Erhan Çıpa ile, Balat Hikâyeleri
Erhan Çipa
SOSYOLOJİK VE PSİKOLOJİK DEĞİŞİMLER-“Oradaydım” ya da ‘O zamanlar’ başlığıyla yazacak olursam, ortaokulu Pertevniyal Lisesinde okuduğumuz yıllardan kahramanımız Sırtında parkasıyla bizim okula gelip boksör olduğuna güvenip ödev yapmayan öğrencileri döven matematik Öğretmeni Hami Cebeci’yi nasıl sigaya çektiyse, Balat’a geldiğinde de aynı tarife.
Fatih Terim’e çok benzeyen, -o yıllarda büyük hayranı olduğumuz- bizi Haliç takımına kazandıran, bir seferinde beni nezaretten, babamı hapse girmekten kurtaran, bana göre “dünyanın en cesur ve en yakışıklı başkanı Güneri ağabeyle karşı karşıya geldiğinde –“Keşanlı Ali Destanı” filmi de böyle başlar- bir büyük sessizlik oluyor.
Tolunay destursuz girdiği kahvede masanın üzerine çıkıp, Televizyonu kapattığında… Yutkunuyoruz Halaoğlu Mesut’la birlikte.
Korkudan onu yıllar evvelden tanıdığımızı söyleyemiyoruz ama Tolunay –TV Kapandıktan sonra-tarihi bir konuşma yapıyor, sağ görüşlü ağabeylerle sola sempati duyan daha genç yaşta arkadaşların aynı kahvede bir arada yaşadığı süreç başlıyor.
Camcı Hüseyin’in ağabeyi Çöp Hasan, olaylı Taksim 1 Mayıs Mitingi ertesi kahveye girip ‘Provokasyon’ diye bağırdığında bu kelimenin anlamını bilmiyorduk ama 11 Eylül sonrası değişmekte olan dünyayı Gökdelen Baskını sonrası nasıl gözlemlemişsek,12 Eylül öncesi sürece denk düşen o günün de Balat Muhiti için bir büyük Milat olacağını anlayabiliyoruz.
O zamana kadar süregelen “mahalle kabadayısı anlayışı” silahlı örgüt üyesi olduğu rivayet edilen Dev Genç karşısında irtifa kaybediyor, Ülkücü Gençlerin de o tarihlerde yükselişe geçtiğini yine Balat Muhitinden biliyoruz. Bütün bu olayların ilk başlangıç günlerinde duvarlara yazılan “MC” harflerine karşılık, “Dev Genç” ya da “Dev Lis’in Kelesine iner ” ifadeleriyle başladığını düşünüyoruz. Bir deneme yazarı ‘Bence’ demeli ve taraf tutmamalı.
‘TARAF OLMAK’ İÇTENLİĞİN BAŞLANGICIDIR. PEŞİNDEN CİDDİYET GELİR. GİDEREK ‘CAN SIKICI BİRİ’ OLUR İNSAN.
Yine Yeni Yeniden Bağdat Caddesi gerçekliğimize geri dönecek olursak arkadaşlar, silahlı kahve taraması olduğu gün birkaç saat önce beni aramak için kulübe gelen asker arkadaşım Emin Ali-Allah korumuş-girişte halaoğlu Mesut’a Elli bir öğrettiğim masada Babazot İrfan’ın elinden birkaç çay içmiş, İstanbul dışında olduğumu söylediklerinde kalkıp gitmiş.
Handiyse yarım asra yakın süregelen arkadaşlığımızda siyasete girip Rahşan Ecevit zamanında ‘Taşlı Tarla da ilçe başkanı’ olan da odur. Fındık zade Tepesi üzerinde 5-6 Mayıs tarihinde rastgele bir aramada duvara yazı yazan gençlerle birlikte olduğumuzu iddia eden askerin dayatması üzerine paket posta olduğumuzda, en çok panikleyen de.
-“Sabıka kaydı için Şehremini Karakolu, Fatih Emniyet Amirliği arasında gidip geleceksiniz” diyorlar. Görece bize göre bitirim sayılan Sahap Yersen’e “Fatih Nasıl?” diye soruyor, “geçen hafta üç yıldız almıştı” cevabı karşısında gülüyoruz aslında ağlanacak halimize.
Neden sonra bizimle birlikte paket posta olan gençlerden biri Akıncı Gazetesi dağıtmaktan sabıka kaydı almış, dosyaya “şu kişi ve yedi arkadaşı” yazıp, Selimiye Kışlasına gönderiyorlar. Gözaltı süresinin 90 gün olduğu devirde normalde altımıza yapmamız lazım ama Tophane doğumlu, Siirt kökenli, Beyoğlu nüfusuna kayıtlı olduğuyla övünen, aileden nüfuzu olan asker arkadaşımız Sahap Yersen hangi nezarete atılmamız gerektiği sorulduğunda “Futbolcuyuz” diyerek gönüllerin şampiyonu oluyor.
Solcular tarafından omuzlara alınıp hücre içinde dolaştırılmaya başladığında, evimizden uzakta karanlıkta ve soğukta geçireceğimiz ilk gece olduğundan bir köşede somurtuyoruz.
‘Okeye dördüncü kişi’ diyebileceğimiz konumda kayın biraderi Kara Ali-o da Adanalı ve Tophaneli-montunu çıkartıp bana veriyor, ‘al otur duvara yaslan’ dediğinde, dünyalar benim oluyor.