AHMET DAVUTOĞLU'NUN STRATEJİK DERİNLİK ADLI KİTABINDAN

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKADA HAREKETLİ GÜNLER YAŞADIĞI BU DÖNEMDE

​SAYIN AHMET DAVUTOĞLU'NUN STRATEJİK DERİNLİK ADLI KİTABINDAN ŞU SATIRLARI NAKLEDEYİM SİZE.


DİKKATLE OKUYUN LÜTFEN: Sayfa 33-34

...Siyasi irade yetersizliği dolayısıyla dış siyasetini konjonktürel dalgalanmaların akışına bırakan ve zamanlama kabiliyetini kaybeden ülkeler ise, başkaları tarafından belirlenmiş gündemlere gösterilen anlık tepkilerin oluşturduğu karmaşık ve çelişik bir tablonun esiri olurlar. Bu tür ülkelerin siyasi elitinin, ne çıkış noktaları ile ilgili birikimi ne de varış noktaları ile ilgili ufku vardır...


...Bu kimliksiz seçkinler, kritik dönemlerde on plana çıkıp belirleyici olmaktan çok farkedilmemeye ve inisiyatif kullanmamaya şartlanmışlardır. Ülkelerini dünya gündeminde etkin konumda tutmak yeni mesuliyetler getireceği için edilgen olmayı daha emin ve risksiz bir siyaset olarak görürler. Gündemler belirlendikten sonra sahneye çıkarak müzakere masasının bir ucuna ilişmeye çalışırlar. Sürecin başında önde görünmekten kaçınırlar ama bir kere de trenin kaçmakta olduğu vehimine kapılırlarsa o telaşla yerli yersiz her türlü ilişkiye girmeye çabalarlar...

Satrancın taşlarını yönlendiren bir oyuncu mu yoksa bir satranç taşı mı oldukları konusunda gizli bir kimlik çelişkisi yaşarlar. Oyunu yönlendiren bir satranç oyuncusu olarak alabilecekleri adımların sonuçlarından tedirgin, başkalarının oyunlarında taş olmaktan da rahatsızdırlar. Keşke ne taş ne de oyuncu olsaydım diye düşünmeye başladıklarında elleri ayaklarına dolaşır ve en güçlü oyuncunun gölgesinde kalmanın en güvenilir yol olduğuna kendilerini inandirirlar.

Ondan sonra da oyunlarını en güçlü oyuncunun eksenindeki piyonlar savaşı kurgusuna oturturlar. Piyonlar savaşındaki ufak başarıları bir zafer edasıyla kutlayarak atların, vezirlerin, şahların arenasında olamamanın getirdiği kimlik zaafiyetini gizlemeye çalışırlar. Oyunun ölçeklerini değiştirebilecek nitelikte olan kimlik ve güçlerini hatırlatabilecek her olgudan ürkerler.

Risk korkusuyla kendi potansiyel güçlerinin dalgasını arkalarına almaktansa başkalarının reel güçlerinin akıntıları doğrultusunda yüzmeyi daha emin görürler. Kendi tarih ve coğrafyalarının engin ufkunda vakur, hesaplı ve kararlı yürüyüşe çıkmaktansa başkalarının stratejik gölgelerinde yalpalamayı tercih ederler. Onlar için tarihin birikimi deyil faturası, coğrafyanın stratejik potansiyeli ve zenginliği deyil büyük oyuncuların oyunlarına sunulacak kozları vardır.

Mehmet Ayaz