Allah Derken ŞİRK'e düşmemek için okuyun dinleyin

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

Allah cc. Gelse olmaz (Gelmek gitmek yaratıkların vasıflarıdır, Allah için kullanılamaz)

Yukarıda Allah cc. var. ( Allah cc. mekandan yönden münezzehtir, Yön yaratılmışların özelliğidir)

Ve Allah Birdir, Bir kelimesi sayı ifade eder, Tek geometrik aynı anlama gelir Bunların zıtları vardı Eksi bir, Artı bir, Tekin zıddı çift,

Allah cc. mutlak birdir, Eşi benzeri zıddı Yokluğu olmayan bir'dir Yani Ahad'dır.

Tefsirlerde Kûfuven Ahad anlamına -- sizin bildiğiniz birden başkabir bir. Ahad...




İş bu sebeple de, “ALLÂH” için; geçmişte bu hâldeydi ama şimdi artık o hâlde değildir, asla ve kesinlikle denemez!

“ALLÂH”, daim bâkî hep aynı kemâl üzeredir.

Bu yüzden dahi, “ALLÂH” ismiyle işaret edilen için şayet “İDİ” ekiyle bir husus anlatılmaya çalışılmışsa anlatımda; biz bunu asla geçmişe mâl etmeyip; “zaman” kavramından berî olarak, daim bâkî böyledir diye anlamak zorundayız.

İşte, eğer bu hususu kavrayabilirsek, şunu fark ederiz;

İçinde bulunduğumuz, “an”dır ki, o “an”, “ALLÂH” ismiyle işaret edilenin var olup, kendisiyle beraber hiçbir varlığın olmadığı o “an”dır!

Dolayısıyladır ki…

“ALLÂH”tan meydana gelmiş hiçbir şey yoktur!”

Peki bunu nasıl ispat ederiz?.. İşte bunun ispatı “İHLÂS” Sûresi’nde mevcuttur!.. Devam edelim, “İHLÂS” Sûresi’ni anladığımız kadarıyla açıklamaya... 

“ALLÂH”, “AHAD” olduğuna göre... Kendi varlığı yanı sıra ikinci bir varlıktan söz edilemez! Ve gene, “O”nun zer­relere ayrılması şeklinde zaman boyutuna girmesi de söz konusu değildir.

Zira, “AHAD” için, ancak ve ancak tek bir “AN” geçerlidir ki buna da “DEHR” kelimesiyle işaret olunur.

“DEHR BENİM!”

“DEHR”, “AHAD”ın kendi kendine olduğu “AN”ın adıdır.

“ALLÂH SAMED’dir”...

“SAMED” kelimesinin anlamında derinlemesine bir araştırma yaparsak, şu mânâlar ile karşılaşırız bilebildiğimiz kadarıyla:

“Hiç boşluğu olmayan, eksiksiz, gediksiz, deliksiz, nüfuz edilemeyen... Bir şey girmez, bir şey çıkmaz!.. Som...” Hani som altın deriz ya, işte öyle... Yani bir diğer ifade ile “sırf”!

Abdullah İbni Büreyd’den gelen bir rivayete göre:

“Es Samedillezî lâ cevfe leh”[1]

Görüldüğü gibi, bütün bu mânâlar esas itibarıyla “AHAD” isminin mânâsını bütünleyen açıklamalar şeklindedir.

Hiç boşluğu olmayan, eksiksiz, kusursuz, gediksiz, delik­siz, içine nüfuz edilmesi muhal, sırf, salt, bir şey girmesi ya da çıkması söz konusu olmayan, sınırsız, sonsuz, cüzlere bölünmesi mümkün olmayan, cüzlerden, zerrelerden meydana gelmiş olmayan “TEK” yani “AHAD”!

Bu ifadelerin tarif ettiği “ALLÂH”ı anlamaya çalışalım... Yoksa, hayalimizde yarattığımız TANRI’ya tapmaktan asla kurtulamayız ve bu durumda şu âyetin tarif ettikleri arasına gireriz:

“ALLÂH’ı hakkıyla takdir edemediler...” (6.En’am: 91)

Bu mânâ ile birlikte... “SAMED”, ayrıca, “ihtiyaç kavramından berîdir” anlamına dahi gelir. Yani, “ALLÂH” her türlü ihtiyaç kavramından berîdir!

Esasen zaten, kendisinin dışında mevcut olan bir şey yoktur ki, O’nun herhangi bir şeye muhtaç olabileceği düşünülsün! Burayı anlayabildiysek bu defa şu soruların cevabını araştıralım; “AHAD” olan, Hz. Muhammed’in açıkladığı “ALLÂH”nereden gelmiştir?..

“AHAD” olan, Hz. Muhammed’in açıkladığı “ALLÂH”tan bu evren ya da sayısız canlılar nasıl meydana gelmiştir?.. Yani doğurmuş mu?..

İşte bu soruların cevabı gene “İHLÂS Sûresi”ndeki şu vurgulamadadır:

“LEM YELİD ve LEM YÛLED” …

[1] Bu mânâdan haberi olmayanlar, Elmalı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’ân Dili isimli tefsirinin Cilt:9, Sayfa:6306-6307 deki açıklamalarına başvurabilirler.



-----------------------------

AHAD

الأحد

Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ*) biri.

“Bir, yegâne, bir tek” anlamına gelen ahadın, vahd (الوحد) veya vahde (الوحدة) kökünden türetilen vahad kelimesindeki vav harfinin hemzeye çevrilmesiyle ortaya çıkmış bir isim olduğu kabul edilir. Aynı kökten türemiş olan vâhid de aynı veya yakın anlamda olmak üzere Allah’ın isimleri arasında yer alır. Ahad, İhlâs sûresinde (112/1) doğrudan doğruya, bazı âyetlerde de (bk. el-Beled 90/5, 7) dolaylı olarak Allah’a nisbet edilmiş, bu mânada hadislerde de geçmiştir (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 112; Ebû Dâvûd, “Vitr”, 23; İbn Mâce, “Duâ”, 10; Nesâî, “Cenâiz”, 117). Vâhid ismi ise Kur’ân-ı Kerîm’de on beş yerde ilâhın, beş yerde Allah lafzının sıfatı, bir âyette Allah’a râci zamirin haberi olarak kullanılmış, hadislerde de Allah’a nisbet edilmiştir (bk. Tirmizî, “Da‘avât”, 82; İbn Mâce, “Duâ”, 10; Müsned, IV, 103, 238).

Vâhid ve ahad kavramları Allah hakkında kullanıldığında, “bölünmesi (tecezzî, inkısâm) ve sayısının artması (tekessür) mümkün olmayan bir, tek, yegâne varlık” mânasını ifade eder. Buradaki birlik, herhangi bir sayı dizisinin ilk basamağı anlamında değildir; Allah’ın cüzlerden teşekkül eden birleşik (mürekkeb*) bir varlık olmadığı, benzeri ve dengi bulunmadığı mânasını taşır. Aynı kökten gelmekle birlikte ahad ile vâhid arasında kullanılış bakımından bazı farklar tesbit edilmiştir. Ahad, genellikle nefy için kullanılır ve Allah’a nisbet edildiğinde onun birliğini tenzihî veya selbî (ne olmadığını belirten) sıfatları (celâl sıfatları) açısından anlatır. Nitekim İhlâs sûresindeki ahad, “ortağı ve benzeri yoktur, bu bakımdan O, bir ve tektir” anlamını taşır ve sûrenin daha sonraki âyetleri de bu mânadaki birliği vurgular. Aynı sûreye bundan dolayı Tevhîd adı da verilmiştir.

Ahad, bazı istisnalar dışında, müsbet kullanılışla Allah’tan başkasına nisbet edilemez; bu sebeple de kelimenin çoğulu yoktur. Vâhid ise müsbet ifade ile kullanılır ve Allah’a nisbet edilince onun birliğini sübûtî (ne olduğunu belirten) sıfatlar (cemal sıfatları) açısından anlatır; O’nun zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan bir ve yegâne olduğunu ifade eder. Nitekim zât-ı ulûhiyyetle ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanılışında ilâh ve Allah lafızlarına sıfat olması da bunu gösterir. Çünkü Allah isminin tarifi içinde “bütün sıfatlarını ihtiva etmek” mefhumu vardır. Buna göre İhlâs sûresinin ilk âyetinde Allah lafzıyla sübûtî sıfatlara, ahad ismiyle de selbî sıfatlara işaret edilmiş olur. “Birleşik (mürekkeb) olmamak, benzeri ve dengi bulunmamak” anlamında bir ve tek olan varlığın ezelî ve ebedî olması gerekir. Binaenaleyh ahad ile vâhidin her biri ezeliyet ve ebediyet mânasını da ihtiva etmekle birlikte, bazı âlimler ahadı ezeliyet, vâhidi de ebediyet mânasına tahsis etmişlerdir (أحد لم يزل، واحد لا يزال). Ahad, Allah’ın zâtı bakımından, vâhid ise sıfatları bakımından bir olduğunu gösterir (أحد في ذاته واحد في صفاته). Çünkü ahad, zât için düşünülebilecek adedî ve terkibî çokluğu ve bunun doğuracağı cismiyet özelliklerini nefyetmek suretiyle Allah’ın birliğini ifade eder. Vâhid ise onun zâtına ait sıfatların gerçekte çokluğu gerektirmediğini, O’nun, sıfatlarıyla birlikte de bir ve yegâne olduğunu ifade eder (bk. Şirvânî, Tefsîru sûreti’l-İhlâs,). Başka bir ifade ile ahad her türlü nisbî kesreti, vâhid ise adedî kesreti nefyeder.

Kur’an’da ve hadislerde (bk. M. F. Abdülbâkı, MuǾcem, “ahad” md.; Wensinck, MuǾcem, “ahad” md.) Allah’a nisbet edilen vahdehû (وحده), ahad ile vâhidin kökünü teşkil eden vahd kelimesinin zamire muzaf olmasıyla meydana gelen bir tâbirdir. “Yalnız, bir olan” mânasına gelen bu tâbir, gramercilere göre ibârede hâl, mef‘ûl-i mutlak veya zarf durumundadır. Müddessir sûresinde geçen (74/11) vahîden (وحيدا) kelimesi, kayda değer bir yoruma göre (bk. Zemahşerî, IV, 180; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXX, 198; a.mlf., Levâmiu’l-beyyinât, s. 312-313) Allah’a nisbet edilmektedir. Bu durumda anlamı “ezelden beri tek ve yegâne olan, kâinatı tek başına yaratıp idare eden, celâl ve kemal sıfatlarıyla vasıflanmış bulunan” demek olur.

Allah’ın birliği, bütün müslümanların ittifakla benimsediği bir prensip olmakla birlikte, bu birliğin nasıl anlaşılıp yorumlanacağı konusunda kelâm âlimleri, mutasavvıflar ve İslâm filozofları arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır (bk. ALLAH, SIFAT, TEVHİD, VAHDÂNİYET).

Diyenet işleri başkanlığı İslam Ansiklopedisi