Karacaova'da (Almopia) yaşanmış bir hikaye...

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

SNEK SAMUVİLA – KAR PERİSİ
-Keçiler çatlayacak mari nanu(ninem). İki gün oldu sağılmadılar. Maazallah kurtlar çakallar basmasın starga’yı(ağıl). Nasıl bıraktık onları orda. Ah kafam! Mecbur gideyim, dedi ninesine ve kardeşi Paşo’ya da bastı küfürü Süleyman, sanki onun yüzünden.
-Aman sinko alâ sa tam bre(Aman oğlum kalsınlar orda). Bu karda  gidilir mi? Göz gözü görmez, tıkanırsınız. Zima gulema, snek do koleno(kış büyük, kar dize kadar). Hem yılbaşıdır öyle dışarıda gezmek iyi değil, dedi nana(nine) Ayşe. Annesi Kak’ Rabiye’de gitmelerine razı olmadı.
Yılbaşı akşamına doğru kar hızını kesmişti fakat o kadar çok yağmıştı ki kapılar pencereler tamamen kara gömülmüştü. Bu arada evin kadınları da boş durmamış, yılbaşının geleneksel yemekleri olan tikvinik pite(kabaklı börek) ve kabak tatlısı pişirmişlerdi. Zira yılbaşlarında kabak pişmeyen eve Bocuk karısı uğrar, her yeri darmaduman edermiş. Güya kabak pişti mi Lamya(yaratık) da çocukları kaçırmazmış. Dayanamadı Süleyman, mis gibi tikvinik kokan odadan –keçiler çatlayacak hem donacaklar, diyerek kararlı bir şekilde kardeşi Paşo ile beraber akşam karanlığında ellerinde gazlı fenerlerle yola koyuldular. Ağıla ulaşana kadar Süleyman’ın etmediği küfür kalmamıştı. Kara küfür, keçiye küfür, ağıla küfür, Turluk dereye küfür. Herkesi, her şeyi kalayladı anasını satayım. Ne doğuranlar kaldı ne de ölenlerin mezar tahtası. Küfürlerden sonra ulaştılar kazasız belasız. Hem soğuktan hem de sütten şişen memelerinin verdiği sancıyla bağıran keçilerin kimisinin sesi bile kısılmıştı. Zavallılar ağılın üstü sazlarla kapalı tarafına sığınmışlar ve soğuktan birbirlerine sokulmuşlardı.
-Evvah bre, dedi Süleyman ve başladı gene kalaylamaya. O esnada Paşo elindeki ışığı zayıf fenerle keçileri saymaya çalışıyordu.
-Tamlar, zayi yok ago(abi), dedi. Tam keçileri ağıldan çıkartacaklar, ağılın biraz aşağısındaki Turluk dereden bir keçi sesi. Süleyman gene duman dumana gidiyor. Bu sefer Paşo’da sinirlenmişti. Ağabeyine –dosta bre ago. Şo da znam. Seg’de timnitsa. Ne mojil sam da izbroyam sağlam(Yeter be abi. Ne bileyim. Her yer karanlık. Sayamamışım sağlam), diyerek çıkıştı. Keçileri tekrar ağıla soktular ve sesin geldiği dere tarafına indiler. Ses iki kaya arasından geliyordu. Paşo elindeki fenerle iki kaya arasını aydınlattı. Keçi sıkışmış. Süleyman boynuzlarından, Paşo arka bacaklarından tuttu. Süleyman kardeşine –amma bet bakar bu kaure(gâvur), dediği esnada keçi yok oldu. Şaşırdılar, dona kaldılar. Keçi kaybolmuştu kaybolmasına ama boynuzları Süleyman’ın elinde kalmıştı Şaşkınlıkla boynuzları gocuğunun cebine attı. Küçük Paşo ağlamaya başlamıştı. Ağabeyine –bargu da beg’ne, bargu ago bargu bre(çabuk kaçalım, çabuk abi çabuk be), diye hıçkırıklı sesle bağırdı. Aslın da Süleyman da korkusundan ağlayacaktı ama ağabeyliğine yediremiyordu, tuttu kendini. İvedilikle ağıldan keçileri topladılar. Yol boyunca ninelerinin bu vakalar için tembihlediği Felâk ve Nas surelerini okudular. Eve vardıklarında başlarından geçeni anlattılar korkudan titreyen sesleriyle.
-Eskiler anlatırdı. Snek samuvili(kar perileri) varmış insanları kandırırlarmış. Keçi kılığına girmiş, kandırmış sizi, dedi nana Ayşe. Süleyman ise başını iki yana sallayarak sövdü kar perisine – ühh putkata mu mayçina uyzlajiy(ühh……..kandırdı bizi). Paşo’nun baya korkmuş olduğunu gören ninesi –ah nanka ubavin(ah anasının güzeli), diyerek ona sarıldı ve korkusunu alması için testiden bir avuç su alarak sırtına döktü. O arada Süleman’ın eli gocuğunun cebine çarptı ve şangır diye bir ses geldi. Elini cebine attı ve boynuzları çıkarıp gösterdi. Annesi Kak’ Rabiye –ey gidi nanku mari!(hey gidi anam). Voti mi kla’iş na ceput bre çedu(Neden ya onları cebine koydun be evladım), çarpılacaksın zare(zira). Yok et onları, dedi. Ninesi ise gelinine –ayt ayt nim sa barkiş mari(hadi hadi karışma sen), dedi ve Süleyman’a boynuzlar nerede elinde kaldıysa oraya bırakmasını, yoksa samuvila’nın rahat bırakmayacağını söyledi.
Nana Ayşe o akşam yatsıya kadar cinli perili hikayeler anlattı torunlarına.
-Ben daha bekârdım. Cunkov’ların(Cunkooğulları) sünnet düğünüydü. Ateşler yakıldı, oro(balkan horonu) oynamak için gençler sıralandı davul, zurna bekliyorlar. Çalgıcılarda Pojarsko köyünden(Karacaova’nın bir köyü) gelecekler güya. Bekle Allah bekle. Ne gelen var ne giden. Yaşlılardan üç kişiyi gönderdiler. Bir vakit sonra yaşlılar geldi ama nasıl korkmuşlar. Başladılar anlatmaya
-yoldan giderken Gulemi Armanite(büyük harmanlar) tarafından hem davul hem zurna sesi hem de ışık geliyordu. Gittik baktık. Bre ne görelim. Tarlanın kenarındaki incir ağacı yanıyor. Samuvila’lar çalgıcıları tutmuş düğün yapıyorlar. Ondan sonra zaten düğün dağıldı.
Başlandı mı bir kere anlatılmaya cinler periler yatana kadar bitmez. Laf lafı, hikaye hikayeyi açar. Kılıktan kılığa giren Topal Kara Ali hikayesini de anlattı nana Ayşe, konuşan keçileri de arbasanları da(karabasan).
-Babanız daha yeni doğdu. Loğsayım. Yattım ama yarı uykulu yarı uyanığım. Birden kapı aralandı. İnce bir kara duman girdi. Hop oldu kapkara cüce. Kutu giupsi(çingene gibi). Arbasan(karabasan). Nah o gözleri dişleri bembeyaz. Karşıda sandığa kuruldu önce. Sonra bir zıpladı babanızın üstüne. Basmak istedi onu. Bir tekme attım. Hemen hop eşiğin altından kaçtı.
Yaşadığı olay ve ninesinin anlatılarından sonra o yılbaşı gecesi Süleyman’ın gözüne bir damla bile uyku girmemişti. Gecenin ilerleyen vakitlerinde ise küçük abdesti gelmişti ama korkudan yatakta kıpırdayamamıştı. Ötede yatan ninesine seslendi
-Nanu, nanu…stani. Da mi nosiş na kilar(Nine nine kalk. Beni tuvalete götür)
-Koca adam oldun ule. Korkarsın, diyerek torununu alaya aldı nana Ayşe.
-Ya kaçırırlarsa, ya çarpılırsam, dedi sesi titreyerek ve girdi tuvalete. İçeriden ninesine sesleniyordu
-Nanu, tam si?(Nineciğim, orda mısın?)
Not: Bu hikayenin kahramanları Erdek/Ocaklar köyünden dedem Süleyman Sutaş ve kardeşi Ali Paşa Sutaş’tır.
Ahmet Gökbayrak
Balıkesir/Erdek