KÂĞIT –KALEM-ZEHİR

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

Yine o günlerde çok öfkeliyim, -Balatlı ağabeyler gibi olamadığım için- hırsımı Belgrat Ormanından, pardon koşu ayakkabılarımdan alıyorum. Ayağımdaki ayakkabılar neredeyse paramparça olacak fakat ben koşu parkurunun hemen başlangıcında Stant açmış, Nike markasının sorusunu düşünüyorum, şimdi.
Nike markası Vakkorama’nın yerini almış, koşu parkurunu yenilemiş. Üstüne üstlük neden koştuğumuzu merak ediyorlarmış.
Birlikte koştuğumuz genç arkadaşım gerçekçi davranıyor, halı saha maçlarında yenilmemek için koşmaya başladığını anlatıyor.
Sırf zıtlık olsun diye değil ama o günkü koşuda yaşanmış anıları düşündüğüm için en yukarıdaki hikâye başlığı çıkıyor, ağzımdan.
Projenin direktörü olduğunu söyleyen hayli kilolu bir arkadaş takılıyor peşime. Başarı üzerine konuşuyoruz bir süreliğine. O koca göbeğiyle neleri başardığını merak ediyorum, sigarayı bıraktığını anlatıyor.
“İleride neyi başarmak istersin?” sorusu aklımı başıma getiriyor, Türk insanı olarak Ütopik hayaller kuramadığımızı –nihayet- kavrıyorum.
Bir hayli kilolu olan bu arkadaş -Ertan Hatipoğlu-* ‘olimpiyat şampiyonu yetiştirmek’ istediğini söylüyor, apışıp kalıyorum. Dünyanın en kilolu Atletizm Antrenörü, dünyanın en sıska atleti Elvan Abeylegese’yi Dünya ikincisi yapıyor.
Ondan Feyiz alan Aslıhan Çakıroğlu olimpiyat şampiyonu oluyor, biliyorsunuz.
“KENDİSİNİ OLDUĞUNDAN DAHA MUTLU YA DA DAHA MUTSUZ GÖRMEK İNSANLIĞIMIZIN KUSURLARINDANDIR” demiş Lessing.
Erhan Çipa