SELANİK'TE SON KILINAN NAMAZLARDAN...

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

KARAFERYEDE SON EZÂN (EROL UZSOY)
“Müezzin İsmail Efendi yıllardır her gün beş defa çıktığı minareye bu defa adım­larını zorlukla atarak yavaş yavaş çık­tı. Gecenin sessizliği ve serinliği içinde ovanın karanlığına, aşağıdaki evlerde­ki zayıf ışıklara baktı. Daha önce yüz­lerce defa okuduğu ezânın, atalarının yüzyıllardır yaşadığı bu küçük kasaba­da son defa yankılanacağını düşünerek ellerini kulaklarına götürdü. Derin bir iç geçirerek gözlerini kapattı. Sicim gibi yaşlar kır düşmüş sakallarına doğ­ru süzülürken ağır, yanık bir sesle yatsı ezânını okumaya başladı.
Yağ kandilleri ile aydınlatılmış camide imam efendi ve cemaat, başları öne eğilmiş, gözlerinden süzülen yaşlarla İsmail Efendinin okuduğu yatsı ezânını son defa dinlediler. Kasabanın en uç­taki evlerine kadar bütün kasabalılar aynı hüzün ve sessizlikle başları önle­rinde ezânın bitmesini beklediler.

İmam Şefik Efendi son rekâtı kıldırıp selam verdiğinde cemaatin hıçkırıkları sessizliğin içinde yankılanırken, sanki yarın her biri bir tarafa dağılmayacak, belki de birbirlerini bir daha hiç gör­meyeceklerini düşünmeden, herkes başı önde, kafalarında binbir düşünce evinin yolunu tuttu.
Cemaatin tamamı dağılınca Şefik Efendi, kapıda dikilen Müezzin İsmail Efendi’den başka kimsenin kalmadığı­nı gördü. “Sen de gidebilirsin İsmail Efendi” dedi. “Kapıyı ben kapatırım.” İsmail Efendi boğazına düğümlenen acıyla hiç bir şey diyemeden ağır adım­larla çıktı.
İmam Şefik Efendi, cübbesi ile olduğu yere çöktü, sarığını çıkardı. Küçücük bir çocukken dedesi ile bu camiye gel­diklerini, camide kılınan bayram na­mazlarını, avludaki bayramlaşmaları, cami hocasından gördüğü dersleri ak­lından geçirdi.

Birisi bu tarihî camide son namazı kendisinin kıldıracağını söylese idi herhalde kötü bir rüya diye düşünürdü. Ama işte; önce söylenti şeklinde duydukları, sonra jandarma kumandanı ve cemaat liderleri tara­fından da resmen bildirilen o gün gel­mişti. Yüzyıllardır yaşadıkları, bütün atalarının gömülü olduğu bu toprakları yarın terk edeceklerdi. Bu tarihî cami­de son namazı kıldırmak da ona düş­müştü.
Çöktüğü yerden yavaşça kalktı. Kandil­leri tek tek söndürdü. Son kalan kan­dilin titrek ışığında minbere çıktı. Boh­çanın içinde sarılı Kur’an’ı öpüp başına koyduktan sonra koynuna soktu. Ağır adımlarla dışarı çıkarak halının altın­daki kocaman anahtarla kapıyı her zamanki gibi iki kere kilitledi. Gecenin serinliğinde içinden, ”Allah yardımcı­mız olsun, camimiz de atalarımızın ruhlarına emanet olsun” diyerek göz­lerinden süzülen yaşlarla, ağır adım­larla karanlığın içinde kayboldu.
Yunanistan’da göç ve mübadele öncesi iki camimizde son kılınan namazlar...

Neval Konuk Halaçoğlu