuri, Ercan, Sadık için hiç önemli değildi bu görüntü. Hatta ciğerlerimizi patlatan o koku. Ama ben son derece dikkatliydim. Çünkü daha evden çıkmadan asgari yirmi sekiz tehdit alıyordum.
“Bak zatürre var, verem var” seninle uğraşamayız, sıradan bir şarkı sözü gibi kulağında yer ediyordu. İşte bu yüzden ben genellikle seyirci oluyordum, sıcak havada serinleyenlerin yanında.

Oysa Balat’ta yaşayanlar için bir seçenek vardı, benimde ilgimi çeken. Florya’da Menekşe plajına gitmek. İyi de madem böyle bir olanak var, neden gitmiyorduk?
İşin içine “tamamen duygusal” etmenler giriyordu. Önce otobüs, sonra tren ardından plaj giriş ücreti… Artı bir de kaybolan onca zaman… Zamanın ve mesafenin hesabını yaparken, sanırsınız uzay yolculuğuna hazırlanıyoruz.
***
Arada bir de olsa eğrisini, doğrusuna denk düşürür giderdik Menekşe plajına. Haliç’te suya girildiği düşünülürse, o günlerde Menekşe plajının suyunun içilecek nitelikte olduğunu söylesek yanlış olmaz.

Tabi hafta sonu yoğun kalabalıkta, az sayıdaki tuvalet nedeniyle, sıra beklemek yerine, “Git şurada denizde hallet” uyarısı üzerine mayolarının kenarından sarı sular gelen kişileri gördüğümüzde yine de o suyu içmek gibi bir girişimden bulunmazdık.
Bir de tahta iskelesi vardı Menekşe plajının… Genelde kesişmeler orada olurdu. O günler bu günler gibi değildi. Karşılıklı bakışmalarla başlardı her şey… Hidayete ermek için dört hafta gerekirdi.

O bakışmaların önünde gölge olmak ise bizim gibi çocuklar için en büyük tehlikeydi. Hele biraz fazla dur, adeta benzin yüklü bir tanker faciası yaşanır, patlamayı yapan delikanlıdan nasıl kaçacağınızı bilemezdiniz.

Yine böyle bol güneşli bir günde, kuğu gölü balesi oyuncularını kıskandıracak bir parmak ucu şovla tahta iskelenin sonuna geldik. İskelenin sonu derken suyun derinliğinin birkaç metre olduğunu sanmayın, elli santimetre ya var, ya yok. Artık iddiamızı gerçekleştirme zamanı gelmişti. Ben yaklaşık 2 metre yükseklikteki iskelenin üzerinden o suya atlayacağımı iddia etmiştim, arkadaşlarım “Yap da görelim “ diye beni ateşlemişti. O sırada boynumu falan düşündüğüm yoktu. Serde Karadenizlilik var ya, ben atlamayacaktım da, Johnny Weis Muller (Tarzan) mi atlayacaktı.

Yaptım tabi… Atladım ve başardım, boynumu kırmadan serin sulara ulaştım. İddiayı kazanmıştım, bir hayli de caka satmıştım herkese. Güneşlenme iskelesinden suya atlamak her babayiğidin harcı değildi. Ama ne olduysa eve döndükten sonra oldu. Meğerse babayiğitlik bir anlık gururdan başka bir şey değilmiş.

Tuttu mu beni bir kulak ağrısı! Pişmanlığın bini bir para. Ben nasıl yaptım bu çocukluğu diyeceğim ama zaten çocuğum. Ve sabaha kadar süren bir ağrı yaşamak, günün doğumuyla kucaklaştım. Kadınların hep söylediği “doğum sancısı, sancıların en zoru” sözünü hatırladım bir an. Ben de doğumu bekliyordum ama benimki günün doğumuydu.
Çünkü Hızır acile ulaşmam gerekiyordu. “Fazilet” e ermem şarttı. Şöyle düşünmeyin sakın! O zamanlar 112 falan yok. Bizim için tek kurtuluş Fazilet.

Biliyorum neydi bu “Fazilet” diye düşündüğünüzü. Fazilet bizim Nevzat amcanın eczanesi, Hızır acil de ta kendisiydi. Eczanenin kepenklerinin açılmasıyla birlikte uçtum Nevzat amcanın yanına. Durumu anlattığımda “Senden beklemezdim” dedi. Ne hikmetse zaten böyle olumsuzlukları hiç kimse benden beklemezdi, tıpkı Nevzat amca gibi.

Canımın yandığını bildiği için önce teşhisi koydu, “Basınç nedeniyle kulağında bir baskı oluşmuş” dedi. Ardından kısa bir tedavi ile gözlerimi açtım. Çok şükür ağrım azalmıştı. İyi ki varsın Nevzat amca dediğimde, sevgiyle şöyle bir kucakladı beni ve güle güle diye uğurladı.
Nevzat amcaya borcumu soracak oldum, “Babanla hallederiz” diyerek yol verdi bana…
İşte bu yüzden “Fazilet Eczanesi” ve Nevzat amcanın bizdeki yeri başkaydı, nurlar içinde uyusun…
Haldun Domaç

paylaşan Erhan Çipa