BALAT'I GEZERKEN Bİ UĞRADIM
DÜŞÜNCE KARANLIĞINA IŞIK TUTANLARA NE MUTLU
Henüz kapıdan girdiğimde o günkü röportajda ‘Deli Yaşar’ olarak bahsi edilen arkadaşın bir şilteye iliştiğini fark ediyorum. O da elimde fotoğraf makinesiyle iş başında olduğumu fark ediyor. Beden dili ve çıkardığı o tuhaf sesiyle “fotoğraf için benden izin alacaksın” der gibi bir hali var.
‘Delidir, ne yapsa yeridir’ yeni ve hikâyeden başlığımız olsun, arada başvurduğumuz ufaktan delilik halleri, toptan tedavi oluyor bu kısımda. Siz olsanız kesin ‘Anneciğim’ diye bağırdıktan sonra ardınıza bakmadan… -anladınız siz onu-.
Fotoğraf çekmekten vazgeçip -usulca selam verdikten sonra- içeriye süzüldüğümde bildiğimiz mistik ortamlardan biriyle karşılaşıyoruz. Dört bir yanda semazenler ve Alevi-Bektaşi dedelerin izleri var. Kenarda ‘Hacı Bektaş Veli’ var ki sözleri çekiyor dikkatimi. Deli Yaşar dışarıda kaldığı için ‘çıtt’ sesi çıkıyor deklanşörden;
‘Ara bul’
‘İncinsen de incitme’
‘Kadınları okutunuz.’
‘Eline, diline, beline sahip ol.’
‘Her ne ararsan kendinde ara.’
‘Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.’
‘Marifet ehlinin ilk makamı edeptir. ‘
‘İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.’
‘Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme’
‘Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.’
‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.’
‘Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.’
‘Nebiler, veliler insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.’
‘Düşmanımızın dahi insan olduğunu unutmayınız.’
BEKTAŞİ KÜLTÜRÜNDE ŞİİR, DEYİŞ VE DİĞER MÜZİK TÜRLERİ
DUVAZ-İMAM: İçinde 12 imam’ın sırasıyla adının geçtiği lirik şiir ve müzik.
MİRAÇLAMA: Hazreti Muhammed ve Ali’nin Kırklar Meydanında buluşmasını anlatan ve epik karakter gösteren şiir ve müzik türü.
SEMAH: Cem törenlerinde gerçekleştirilen müzikli oyun ve dans.
MERSİYE: Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesini anlatan müzik ve şiirler.
ÖRNEKLER
Kainâtın aynasıyım, Tevrat’ı yazabilirim,
Mademki ben bir insanım, İncil’i dizebilirim.
Hakkın varlık deryasıyım Kuran sezebilirim,
Mademki ben bir insanım Mademki ben bir insanım
Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün,
Dünya kadar malın olsa ne fayda?
Söyleyen dillerin söylemez olur.
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda!
Hızır Paşa bizi haberdar etmeden,
Açılın kapılar şaha gidelim,
Siyaset günleri gelip yetmeden,
Açılın kapılar şaha gidelim…
Bektaşiler alçak gönüllü, toleranslı olmayı, gerektiğinde çile çekmeyi öğrenen kişilerdir. Hem “Muhib” yetiştirirler, hem de “Mürşid” (yol gösteren) olarak ikrar törenlerini yönetebilirler.
Baba (Dede) : En yüksek derecedir. Törenleri yönetirler. “Gülbang” adı verilen güzel ve eğitici konuşmaları yaparlar.
Bu düşüncelerin dışında, tüm dünyadaki Bektaşi’lerin temsilcisi (başkanı) olan kişiye ise “DEDEBABA” (POSTNİŞİN) denir. Bektaşiliğin bir numaralı temsilcisidir. Bu KİŞİ Hacıbektaş kasabasında oturur. Ölünceye dek bu mekânını korur. Ölünce yerine yenisi seçilir.
MARİFET İLTİFATA TABİ OLMALIDIR
Balatlılar Face grubunda harika fotoğraflar paylaşan Oktar Kubat düşüyor zihnime. Çok ergen yaşlarda Balat’ı terk etmek durumunda kalmış, Almanya ülkesinde Mercedes fabrikasından emekli olduktan sonra kendisini tarih araştırmalarına vermiş, gerçek bir entelektüel. Onun Face ortamında açtığı tartışmamın cevabı bu güzel ortam. Ali Bey kırtasiyenin Mahdumu Esat Ağabey de benzeri bir tartışmayı ateşliyor; Gerçek bir balatlı olabilmek için birtakım şartlar ileri sürüyorlar. Balatlı olmanın hiçbir şartı, şurtu, imtiyazı yok arkadaşlar. Adamın biri, yıllar yılı Aşiyan Mezarlığında ölülerin içinde kalıyor ve çile dönemi bittiğinde, Balat’taki dirilerin değerini bizden çok daha iyi şekilde… -anladınız siz onu-
Özetle arkadaşlar Balat’a “Köyden yarın gelmiş” pozisyonunda gelip, öz, hakiki Balatlılardan çok daha fazla sahiplenen insanlar biliyorum. Bizler çaktırmadan Balat’ı terk ederken, konu çatallaşıyor ve risk almayı sevmeyen bu satırların yazanı bu kısımda içten çark etmek istiyor değerli arkadaşlar. Bu kadar Provoke bir süre idare eder. Oktar Kubat ve Nazan Hanım örneği yurtdışında yaşayan iki değerli entelektüel Face ortamında muazzam katkıda bulunuyorlarken; -Bu benzeri tartışmalar yüzünden- sayfadan çekinmek durumunda kalıyorlar. İşbu durumda eski bir Balatlı ağabey, -kendisi komutanmış- Etliye sütlüye bulaşmayan yazı ve fotoğraflarımla devam ettiğim, bu iki arkadaşa destek vermediğim için, bana kızıyor. Hacı Bektaş’tan bir güzel cümle bırakıyorum cevap olarak;
‘İncinsen de incitme’
ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OL
O esnada iki güzel bayan giriyor içeriye. Birkaç kare fotoğraf çektikten sonra kendilerini kayıt altına alacak birisine ihtiyaç duyuyorlar. İşin ironisi cep telefonu ya da profesyonel makineleri ile yardımcı olmam bekleniyor. Bense “Elimdeki takozdan başka makineyle fotoğraf çekemem” demişim.
‘Şimdi ve Burada’ merak ettikleri şey çekilecek fotoğrafın ellerine geçiş serüveni; Posta adresi verecek olursalar, mektupla ya da Face üzerinden arkadaş olabilirsek, -anladınız siz onu- Gülümsüyorlar elbette.
Deli Yaşar’ın olduğu ortamda, tabelasında “Deliler, Abdallar, Meczuplar” yazan bir kahvede, böylesi uçuk kaçık tiplerle karşılaşmaları olası zaten. ‘Benim fotoğraf makineme razı oldular’ diyecek olursam, size haksızlık etmiş olurum; İki lafın belini kıramazsak -bir Balatlı olarak- bana haksızlık olacak, biliyorum.
Belki de bu nedenle -ya da nedensiz- onların cep telefonlarıyla -defalarca deneyerek- yerine getiriyorum isteklerini. Onlar da Hürriyet Gazetesi Ayşe Arman röportajında öğrenmişler burayı.
Balatlı olduğunu söylediğimde hiç şaşırmıyorlar. Üzerimde iyice eskimiş bir yağmurluk, altında ise çamurlu ayakkabılar ve eşofman var. Balat hikâyeleri okumayı çok seven yayınevi sahibi Uğur Bey ve sevgili eşi Şefika Hanım teyze, beni bu şekilde gördüklerinde ifrit oluyorlar; Şefika Hanım teyze, benimle arkadaşlık etmelerinin uygun olmayacağını fısıldıyor kulağıma.
Bir seferinde sevgili eşiyle,’ Ayvan saray-Fener ve Balat’ı birlikte gezmiştik de…
‘Kadınları okutunuz’ yeni tartışmamız…
EÇ.