Yeni Dünya Düzenine giden köşe taşları

Sosyal medya sicakyuva@gmail.com

KARA VEBA ve GÜMÜŞ ! ????????
14. yüzyıla geldiğimizde Kara Veba salgını Avrupa’da yaşayanların %25’ini katlederken, tek etkilenmeyenler çingenelerdi.
Sebebi ise çingenelerin gümüşü enjekte edilebilir hale dönüştürüp, damar yolu ile vücuda vermeleriydi.

Peki, gümüş hangi özelliğinden ötürü insanlar katledilirken, çingeneleri vebadan dahi koruyabildi?
Gümüş iyonlarının en önemli özelliği, antibakteriyel olmasıdır ve düşük toksik özelliğe sahip olduğundan dolayı, üzerinde mikroorganizmaların bağışıklık kazanamadıkları ağır bir metaldir.

Bunun yanında gümüş elementi, antibiyotik özelliği gösterir ve bakteriyel enfeksiyonlarda, yanıklarda, yaralarda, kronik ülserde kullanımı oldukça faydalıdır.  Gümüş elementi kolay reaksiyona girebilen bir metal olduğundan dolayı, zehri de hemen belli eder.
Doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanarak yemek yemelerini tavsiye ediyorlardı.
Zehirlenmek istemeyen devlet adamları da genellikle gümüşten imal edilmiş bardak, tabak, çatal vb. eşyaları kullanmaktaydılar.

“Ağzında gümüş kaşıkla doğmak” deyimini ve varlıklı insanlar için kullanıldığını muhtemelen duymuşsunuzdur.
Bu deyimin kökeni, insanların gümüşün iyileştirici etkisini bildiklerinden yeni doğan çocukları koruması için ağzına kaşık koymalarından gelir.

Gümüş bunun yanında, 450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebilen tek elementtir.
Vücutta bulunan sağlıklı hücrelerin hızlıca bölünerek çoğalmasını sağlayarak, günümüzde de halen görülen pek çok hastalığın yayılmasını engelleyebilen bir elementten bahsediyoruz.

Peki, ne oldu da gümüş hayatımızdan çıkarıldı? Madem bunca faydası var niçin bir şekilde vücudumuzun bu elementi almasını sağlamıyoruz?
Bu olayın çıkış noktası ta İkinci Dünya Savaşı dönemine kadar gider.
O dönem hastalıkların ve yaraların tedavisi için keşfedilen penisilin, sentetik olarak üretilmeye başlanır.

Ve böylece tıpta patenti alınmış sentetik ilaçlarla, büyük ilaç firmalarını çok zengin eden yeni bir çağ başlar. Bu şirketler patentini almadıkları hiçbir şeyi satamayacaklardır ve tabiatta bulunan maddeler de doğası gereği patentlenemezler(!).
Ve böylelikle içine doğduğumuz sistemin getirisi olarak gümüş bir şekilde hayatlarımızdan çıkarıldı.

Daha doğrusu tam manasıyla çıkarıldı demek yanlış olur, bir şekilde unutmamız ve onun yerine, firmaların ürettiği sentetik penisilini kullanmamız öğütlendi.
1906 senesinde bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller koloidal gümüşün ilaç satışlarının önünde engel oluşturacağının farkındaydı.
Bu sebeple Jude Abraham Felxner yardımı ile Amerika’daki tüm tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği ve bu talimata uymayan tüm profesörlerin lisanslarının elinden alınacağını belirtmişti.

İşin ilginç tarafı Rockefeller, ailesinin hiçbir zaman ilaç kullanmasına izin vermedi.
Geçtiğimiz aylarda vefat eden David Rockefeller’in geride bıraktığı mirasa en çok katkı yapan sektörlerden birisi de elbette ilaç sektörü.
Manidar değil mi?

Gümüş elementi, tüm bu anlatılanlardan dolayı olacak ki bir şekilde hayatımızdan çıkarıldı.
Pek çok insan şu an için gümüş elementinin sonsuz faydalarından yararlanamıyor, çünkü bunlar bize ne anlatılıyor ne de kullanmamız konusunda teşvik ediliyor.
Aksine sürekli olarak, sentetik olarak üretilen ve patentlenmiş (!) ilaçlar satılıyor. Bakalım insanoğlu bu ilaçlara (!) daha ne kadar dayanabilecek…
Son olarak, içerisinde gümüş iyonu barındıran tek besin cevizdir.
Bu bilgilere okuyup, içinize sindiyse eğer tüketmeyi asla unutmamamız gereken en önemli besin, cevizdir.

 

TC Murat Abalı 
ALINTIDIR
--------------------------------------
YORUM:

Abdullah Gözaydın
Murat kardeşim Gümüş konusunu maalesef bilmiyorum Ama 1918 Yılında ABD de çıkıp Avrupa'yı da etkisi altına alan 150 milyon Avrupalının ölmesine sebep olan İSPANYOL GRİBİ İDİ osmanlı coğrafyası bu gripten fazla etkilenmedi, Çünkü Müslümanlar günde beş defa abdest almaları Temizliğe riayet etmeleri ve Tarım toplumu olduğumuz için virüslerle haşir neşir olmamız Osmanlıda bu gribin etkisi çok az oldu., Evet çingenelerin doğayla daha sıkı ilişkileri var Buda onların virüslere karşı bağışıklık kazanmasına sebep oluyor.
Bu işin birde siyasi boyutu var, Sinizmin osmanlıya düşmanlığı Kudüs ve çevresinde iskan izni vermemesi idi. yahudi ABD dümen suyunda Avrupayı örgütledi, Bir prensin ölümünü bahane ederek bir savaş başlatıldı. 1. Dünya savaşının sebebi osmanlının parçalanması içindi.

1918 de Kudüs ingilizlere Dolaylı yahudilere geçti, Siyonistler savaşı bitirmek istedi, Bunun için Virüs ortaya çıkardı, Yoğun ölümlere yol açan virüsü ilk keşfeden İspanyollar oldu, Adı bu nedenle İspanyol gribi kaldı.
Hatta İgilizlerin istanbulu vermeye niyetleri yoktu, Anadoluayaklanması karşısında ingiliz takviye kuvvet getiremiyordu, mecburen anlaşarak Lozanda kopardıkları ile İstanbulu terk etmek zorunda kaldı

Siyonizm Osmanlının hepten yok olmasını istemiyorlardı. hedeflerinde ABD yerine osmanlı bakiyesi ile Armagedona BOP ulaşmayı hedeflemişlerdi
Atatürk buna izin vermedi.

Geldiğimiz konumda durum aynı devam ediyor Artık BOPtan vaz geçildi hedeflerinde bütün dünya var Korkarım yakın zamanda 1. dünya savaşı gibi bir savaş daha çıkacak Yeni virüslerle bazı milletler zayıflatılarak teslim olmaları sağlanacak ve yeni kripto para devreye sokulacak Dünya hakimiyeti başlamış olacak.

Allah yardımcımız olsun, Biz uyuyoruz Dünya uyur numarası yapıyor ama ipler birilerinin elinde ve taviz vermeye niyetleri yok.

Allah onları da böldü, Avrupa, ABD, Rus, Çin ayrı ayrı hesap yapıyor Yeni bir salgın veya saldırı ile Yeni dünya düzenine merhaba diyebiliriz...