ÇAKALLIK

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

Önemli gördüğüm bir yıl önce ÜRETMEK başlığıyla paylaştığım bir yazıyı özetlersem;
Sıfır hata ile çalışmak ya da yaşamak elbette çok zordur. Ancak bu bir ideali anlatır. Ulaşılması ve varılması hedeflenen bir sonucu gösterir. İşte çalışırken, konuşurken, ibadet ederken, karar verirken, öğretirken ya da yargılarken kısacası hayatın her aşamasında sıfır hata ile davranmayı esas alan bir anlayışı öğrenmek demek başarıya ve huzura imza atmak demektir. İnsanları dedikodu, nifak, kin, iftira ve aldatmayla meşgul edecek yerde üretken olmaya, etkin çalışmaya yönlendirmek onları hem daha başarılı hem de daha iyi insan yapacaktır.
*
Düşünce üretemeyen bilimden mahrum ortak akıl kavramının göz ardı edildiği toplumlarda tabiatıyla yolsuzluğu, haksızlığı, hukuksuzluğu, hırsızlığı ve topyekûn ahlaksızlığı tek tek ayrı hastalıklar gibi görürseniz, hastanın derdine derman olamazsınız.
Ne yazık ki, bugüne kadar ülkemizde herkesin bilip de söyleyemediği gerçek bu… Her sorunda olduğu gibi, yolsuzluk sorununda da kimse parmağıyla asıl hastalığa işaret edemiyor.
Çünkü asıl hastalığı teşhis etmek, ilan etmek cesaret işi. Çünkü hastalığın kalpten, beyinden kaynaklandığını söylemek durumunda olanlar, zaten o organlar üzerinde tasarruf edenler. Kimse, ‘’evet, sistem hastalıklı, ama o hastalıkları doğuran da bizleriz demeye yanaşmıyor. Çünkü yolsuzluğu para sisteminin öznesi haline getirmiş toplumun düşünceye yönelik sabrı ve külfeti içerir bilim üretmesi beklenemez.
*
Görüyoruz ki bu ülkede yaşayan hiç kimse yolsuzluktan, hak ettiğini alamamaktan ve hak etmediği muameleyi görmekten memnun değil. Öyleyse bu hastalığın devam etmesini isteyen başka bir takım çıkar çevreleri var.
*
Dış güçlerin, düşünce sistemi ortaya koyarak itibar kazanamamış ülkemizi istedikleri yönde idare etmeleri için bazı gizli gruplara, siyasilere, bürokratlara, gazetecilere ve işadamlarına verdikleri en önemli menfaat, işte bu yolsuzluk hürriyeti…
Çoğu kez yolsuzluk, yapanın yanına kar kalıyor. Çünkü yolsuzluktan muzdarip olan kitlelerin değil ama yolsuzluk yapanların arkaları güçlü.
İş bununla da kalmıyor. Toplumu yönetenlerin ahlakı, sonuçta toplumun ahlakı haline gelir. Bugün de öyle değil mi?
Evet, düşünce üretemeyen, işi ehline veremeyen toplumların akıbeti bu olsa gerek.
*
Yazıya yorum yapan saygın bir ülküdaşım branşında uzman sosyolog Fatma ÖKMEN Hanım Fendinin yorumunu çok anlamlı bulmuştum;
’Sevgili Hocamm, bizim devlet adamı yetiştirmemiz gerekiyor. Eksik olan bu bizde... Atatürk sonrası sıkıntının kaynağı tam da budur. Siyasetçi ile devlet adamı arasındaki farkı görmek gerekiyor. Devlet adamı yaşatmak için vardır, siyasetçi ise yaşamak için vardır. Çünkü bize bu iktidar mücâdeleyi bırakmış, daha kolay, tembel işi ve rahat ulaşılan cehaletin ellerine teslim etmiştir hocamm...Saygımla kıymetli üstâd..’’.
*
Anlaşıla o ki bir kısım siyasetçinin çakallık tarafları ağır basıyor.
Çakallık dedim de duymuşsunuz; bir fıkra anlatılır çakallar hakkında;
*
Çakalın biri boyacı küpüne düşmüş ve rengârenk bir halde ormana dönmüş. Onu gören orman ahalisi ilk defa gördükleri bu renkli hayvana biraz hayranlıkla biraz da çekinerek "Sen kimsin" diye sormuşlar.
*
Diğer hayvanların kendisini tanımadığını ve çekindiğini gören çakal "Ben yeni kralım" diye cevap vermiş. Az bir kesim karşı çıksa da orman ahalisi ilk defa gördükleri bu hayvandan etkilenerek onun krallığını kabul etmişler. Çakallar durumu anlamış ama kendilerinden biri kral olacağı ve kendilerine iltimas sağlanacağı için susmuşlar.
*
Tüm hayvanlar toplu halde ormanın en yüksek tepesinde yaşayan aslanın yanına gidip yeni kralı takdim etmişler. Aslan durumu anlasa da diğer hayvanların ona olan teveccühünden dolayı ses çıkaramamış ve
Çakala dönüp, "Tamam artık kral sensin ama ben de bunca yıllık kralım, müsaade et bundan sonra da vezirin olayım" demiş. İşini aslana yaptırıp krallığının tadını çıkaracağını düşünen çakal bu teklifi kabul etmiş.
*.
Günler böyle geçerken bir gece dolunay çıkmış ve tüm çakallar
Ulumaya başlamış, bizim kral çakal da fıtratının gereği çıkmış en yüksek tepenin uçurumunun kenarına ve başlamış ulumaya. Tüm hayvanlar onun uluduğunu görmüşler. Herkesin her şeyi gördüğünden emin olan aslan da yaklaşıp pençesiyle çakalın ensesinden tutmuş. Çakal şaşkınlık
ve korkuyla "Beni nasıl tanıdın" diye sorunca, aslan "Ben senin çakal olduğunu hep biliyordum da millete nasıl anlatacağımı bilmiyordum, şimdi herkes anladı" diyerek çakalı uçurumdan aşağı atmış.
*
Hiç bir çakallık gizli kalmaz elbet ortaya çıkar ve hesabı sorulur.
A.Kemal GÜL
(06 Ocak 2024)