|
TÜRKİYE'DE "CUMA"
NAMAZI, TOPLANTISI
Giriş: İlmihaller, Diyanet, Konuyu araştıran ilim erbabının
çoğunluğu (CUMA NAMAZI) tabirini kullanıyorlar. Cuma
Kelime anlamıyla toplanmak demektir. Namaz demek değildir.
Veda hutbesi bir Cuma hutbesidir, Veda hutbesinin özünü
düşünürseniz burada Allah'ın Resulü (sav.) Başkanlık ettiği
halk'a İslami hayat şartlarını anlatırken, uyguladığı şerri
icraatlardan örnekler vererek Vasiyette bulunuyor.
Cuma
ayetini salt kelime olarak alıp yaşayacak olursak, Bu emre
göre, akıl baliğ herkes yaşlı-genç, erkek-kadın,
hasta-sağlıklı, Mukim-Seferi cuma ile mükelleftir anlamı
çıkıyor ki! 1432 yıldır Hicretle başlayan Cuma ibadeti
uygulamaları böyle değildir.
İmam-ı Â'zam (Allahın Rahmeti üzerine olsun) uyguladığı
hükümleri telif ederken tahrif etmek, manasını ilga etmek
kimsenin haddi değildir.
Ayrıca Laik Türkiye Cumhuriyetinin kanunlarının müsaade
vermemesi gibi bazı mazeretlere sığınanlar, Kendilerine
verilmeyen müsaadeleri, Anayasamızın Laiklik ilkesinin hakkı
ile uygulanması suretiyle kazanma mücadelesi vermesi
gerekirken, Teslim olmuş, ümmeti de kendi teslimiyetine
ortak yapmak isteyenledir. Maazallah bu büyük bir külfettir,
Bunu cahillerden başka kimse taşımaya kalkışmaz.
Türkiye'deki İslam dinine inanlar, Devletimizin Yahudiler,
Hıristiyanlar, Aleviler vs. karşısında takındığı (Hiçbir
şekilde ibadetlerine müdahil olmama) hakkını Biz Sünni
Müslümanlara da tanımak mecburiyetinde olduğuna inanmaları,
demokratik ve hukuk kuralları içinde Diyanetin diğer
kurumlar gibi gayri resmi, sivil toplum kuruluşu olmasını
talep etmelidirler.
Kiliseye ve Pazar ayinlerine, Hıristiyanlık kitaplarına
karışmayan devletimiz
Havra ve Sinagoglardaki Cumartesi ayinlerine, Musevi
kitapları karışmayan devletimiz
Cem evlerinde semah yapan Alevilere ve Dedelerin dini
anlayışına karışmayan devlet
Sünni Müslümanların İbadetine karışması, Bu ibadetleri
yönetmesi için 120.000 kişilik "Namaz, Ezan, Tesbihat"
memuru tahsis etmesi, Anayasamıza, Kanunlarımıza, Evrensel
yasa ve kurallara aykırı bir uygulamadır.
Bu nedenledir ki hala Diyanet Başkanlığımızın Kendine özgü
kanunu yoktur, Bütçesi Anayasamızda tanımlanmamış şekilde
oluşturulmaktadır.
Uygulamalarda gördüğümüz kadarıyla Bu Diyanet Memurları
İslam'a hizmet adına değil, Laik T.C. Devletinin Laik
kurallarının memuru olarak görev yaptıklarını beyan
ediyorlar, Bu nedenle şuurlu cemaat ila hep çatışma halinde
oluyorlar. Bu görevliler adeta İslam dinini ibadetten
mürekkep bir din gibi tanıyorlar, Bu şekli ile İslam
Hıristiyanlık gibi bir din kisvesine dönüşüyor.
İslami kaynaklar, Kuran ve Sünnet ortadadır ve İslam kişisel
olarak hayatın her karesine hükmeden bir dindir. Bu İslami
hayatı Laik bir devlette tehlike olarak görenler, Ya İslam'ı
bilmiyorlar, Yada kendi derebeyliklerini sürdürebilmek için
"İslami tehlike" diye bir "Fobi" oluşturuyorlar.
İslam özü itibariyle "Laiklikten çok ötelerde" Laik bir
hayat nizamıdır, Dini hayat kişiseldir, Laiklik tanım
itibariyle siyasi bağımsızlığı simgelemektedir. asırlarca
batıyı yöneten bağnaz kilise baskılarından kurtulma
projesidir.
İslam'ın toplumsal bellekte böyle bağnazlığı yoktur, İslam
Hayatı özgür tesis etmek ister, dayatmaları kabul etmez.
Kuranı kerimde Peygamberimize hitaben ( Ey resulüm biz seni
onların üzerine kollayıcı bekçi olarak göndermedik, sana
verdiğimiz görev Kuranı kerimi tebliğ etmekten ibarettir)
şeklindeki ayetler, Gayri İslami bir hayatı tercih edenleriz
inançlarında özgür olduğunu, özgürlükleri diğer vatandaşlara
zarar vermeyecek şekilde düzenlenmektedir.
Kısaca İçki özgürlüğünü kişi kullanırken, kimseye zarar
vermeyecek, küçük çocuklara kötü örnek olmayacaktır, Kişi
kendi zararlı faaliyetlerini alenen yaparım
düşüncesinde olması, demokratik değil, baskıcı faşist bir
düşüncedir, Modern kanunlar da İslam kuralları da bunu kabul
etmemektedir.
Devletimiz, Diğer azınlık mensuplarına (3. Şahıslara geçmiş
olsa bile) vakıf mallarını cemaate geri veriyorken, Devlet
bütçesinden büyük olan "İslami vakıflar ve malları"
devletleştirildi, amacı dışında kullanıma sunuldu, tahminen
%50'si satılarak vakıf özelliğinden çıkarıldı.
Bu dev bütçe ve mal varlığı nerede ise Sünni
vatandaşlarımıza hiçbir faydası olmayan şekilde
kullanılmaktadır, Bunun Sünni Müslümanlara reva görülen
önemli bir haksızlık olarak düşünüyoruz.
Aşağıda kendilerini etkili ve yetkili kabul eden birçoğu
resmi görevli kişilerce yayınlanan Cuma toplantısı hakkında
bir makale görmektesiniz, bizler doğru olduğuna inandığımız
düşüncelerimizi satır aralarına ilave edeceğiz, itirazı
olanlar bize yazsınlar, bizi aydınlatsınlar, orta yolu
bulmuş olalım, tabii ki sadece Allah rızası için.
Not: Yazı içindeki (Cuma Namazı) tanımına katılmıyoruz,
Doğrusu Cuma Namazı ve Hutbesi, Cuma Namazı ve Toplantısı
Olmalıdır.
Hanefi Mezhebine Göre
Cuma Namazı, Toplantısı
Hanefi mezhebinde Cuma namazının kılınmasının farz olması
için bazı şartlar koşulmuştur. Bu şartlardan birisi de
Cumayı kıldıracak olan imamın sultan veya onun
görevlendireceği bir kişi olmasıdır. Hanefî mezhebinin böyle
bir görüşe varmasının sebeplerini okumamış olan bir kısım
Müslümanlar, burada sözü edilen sultan kelimesini devlet
başkanı olarak anlamışlardır. Bu sebeple Cuma namazını ya
Müslüman devlet başkanının veya onun görevlendireceği bir
kimsenin kıldırması gerektiği zannedilmektedir. Bu görüşe,
bazı hayali gerekçeler de eklenerek, Hanefî mezhebinin Cuma
namazı için belirlediği şartların Türkiye’de oluşmadığı öne
sürülmektedir. Bu yanlış iddia şu şekilde özetlenebilir:
İtiraz: Her ibadette olduğu gibi
"Kuranda tanımı yapılmamış olan konularda Resulullah'ın veya
alimlerin koyduğu hüküm uygulamalar vardır, Bu şeklide Cuma
Namazı, Toplantısının da kendine özgü şartları vardır.
Vakit namazlar savaş meydanlarında dahi terk edilemiyor,
Felçli olan Müslüman göz iması ile namazını kılmak
mecburiyetinde olmasına rağmen, Müslümanların Cuma
toplantısı düzenlemesi ve katılabilmesi için onlarca şart
var.
Piyasadaki İlmihallere göre Cuma
Toplantısı için tıklayınız.
http://www.hayrat.net/Namaz%20Hocasi/526a.htm
Tespit ettiğimiz bilgiler
doğrultusunda Cuma Toplantısı
http://www.hayrat.net/Namaz%20Hocasi/cuma.htm
“Türkiye laik bir ülkedir. Burada
devlet başkanının Cuma namazını bizzat kıldırması söz konusu
değildir. Cuma namazı İslâmî egemenliğin bir simgesidir.
Fakat laik yönetim İslam’ın egemen olmasını kabul etmez. Bu
sebeple böyle bir yönetimin görevlendireceği imamların
arkasında Cuma namazı kılınmaz.”
İtiraz: Cuma Toplantısı Devlet üzerinde egemenliğin değil,
Kişilerin dini hayatını özgürce yaşamasının simgesidir.
İslam ev Kuran devlet olacak diye bir kaide uyduranlar,
Laikliği benimsemiş insanları Müslümanlara düşman
yapıyorlar, İslam devleti olmaz, İslam İnsanlar için
gelmiştir, devletler için değil, Bir devleti oluşturan
halkın çoğunluğu İslami kuralları benimseyerek yaşarsa o
toplum İslami toplum olur, devlet izafi bir kavramdır gerçek
olan kişilerdir.
Devletlerin anayasalarını, kanunlarını Allah cc. yapmaz, O
devletin mensubu vatandaşlar yapar, Müslümanlar elbette ki
İslami duyarlılıklara göre kanun yapacaktır. tabii ki
İslam olmayanları zorla İslami hayata mecbur
etmeyeceklerdir.
Allah’ın emrini yerine getirmekten başka arzusu olmayan ve
çoğunluğu gençlerden oluşan kardeşlerimizden bir kısmı bu
görüşün doğru olduğuna inanmışlardır. Günümüzde, bu sebeple
Cuma namazını kılmayan ve bunu İslam’ın egemen olması uğruna
yapılan bir cihat sanan insanlar ortaya çıkmıştır.
(yanlış ve İftira bir tanım)
Hanefî mezhebi böyle bir görüşü asla kabul etmez.(!)
Bu gerekçelerle ortaya çıkan kişiler, Cuma namazı gibi bir
ibadete engel oldukları için çok ağır bir vebale
girmektedirler. Bu yanlış yoldan dönmedikleri sürece hem
kendi günahlarını hem de onların görüşlerine dayanarak Cuma
namazı kılmayanların günahları kadar bir günahı üstlenmeye
devam edeceklerdir.
(yanlış ve İftira bir tanım)
Şimdi Cuma namazı ile ilgili ayeti, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellemin hadisini ve güvenilir kaynaklarından
Hanefi mezhebinin görüşlerini okuyalım.
1- Cuma Namazı İle İlgili Ayet:
( Cuma
Ayetlerinin tefsirine bakınız)
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır :
“Müminler, Cuma günü namaz (ve Toplantı) için çağrı
yapıldığında, Allah’ı zikretmeye koşun ve alım satımı
bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”
(Cuma 62/9)
Dikkat edilirse ayette namaz kıldıracak kişinin durumuyla
ilgili hiç bir hüküm yer almamaktadır. Cuma için davet
yapılan ve ezan okunan her yerde iş, güç ve alım satım
bırakılarak namaza koşmak icap eder. Ancak gerek namazın
özelliği ve gerekse Peygamberin uygulamaları sebebiyle Cuma
namazı için bazı özel şartlar koşulmuştur. İşte Hanefî
mezhebinin, sultanın bulunmasını şart koşması böyle özel bir
şarttır. Ancak bu ayette o şarta gerekçe olacak bir ifade
yoktur.
İtiraz: Cuma ibadeti şekli ile
hadisi şeriflerle şekillenmiştir. hadisleri uygulamak
Allahın emri iledir.
2-Konu İle İlgili Hadis-i Şerif
Cabir bin Abdullah (r.a) Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellemin bir gün şöyle bir konuşma yaptığını naklediyor :
“Ey insanlar! Ölmeden önce tevbe edip Allah’a yönelin.
Meşguliyetler bastırmadan iyi işler yapmak için elinizi
çabuk tutun. Sık sık hatırlayarak, gizli ve açık, bol bol
sadaka vererek Rabbinizle aranızda bir bağ kurun. Böyle
yaparsanız rızkınız bol olur, yardım görürsünüz ve
açıklarınız kapatılır.
Şunu iyi bilin ki, Allah Teâlâ şu bulunduğum yerde, bu
günümde, bu ayımda, bu yılımdan kıyamet gününe kadar devam
edecek bir farz olarak size Cuma namazını farz kılmıştır.
Ben hayatta iken ya da benden sonra her kim, âdil veya zâlim
bir başkanı varken, önemsemeyerek veya farzlığını kabul
etmeyerek Cuma namazını kılmazsa, Allah onun iki yakasını
bir araya getirmesin. Allah onun işini bereketlendirmesin.
İtiraz: bakın bu hadisi şerifte
(âdil veya zâlim bir başkanı varken,) tabiri çok
önemli,Burada İslam devletinden bahsediliyor, İslam'a göre
elbette devlete düşmanlık yapmak haramdır
Bakın! Böyle bir kimsenin ne kıldığı namaz, ne verdiği
zekat, ne gittiği hac, ne tuttuğu oruç ne de yaptığı iyilik
kabul edilir. Tevbe ederse o başka. Tevbe edenin tevbesini
Allah kabul eder.” (Sünen-i İbn Mâce, İkametü’s-Salah 78.)
Aşağıda görüleceği gibi bu hadis-i şerifi, Hanefî mezhebi
alimlerinden Şemseddin es-Serahsî (öl.483 h.) ve Alaüddin
el-Kasânî (öl.587 h.), Cuma namazını, Sultan’ın veya onun
tarafından görevlendirilecek biri tarafından kıldırılmasının
delili olarak saymışlardır. Sivaslı Kemalettin b. Hümam’ın
(öl. 593 h.) Feth’ül-Kadîr adlı eserinin I. cilt 412.
sahifesinde de (Mısır l315) bu hadis konunun delili olarak
zikredilmiştir.
Ancak hadisi-i şerifi rivayet eden kişilerden Abdullah b.
Muhammed el-Adevî ile Ali b. Zeyd b. Ced’ân zayıf kişiler
olduğundan hadis, senet yönünden zayıf görülmüş1 ve bazı
Hanefî fıkıh kitapları tarafından sultan konusu için delili
sayılmamıştır. el-Hidâye, bu kitaplardandır.
Alaüddin el-Kâsânî, biraz sonra genişçe yer vereceğimiz
kitabında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin bu konuda
başka bir hadisinden bahsetmiştir. Kasânî’nin ifadesi
şöyledir :
” Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin, dört görevin
valilere (yöneticilere) ait olduğunu söylediği ve cumayı
bunlar arasında saydığı, rivayet edilmiştir.”
Ancak Kemâlüddin b. Hümâm, Fethu’l-kadîr’de bu sözün
tabiînden Hasan-ı Basrî’ye ait olduğunu belirtmiştir. İbn
Hümâm, hadis konusunda güvenilir bir alimdir. Biraz sonra
görüleceği gibi İmam Serahsî el- Mebsut’da bu sözü hadis
olarak değil, eser olarak zikretmiştir. Sahabinin veya
selefin sözlerine eser dendiği için Mebsut’un ifadesi İbn-i
Hümâm’ı desteklemektedir. Zaten hadis kitaplarında Cuma
namazı görevinin valilere ait olduğu yolunda bir ifade
geçmemektedir.
3- Hanefî Mezhebinin Görüşü
Yukarıdaki hadisin zayıf olduğu, hatta bazı Hanefî alimlerin
onu delil olarak almadığı, Kâsânî’nin hadis diye rivayet
ettiği sözün Hasen-i Basrî’ye ait olduğu görüldükten sonra
bu konuda Hanefîlerin dayandıkları esas delilin maslahat
olduğu ortaya çıkmaktadır.
Maslahat, bir işin iyi ve hayırlı olmasına sebep olan
şeydir. Karşıtı mefsedettir. İslam, koyduğu hükümlerinde
maslahatları hep dikkate almıştır. Bu sebeple islamın her
hükmü hikmete uygun, yani daha iyisi olamayacak şekilde
yerli yerindedir.
Maslahat, kamu yararı olarak tercüme edilebilir. Buna göre
Cuma namazını Sultanın veya sultan tarafından
görevlendirilecek bir kişinin kıldırmasında kamunun yani
Müslümanların yararı vardır. Şöyle ki, Cuma namazı, bir
yerleşim bölgesinde, erginlik çağına girmiş bütün Müslüman
erkeklerin bir araya gelerek kıldıkları namazdır. Bu namazı
kıldıracak kişi önceden belli olmazsa aşağıda daha açık
olarak belirtileceği gibi insanlar bu hususta
anlaşmazlıklara ve ölümle sonuçlanabilecek çatışmalara
girebilirler. Okunacak hutbe, insanları fitne ve fesada
düşürebilir. Ayrıca yetkili makamlar tarafından önlem
alınmaması halinde iç ve dış düşmanların namaz sırasında
baskın yapıp Müslüman erkekleri katletmeleri mümkün
olabilir. Ama Cuma namazı yetkili makamların denetimi
altında kılındığı taktirde bu problemler olmaz. Bu sebeple
Cuma namazında sultanın bulunmasını şart koşmak maslahata
yani kamu yararına uygundur.
İtiraz: Cumanın hikmetini anlamadan
yapılan zorlama yorumlardır, Veya İslam'ın toplumu kuşatan
bir ibadetinin hikmetini bozmaya çalışmaktır, İslam böyle
zorlama yorumlarla, niyet okumaklarla anlatılamaz
Böyle bir maslahata uyulmasının zararı da yoktur. Çünkü Cuma
imamı, imamlık için gerekli asgari şartları taşıyorsa onun
işgal ettiği veya tayin edildiği makamın kusurları namaza
mani olmaz. Sultan veya onun yerine geçecek bir kişi
bulunmadığı zaman Müslümanların kendi aralarında
belirleyecekleri bir imamın arkasında namaz kılmaları mümkün
olduğuna göre sultanın şart koşulması Cumanın terk
edilmesine de sebep olmaz.
İtiraz: Cuma İmamının olmadığı yerde" Cemaat olun
içinizden bir İmam tayin edin" ona itaat ederek namazınızı
ve Hutbenizi eda edin emri vardır. (Günümüzde böyle
Toplumsal konsensüs ile imam tayini olmuyor maalesef)
Cuma namazını hayatı boyunca Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem kıldırmıştır. O, hem bir peygamber hem de devlet
başkanı idi. Ondan sonra da merkezde halifeler, taşrada
oranın en yetkili yöneticileri kıldırmıştır. Dolayısıyla
sultan şartının getirilmesi öteden beri var olan uygulamanın
tespiti mahiyetindedir.
İtiraz: Cuma namazı sonradan
Hicretin 9. yılında vahyedildi, İlk Cumada peygamberimiz
Yoktu, Medine yakınlarındaki Cuma Mescidinde eda edildi,
Fetihten Önce Mekke'de Cuma ibadeti eda edilemedi.
Bu şartları ihtiva eden bir maslahat, Hanefî mezhebine göre
şer’î delillerden sayılır ve ona dayanılarak hükümler
konabilir. Cuma namazı ile ilgili sultan şartı bu şekilde
konmuştur.
Aşağıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi sultan,
cuma namazı kılınan yerin en yetkili amiri demektir.
İlçenin sultanı kaymakam, ilin sultanı vali, ülkenin sultanı
devlet başkanıdır. Eğer yetkili kişinin olmaması yahut
anarşi ve terör sebebiyle yetkili amirin yetkisini
kullanamaması söz konusu ise o zaman Müslümanlar kendi
aralarından birini imam seçerek cuma namazını kılarlar.
(Doğru)
a- el-Mebsût
Şemsüddin es-Serahsî ‘nin (öl.483 h.) el-Mebsût adlı
eserinin konuya ilişkin ifadeleri aşağıya alınmıştır. El-mebsut,
Hanefî mezhebini daha sonraki nesillere aktaran İmam
Muhammed’in altı kitabının şerhidir. Bu altı kitapta geçen
görüşlere zahirürrivaye denir. Bu görüşler çok güvenilir
yollarla bize ulaşmıştır. el- Mebsut , otuz cilttir.
” Bize göre sultan Cumanın şartlarındandır. Allah ondan razı
olsun, İmam Şafiî bu görüşte değildir. O, Cuma namazını
diğer farz namazlara kıyaslayarak sultan ile halkı bu konuda
aynı kabul etmiştir. Bizim delilimiz Cabir radiyellahü anhın
rivayet ettiği . ” … zalim veya adil bir imamı (başkanı)
olduğu halde Cumayı terk eden…” ifadelerini taşıyan
hadisidir. Bu hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,
Cumayı terk edenin cezayı hak etmesi için imamının yani
başkanının olmasını şart koşmuştur. Eserde (yani sahabeden
veya seleften birine ait bir sözde) ” Dört görevin
yöneticilere ait olduğu, Cumanın bunlardan biri bulunduğu ”
belirtilmiştir.
Bir de insanlar cuma namazını kılabilmek için küçük
cemaatleri bırakarak bir yere toplanırlar. Eğer sultan şartı
koşulmayacak olursa fitne çıkar. Çünkü bazı kimseler önceden
camiye gelip kendilerince geçerli bir maksatla cuma namazını
kılabilirler. Bu durumda arkadan gelen cemaat Cumayı
kaçırmış olur. Burada gizli olmayan bir fitne vardır. Bu
sebeple Cuma namazı işi, insanların işleri ve onların
arasında adaletli davranma görevi kendisine verilmiş olan
imama ( başkana) bırakılmıştır. Çünkü bu, fitnenin yatışması
için daha uygun olur.”
İtiraz: Cuma Şehirlerde kılınır,
Bir camiye sığmayan cemaat olduğunda Sultan müsait ikinci,
üçüncü camileri "Selatin" camii olarak belirler, kendi tayin
ettiği "Ulûl emr" Cuma ibadetini Sultanın adı ile, onun
hutbesi ile irat eder
b- El- Bedai’
Alaüddin el-Kasânî’nin (öl.. 587 h.) el-Bedai’ adıl
eserindeki açıklama aşağıdadır. Tam adı el- Bedai’us-sanai’
fî tertîb’iş-şerai’ olan bu eser de Hanefî mezhebinin
güvenilir kaynaklarındandır. Tamamı yedi cilttir.
“Bize göre sultan, Cumanın edasının şartıdır. Öyle ki,
sultan veya naibi (görevlisi) bulunmazsa Cumayı kılmak caiz
olmaz. İmam Şafiî sultanın şart olmadığını söylemiştir.
Ona göre Cuma farz bir namazdır, diğer namazlarda olduğu
gibi bunun kılınması için de sultanın varlığı şart değildir.
Bizim delillerimiz şunlardır :
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ” … âdil
veya zâlim bir imamı (başkanı) varken…” ifadelerini
taşıyan hadisinde, Cumayı kılmayanın cezayı hak etmesi için
imamın (yani yöneticinin) bulunmasını şart koşmuştur.
Ayrıca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin “Dört
görevin valilere (yöneticilere) ait olduğunu söylediği ve
cumayı bunlar arasında saydığı ” rivayet edilmiştir.
Bir de Cuma namazının edası için sultan şartı
koşulmasaydı fitne çıkardı. Çünkü Cuma, büyük
kalabalıklarla kılınan bir namazdır. Şehrin bütün halkının
önüne geçip namaz kıldırmak bir şeref, itibar ve saygınlık
kabul edilir. Saygınlık kazanma ve başkan olma hevesinde
olanlar cumayı kıldırmak için birbirleriyle yarışa
girerlerdi, bundan dolayı aralarında çekişme ve
anlaşmazlıklar çıkardı. Bu da ölümle sonuçlanacak
çatışmalara yol açardı. Onun için bu görev valiye
bırakılmıştır ki, Cumayı ya kendi kıldırsın ya da bu iş için
yetkili gördüğü bir kimseyi tayin etsin. Bu durumda ya
valinin emrine uymayı vacip gördüklerinden veya
cezalandırılma korkusundan dolayı bazı kimseler imam olmak
için niza çıkarmaktan kaçınırlar.
Görevin sultana bırakılmaması halinde, ya camiye gelen her
grup, namazı ayrı ayrı kılarak Cumadan beklenen faydanın
kaybolmasına yol açar. Çünkü Cuma namazı, faziletin tam
olarak elde edilmesi için insanların bir araya gelerek
kıldıkları bir namazdır. Ya da namaz sadece bir kere
kılınır, bu sefer de önceden kılanlar kılmış, arkadan
gelenler cumayı kaçırmış olurlar. Bu sebeplerle cumayı
kıldırma görevinin sultana bırakılması yerindedir. Sultan,
bütün cemaatin gelmesinden sonra uygun bir vakitte cumayı ya
bizzat kıldırır ya da görevlendireceği bir kişiye kıldırtır.
Sultan yoksa ne olacak?
Anarşi veya ölüm gibi bir sebeple imamın (en yetkili
kişinin) bulunmaması veya yeni valinin henüz göreve
başlamamış olması halinde , İmam Kerhî, halkın kendilerine
namaz kıldıracak bir kişinin imamlığı üzerinde
anlaşmalarında sakınca görmemiştir. El-Uyûn adlı kitapta
İmam Muhammed’in de bu görüşte olduğu kaydedilmiştir. Çünkü
Osman’ın etrafı anarşistler tarafından sarılınca halk Ali’ye
gitti, o da onlara Cuma namazını kıldırdı.
el-Uyûn’da Ebû Hanîfe’den şöyle bir görüş de rivayet
edilmiştir : Bir şehrin valisi ölse, ölüm haberi Cumaya
kadar halifeye ulaşmasa, Cuma namazını, ölenin vekili veya
Emniyet Müdürü yahut kadı kıldırsa namaz sahih olur. Fakat
bu durumda halk bir başkasını imamlığa geçirirse olmaz.
Çünkü bu görevliler vali hayatta iken onun yerine namaz
kıldırma yetkisine sahip kimselerdir. Ölümünden sonra
halife, valilik görevini bir başkasına verinceye kadar
yetkileri devam eder.
Nevâdir’us-salât adlı kitapta şu bilgiler vardır: “Önceki
sultan hutbe okurken yeni tayin edilen sultan çıkagelse de
hutbenin tamamlanmasını istese, bu hutbeden sonra yeni
sultanın cumayı kıldırması caiz olur. Çünkü eski sultan
hutbeyi onun müsaadesiyle okumuş ve onun naibi
(görevlendirdiği kimse) durumuna gelmiş olur. Yeni gelen
sultan, öncekinin hutbeyi tamamlamasını istemeden sessizce
bekledikten sonra geçip Cumayı kıldırmak istese caiz olmaz.
O, sadece öğle namazını kıldırabilir. Çünkü sessiz kalması
hutbenin tamamlanmasını istediği anlamına gelebileceği gibi
buna razı olmadığı anlamına da gelebilir. Böyle ihtimalli
durumlarda hutbe geçerli olmaz.
Yeni atanan sultan geldiğinde birincisi hutbeyi tamamlamışsa
namazı kıldırması caiz olmaz. Çünkü okunan, görevden alınmış
imamın(sultanın) hutbesidir. İkincisi de kendi hutbesini
okumamıştır. Hutbe Cuma namazının şartıdır. Bütün
bunlar birinci sultanın ikinciden haberdar olması halinde
geçerlidir. Eğer birinci ikincinin geldiğini bilmez de
hutbeyi okuyup namazı kıldırır ve yeni gelen de sesini
çıkarmazsa namaz geçerli olur. Çünkü birinci, ikincinin
geldiğini öğrenmeden görevden alınmış olmaz. Ama görevden
alındığına dair bir yazının veya habercinin gelmesiyle de
birincinin görevi sona erer.
Bir köle, sultan (yönetici) olsa, kendisi veya
görevlendireceği bir kişi cumayı kıldıracak olsa namaz
geçerli olur. Yolculuk halinde (seferî) olan sultan da
aynıdır. Çünkü Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem
Mekke’yi fethettiği sene, yolcu durumunda olmasına rağmen
orada cumayı kıldırmıştır. Hatta öğle namazını iki rekat
olarak kıldırdıktan sonra Mekkelilere şöyle seslenmişti: ”
Mekkeliler! Siz namazını tamamlayınız, biz seferiyiz.” Köle
konusunda da Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin şu
sözüne dayanırız: “Başınıza burnu kesik Habeşli bir köle,
sultan (yönetici) olarak tayin edilse bile ona boyun
eğiniz.” Eğer böyle bir kimsenin imam olması caiz olmasaydı
ona boyun eğmek farz kılınmazdı.
Kadının veya erginlik çağına girmemiş akıllı bir çocuğun
Cuma namazını kıldırmaları caiz değildir. Bunlar diğer
namazlarda da imamlık yapamadıklarına göre Cuma imamlığını
öncelikle yapamazlar. Kadın, sultan (yönetici) olsa da uygun
bir kişiyi imam olarak görevlendirse ve bu kişi cumayı
kıldırsa sahih olur. Çünkü kadının sultan veya kadı olması
genelde sahihtir. “
c- El-Hidâye
Bürhanüddin Ali b. Ebîbekr el-Merğinânî’nin (v. 593 h.) el-Hidaye
adlı kitabının konuyla ilgili ifadeleri aşağıya alınmıştır.
Bu kitap Mezhebin güvenilir kaynaklarındandır.
“Cuma namazını sultan veya onun görevlendireceği kişiden
başkası kıldıramaz. Çünkü bu namaz büyük bir cemaatle
kılınır. Böyle bir cemaatin önüne kimin geçeceği, kimin
cumayı kıldıracağı hususunda ya da başka hususlarda
anlaşmazlık çıkabilir. Dolayısıyla Cuma namazının tam olarak
kılınabilmesi için bu şartın yerine getirilmesi
kaçınılmazdır.”
Dikkat edilirse sultanın şart
koşulmasının gerekçesi olarak bir ayet veya hadisten
bahsedilmemekte sadece anlaşmazlık çıkmasına mani olmaktan
yani maslahattan söz edilmektedir.
Eskiden camilerde görevli imamlar yoktu, namazı cemaatten
biri kıldırırdı. Bu sebeple Hanefî mezhebinin görüşünü
anlayabilmek için görevli imamların olmadığı bir ortamı
düşünmek gerekir.
Caminin görevli imamı olmayınca Cumayı kıldırmak üzere
hazırlık yapan bir çok kimse bulunabilir. Bazı mezhep ve
tarikatlar kendi hocalarının öne geçmesi için mensuplarının
yardımını isteyebilirler. Aynı şeyi, bazı itibarlı kişiler
ya da itibar kazanmak isteyen kişiler de yapabilirler. Bu
durumda Cuma namazını kılmak için gelen insanların çatışmaya
kadar varacak tartışmalara karışabileceğini kolayca
anlayabiliriz. Ama bölgenin en yetkili amiri Cuma namazını
kıldırır veya bir başkasını bu iş için görevlendirirse buna
hiç kimse karşı çıkamaz.
Not: Yorumlar hep kişisel zorlama ile yapılıyor, ilmi değil,
Cumanın olmazsa olmaz Farzı Hutbe'yi ve ne anlama geldiği
düşülmeden yapılan yorumlar bunlar)
d- Feth’ül-Kadîr
Aslen Sıvaslı olan Kemalüddin b. Hümam’ın (öl.681 h.) el-Hidaye
üzerine yaptığı değerli bir haşiyedir. Bu kitabın konuyla
ilgili bazı ifadeleri şöyledir:
“Bir şehrin valisi öldüğü zaman ikinci vali göreve
başlayıncaya kadar birincinin görevlendirdiği kişi veya
emniyet müdürü yahut kadı namazı kıldırır.
Mümin Bir kimse şehrin idaresine zorla el koyup
hakimiyeti ele geçirerek tam bir vali gibi davranırsa onun
bulunmasıyla Cuma kılınabilir. Çünkü böylece sultanlığı
gerçekleşmiş ve şart yerine geliş olur.”
Ömer Nasuhi BİLMEN Büyük İslam İlmihalinde Cumanın edasının
şartlarını sayarken sultanla ilgili olarak şu ifadeleri
kullanmıştır :
“(1) Cuma namazını veliyyülemrin veya naibinin
kıldırmasıdır. Şöyle ki, Cuma namazını ya en büyük
veliyyülemr veya onun izniyle diğer bir zat kıldırmalıdır. “
Veliyyülemr demek, yetkili kişi demektir. En büyük
veliyyülemr de en yetkili kişi anlamına gelir. En yetkili
durumda olma namaz kılınan yer itibariyledir. Dolayısıyla
burada geçen en büyük veliyyülemr devlet başkanı anlamında
değildir.
Çocukluğumuzdan beri bize sultan olarak Osmanlı sultanları
gösterilmiştir. Onlardan her biri devletin en yetkili kişisi
olduğu için Cuma namazını sultanın kıldırması denince hemen
padişahın veya günümüzde onun yerine geçen devlet başkanının
kıldırması akla gelmektedir. Halbuki Osmanlı Devleti
vatandaşları sultan kelimesinin padişah anlamına değil,
yetkili kişi anlamına geldiğini biliyorlardı. Osmanlı
mahkeme kayıtlarını günümüze aktaran Şer’iyye Sicillerinden
bir örnek görelim.
Şehir eşkıyası ile ilgili olarak vatandaşın mahkemeye
yaptığı bir şikayet :
“İzzetlû devletlû ve saadetlû Sultanım Hazretleri sağolsun.
Bu fakir kulları Hasköy sakinlerinden olub halen karye-i
mezbûrede kutta’u't-tarîk zuhur idüb bu fakirlerin hanesini
açub emval ve erakım serika itmegin saadetû Sultanımdan reca
olunur ki bazı ademlerden şübhem olmağın saadetlû
Bostancıbaşı Ağa hazretlerine kitab buyur ve teşrîf-i
ihtisab buyurub karye-i mezbûrede olan ademlerden teftîş ve
tefahhus eylemede ferman Sultanımındır.
Seyyid Ömer b. İdris”
Burada “Sultanım” hitabıyla kast olunan mahkemenin
hakimidir.
İmamın Durumu
Cuma namazı salih bir imamın arkasında kılınabileceği
gibi günahkar imamın arkasında da kılınabilir.
Bir zat Muhammed b. en-Nadr’a gelerek dedi ki, ” Benim
komşularım var, kendi arzularına uyarak Cuma namazına
gelmiyorlar. (Onlara ne diyebilirim?)
en-Nadr dedi ki, “Baksana, Ebubekr ve Ömer’e karşı gelen
kişi hakkında ne dersin ?”
- Kötü adam.
- Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme karşı gelirse ?
- Kafir sayılır.
- Ya yüce Allah’a karşı gelirse ne olur ?
Bir süre kendinden geçti, aklı başına gelince şöyle devam
etti:
“Kendinden başka ilah olmayan Allah aşkına siz de ona karşı
durun. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mümin’ler, Cuma
günü namaz için çağrı yapıldığında, Allah’ı zikretmeye
koşun.” Allah Teâlâ biliyordu ki, Abbasîler yönetimi ele
geçireceklerdir. Cuma namazı İslamın açık simgelerindendir.
Onu yöneticiler kıldırır, başkaları değil. Bu namazı onların
arkalarında kılmamak namazın tamamen kılınmamasına sebep
olur. “
4- Cuma Namazı İslamın Açık Simgelerindendir
Ezan, Cuma ve bayram namazları bir yerde İslamın
varlığının açık simgelerindendir. Dar’ül-islam ve Dar’ül-harp
bölümünde de görüleceği gibi gayri müslimler tarafından
işgal edilmiş bir İslam yurdunda bu üçünün varlığı orada
İslamın egemen olmaya devam ettiğinin yani henüz dar’ül-harp
haline gelmediğinin açık göstergeleri olarak kabul edilir.
Türkiye’de Cuma namazı kılmayanlar, tamamen kendilerince
uydurulmuş bir gerekçenin arkasına sığınmaktadırlar. Onların
iddiaları şöyle özetlenebilir :
İtiraz: İftiradır
“Hanefî mezhebine göre Cuma namazını kılmak için gerekli
olan şartlar Türkiye’de oluşmamıştır. Cuma namazını ya
Müslüman devlet başkanı ya da onun görevlendireceği bir kişi
kıldırabilir.
Türkiye laik bir ülkedir. Burada devlet başkanının Cuma
namazını bizzat kıldırması söz konusu değildir. (Yanlış)
Cuma namazı İslâmî egemenliğin bir simgesidir.Fakat laik
yönetim İslam’ın egemen olmasını kabul etmez.
Bu sebeple böyle bir yönetimin görevlendireceği imamların
arkasında Cuma namazı kılınmaz.”
İtiraz: Müslümanların itirazı Laik
ülke rejimi değildir, Din ve Devlet işlerinin ayrılması
anlamına gelen, Batıda Başta Fransa'da ve İtalya'da
uygulanan laiklik Türkiye'de uygulanmasını istemektedirler,
Din, dini hassasiyeti olmayan memurlardan öğrenilmemektedir.
İslami tarihimizde de hiçbir ülkede namazla mükellef
memurlar olmamıştır, Maaşlı Hocalar vardı, Lakin namaz ve
ezan memuru kavramını kabul etmek İslam'a yapılacak en büyük
zulüm olmaktadır. Devlet Din işlerini sivil toplum örgütü
marifetiyle dışarıdan hukuksal anlamda denetlediği bir
diyanet İslamın özüne uygun olacaktır.
Her cami derneği İlçe Müftü ve yönetimini, ilçe yönetimleri
İl Müftülerini ve yönetimlerini, İl yönetimleri diyanet
işleri başkanlığını ve Diyanet meclisi üyelerini seçtiği bir
ülkede İslami sıkıntı olmayacaktır. Dini eğitim İslama uygun
devam edecektir.
Bu gerekçeyi kabul edecek her hangi bir fakih bulmak mümkün
değildir. (Yanlış)
Yukarıdaki ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır ki, Cuma
namazı bir ibadettir. Bu ibadetin yapılmasının bölgenin en
yetkili amiri ile alakası kendi özelliğinden
kaynaklanmaktadır. Bir araya gelmiş olan topluluklar kolayca
tahrik edilebilir, kolayca bir fitne çıkabilir. Otoritenin
müdahalesi sadece bu fitnenin çıkmasını engellemek içindir.(Yanlış)
Türkiye’deki bütün camilerde görevli imamlar bulunmaktadır.
Burada hiç kimse çıkıp da imamın görevine müdahale etme
cesaretini gösteremez. Çünkü görevli bir memurun görevini
yapmasına engel olmaya kalkışmak kanunlar nazarında suç
sayılır. Çünkü Türk Ceza Kanununun 254. maddesinin 3.
fıkrasına göre “Her kim, devlet memurlarından birinin vazife
gördüğü yeri her ne suretle olursa olsun kısmen veya tamamen
işgal ederek, vazifesine müteallik bir işin yapılmasına mani
olursa altı aydan üç seneye kadar hapis cezasıyla
cezalandırılır…”
İtiraz: işte mesele bu manevi
hayatımızı Maddi olan Devletimizin kanunları ile
yönetilmesidir. Bu sayfadaki bilgileri bizlere ulaştıran
kişilerde böylelikle Devlet memuru olduğunu tasdik etmiş
olmaktadır, laiklik adı altında manevi hayatımız, duygusal
hayatımız kontrol altında tutulmak istenmektedir. Bu insan
hakları evrensel beyannamesinde ve Anayasamızda suç teşkil
etmektedir.
Evet Diyanet görevlilerine Kuran-ı Kerim gerekçe
gösterilerek dahi itiraz edilemez, sadece bu gerçek dahi bu
ülkedeki Müslümanların İslam Dinini özgürce yaşama hakkı
verilmediğinin ispatıdır. özgür olunmayan yerde Cuma ibadeti
eda edilemez.
Cuma namazını kılmak için gelen kişiler laik yönetime itaati
caiz görmeyebilirler.(Yanlış)
Ancak bir devlet memuru sayılan imamın görevine mani olmaya
kalkışmanın cezalandırılması gereken bir davranış olması
sebebiyle bu gibi kimseler, camide bir kargaşa çıkmasına yol
açamayacaklarından Cuma namazı huzur içinde kılınacaktır.
el-Bedai’de bu hususla ilgili şu ifadeler geçmişti:
“Bu görev valiye bırakılmıştır ki, Cumayı ya kendi kıldırsın
ya da bu iş için yetkili gördüğü bir kimseyi tayin etsin. Bu
durumda ya valinin emrine uymayı vacip gördüklerinden veya
cezalandırılma korkusundan dolayı bazı kimseler imam olmak
için niza çıkarmaktan kaçınırlar.”
Kötü niyetli kişilere hangi söz söylenirse söylensin
bildiklerini okumaya devam edeceklerinde şüphe yoktur.(Evet)
Allah Tealâ onları hakkı gösterirse o başka. Ümit ederiz ki,
Allah’ın emrine uymaktan başka gayesi olmayan, ama yanlış
bilgilendirdiği için Cuma namazı kılmayan kardeşlerimiz bu
yazıyı okuduktan sonra tövbe eder ve Cuma namazını kılmaya
başlarlar.
İtiraz: Cuma ibadetini namaz
hükmünden öteye taşıyamayan bu kişi, Ölüm ve Delilik hali
dışında her halükarda kılmakla mükellef olduğumuz beş vakit
namazı kılmayan, İslam'ın Muslak yasak olarak açıkladığı
Zina, Kumar, İçki, Faiz konularında kaygısı olmayanların
salt iki rekat namaz ve hutbede irat edilen (genelde) yardım
hutbesini dinlemek için camiye um toplantısına çağırmanın
Dini, ilmi manası nedir.
Neden Seferiler Cumaya katılmazlar, Neden kadınlar çocuklar
Cumaya katılmazlar, Neden cezaevlerinde dahi Cuma adında
namazlar kılınır, neden iş hanlarında , kışlalarda, Senede
bir iki ay yaşanılan yaylalarda Cuma adında namzlar
tertiplenir, Bunların cevabını vermelerini beklerim.
Maliki Mezhebi
Bir yerde ilk defa Cuma namazı kılınacaksa İmamdan (oranın
en yetkili amirinden ) izin almak müstahabtır. İzin
istendiği halde vermezse bakılır, eğer ona karşı kendilerini
güvende hissediyorlarsa cemaatin Cuma namazını kılmaları
farzdır. Eğer güvende hissetmiyorlarsa Cuma kifayet etmez.
Çünkü bu husus bir ictihad konusudur. Eğer sultan bu
konudaki ictihadlardan birini tercih ederse ona karşı
çıkılmaz. Bu, alimlerin ihtilaf ettiği konularda hakimin
verdiği hükme benzer. Tercih edilen görüş geçerlidir,
reddedilmez. Çünkü sultanın emrinden çıkmak sıkıntı ve fitne
sebebidir. Böyle bir şey yapmak helal olmaz.
İmam Malik şöyle demiştir : “Allah’ın yer yüzünde bir kısım
farzları vardır, orda bir valinin olması veya olmaması bu
farzları bozmaz. ” İmam Malik bu veya bu mealde bir sözü
söylerken Cuma namazını kastediyordu.
İmam Malik’in konuyla ilgili görüşleri şöyledir :
Evleri birbirine bitişik bir köyün valisi (muhtarı) olsa da
olmasa da Cuma namazı kılmalarının gerekli olduğu
kanaatindeyim.
Cuma namazı kılınan yerler ayarında bir köy veya şehrin
valisi yerine vekil bırakmadan ölse ve İmamsız kalsalar bu
halk ne yapar diye sorulunca İmam Malik şöyle cevapladı:
“Cuma vakti gelince içlerinden birini öne geçirirler, onlara
hutbe okur ve Cumayı kıldırır[1].
--------------------------------------------------------------------------------
* Abdulaziz Bayındır, Kur’an Işığında Doğru Bildiğimiz
Yanlışlar, Süleymaniye Vakfı Yayınları, 2. Bs., İstanbul,
2007, s: 185-194.
1-Sünen-i İbn Mâce, c.I,s. 343, İstanbul l98l.)
2 -Kemalüddin b. Hümâm, Feth’ül-Kadîr, Mısır l3l5.c. I, s.
412.
3 – Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye Kamusu, İst.l967,
c.I,s. 26.
4 – Ömer Nasuhi BİLMEN, a.g.e. c.I,s.199-200.
5 – İmam Muhammed’in altı kitabı şunlardır : 1- el-Asl (
diğer adı al-Mebsût) 2- Ez-Ziyâdât, 3- El-Camiu’s-sağîr, 4-
el- Cami’ul-kebîr, 5- Es-Siyer’üs-sağîr, 6- Es-Siyer’ül-kebîr.
6 – Şemsüddin es-serahsî, el-Mebsût, Mısır l324, II,24.
7 – Alaüddin el-Kâsânî, el- Bedâi’üs-Sanâi, Beyrut l394-
l974, c.I, s. 261-262.
8 – Burhaneddin Ali b. Ebîbekr el-Merğinânî, (öl.593 h.) el-Hidâye,
c.I,s. 412, Feth’ül-kadîr ile birlikte.
9 – Kemalüddin b. Hümâm, Feth’ül-Kadîr, c. I, s. 412.
10 -İbn Abidîn, Haşiyetü redd’il-muhtar ale’d-dürr’il-muhtar,
K.Kaza, Matbaa-i âmire , c.IV,s.427.
11 – Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük İslam İlmihali , İstanbul
l962,s.210.
12 – Hasköy Mahkemesi l9/ nolu sicil, s. 39; İstanbul
Müftülüğü Şer’iye Sicilleri Arşivi
13 -İbn Kudame, el-Muğnî , Beyrut l404/l984, c.II, s. 27.
14 – İbn Abidin, a.g.e. c. IV, s. 427, K. Kaza.
15 – İbn Abidin, a.g.e. c. IV, s.427, K. Kaza.
[1]- İmam malik, el-Müdevvene, c. I, s. l52-l53.
KONU İLE İLGİLİ YAZILAR:
CUMA NAMAZI HAKKINDAKİ
AYETLERİN TEFSİRİ
TÜRKİYE'DE "CUMA"
NAMAZI, TOPLANTISI
CUMA NAMAZI (ARAŞTIRMALI)
CUMA NAMAZI,
TOPLANTISI HAKKINDA NETİCE
LİNKLER:
Veda Hutbesi
Konu ile ilgili Kuran-ı Kerim Tefsir ve meali
Yukarıdaki Yazının alıntı yapıldığı sayfa
|