İstanbul'u başınız yukarıda gezdiniz mi hiç?…

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

İSTANBUL’U GEZİYORUM….
İstanbul’u başınız yukarıda gezdiniz mi hiç?…
Yoksa hep giyim dükkanlarını, dönercileri, muhallebicileri veya tatlıcıları mı aradınız?…..
Sakın ha, yürürken önünüze bakmayı da ihmal etmeyin, bir çarpık kaldırıma rasgelir maazallah düşersiniz sonra İzak bana başım yukarıda gezmemi istedi diye bir de beni suçlarsınız….
Evet İstanbul demek , Tarıh demek , Osmanlı demek Bizans demektir o muhteşem yapıtlarıyla….
Bugünün o devasa gökdelenleri kastetmiyorum, birbirine benzeyen AVM leri de değıl….
Genelde yazılarım kısa olur, bu sefer çerçeveyi genişleteceğim içine daha büyük bir fotoğraf sığdırmaya çalışacağımdan biraz uzun olacak…
“Cite de Pera” yı tanımayanız yoktur, çiçek pasajı dediğimiz binayı yakından görmeniz zor olduğundan geçin karşısına, hafiften kaldırın başınızı ve seyredin bu eşsiz mimarisiyle senelerin yıpratamadığı bu binayı, geniş açıdan….
Girin pasaja kaldırın başınızı yıllarca farkına varamadığınız o güzellikleri, titizlikle yapılmış oymaları, heykelleri göreceksiniz yıllarca ayakta duran o sanat eserlerini halen görmeyeniniz varsa….
Çıkarın aklınızdan bir süre Kokoreç’i , Midye tavası’nı…
Biliyorum bira içmeye geldiniz veya  bir iki kadeh tokuşturmaya yahut bir “Ufak”ı götürmeye ama sonra zor kaldırırsınız başınızı…..
Hele Avrupa Pasajı…
Başınız yukarıda , ayaklarınız sağlam bassın o dar geçitte, kimseye çarpmadan…
Pardon, demeniz de yetmiyebilir, iriyarı birine toslarsanız….
”Pardon diye diye, eşekler çoğaldı” yı patlatır yüzünüze…..
Mısırlı Han, Narmanlı Han, Suriye Pasajı , Hacopulo Pasajının dar girişiyle içeriye girdiğinizde geriye dönersiniz gençliğinize, Madam Katya’nın şapkalarını gördüğünüzde….
Bir de başınız halen yukarıda ise pencereleri görürsünüz , bugünkü gibi dört köşe beyaz çerçeveli zevksiz , monoton olmadığını görürsünüz….
Mercan yokuşunu , Çakmakçılar yokuşunu, Rıza Paşa yokuşunu çıkarken o senelerce iş yerlerini barındıran Hanlar’ına girin yine başınız yukarıda…..
Uzaklaşırsınız bugünden, geçmişe yolculuk gibidir bu yerler…..
Çemberlitaş, Galata Kulesi, Yerebatan sarnıcı ve daha bir çok yapıtın halen ayakta olması bir tesadüf değildir….
O zamanların bir mimari dehasıdır….
Bugünkü modern 40 veya 50 katlı gökdelenlerin dört köşe camekanla çevrili bir Lego mimarisiyle üstüste sıralanmış beton yığınından başka hiç bir özelliği  olmadığını göreceksiniz….
Vapurla Kadıköy’e geçtığımde Haydarpaşa garına yaklaşıp o tarih kokan binaya baktığımda, askere yolcu ettiğimiz amcam aklıma  gelir ,Malatya’ya….
Sirkeci garına girin oturun bir çay içmeye etrafınıza bakınarak o renk renk mozaiklerin güzelliğine…Hele Büyük Postane…
1909 yılında inşası bitmiş bu muhteşem yapı….
Öylesine dururum karşısında bakınarak sanki geçmişi ararım, buraya gelip salonun ortasındaki yuvarlak , hanelere ayrılmiş masada askere yazdığımız mektupları….
Kimse görmesin diye yazılanları, yan tarafları bir paravanla çevrili o masada kimbilir kaç kişi sevgilisine mektup yazmıştır hasretle, hüzünle…..
Evet her ne kadar İstanbul Annemi , Babamı hatırlatsa da bizlerin ortak bir kızımız olduğunu bilirsiniz değil mi?….”
Kızkule”sidir bu ….
İstanbulun simgesi….
Yaşlanınca hemen bir botoks, ve gözlerine sürme çekilip tekrar genç kalır kızımız….
Neyse hem yukarı, hem de aşağı bakıp gezdik İstanbul’da…
Şimdi bir de gözlerinizi kapatıp yürüyün bu şehirde..
O zaman anlarsınız Orhan Veli’nin nasıl dinlediğini gözleri kapalı, rüzgârın esintisini, kuşların seslerini, suyun huzur veren akışını…
Yahya Kemal Beyatlı’nın
Nice revnaklı şehirler görülür Dünya’da
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan
Yaşanmıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan…
İstanbul’u  o kadar güzel anlatan bu şiirin tamamı odamda asılı bana  bakar durur göz kırparak…..
Bugün biraz uzun yazdım tutamadım kendimi, konu İstanbul  olunca akan sular durur, benim yazma hevesim hiç durmaz….
İstanbul’u yazmakla bitmez, gezin arada sırada, başınız yukarda, ayaklarınız yerde ve de gözlerinizi kapatarak hissedin bu eşsiz İSTANBUL’U…..
Sağlıkla kalın….
İZAK BAROKAS
********************

Abdullah Gözaydın
İstanbul hemşerimiz Sayın İzak Barokas İstanbul'un meyhanelerini o devrin 3-5 katlı yığma tuğla binalarının muhteşemliğini anlatırken Bizans’a kadar gitti, Dedelerine kapılarımızı açan Osmanlının Dünyaca Muhteşem camilerini, Beyazıt kulesini, İlk adliyemiz Büyük postaneyi, Sepetçi Kasrını, Selimiye kışlasını, Mütevazı medreselerini görmezden geldi. Bunu kabul etmem mümkün değil. maya uyuşmazlığımı diyeyim, kompleks mi diyeyim bilmiyorum ama 500 yıldır can mal güvenliklerine zeval gelmeyen azınlıkların (Bazı dönem politikacıların çıkardığı isyanlar hariç,6-7 eylül varsa 1. Dünya savaşında Azınlıkların Düşmanla işbirliği de var) Hiç teşekkür ettiklerini göremeyecekmişim diye hayıflanıyorum. Türk milletinin asaleti bazı bünyelerde alerji yapıyor işte