Behlül-ü Dane Bağdat kadısı ile karşılaşır. Behlül sorar:
Günlerden bir gün, Behlül-ü Dane Bağdat kadısı ile karşılaşır. Behlül sorar:
- Kadı efendi! Bana, yemenin ve içmenin adabını öğretir misin?
Kadı efendi, hazretin yine paha biçilmez cevher saçacağını sezerek sevinir ve hemen cevap verir:
- Malum olduğu üzere, yemeklerden evvel ve sonra elleri yıkamak ve temizlemek sünnet-i seniyedir. Sonra, yemeğe başlarken besmele-i şerife çekilir, sonunda el-hamdü lillah denir, sahan ve kaplarda yemek artığı bırakılmaz, ekmek kırıntıları toplanır ve yenir ki, bunların her birisi de sünnettir. Daha sonra, daima kendi önünden yemek, sünnete uymak için koyunun sağ kürek kemiğindeki etten yemeği tercih etmek, (Zira, Resul-ü zişan efendimiz ekseriya koyunun sağ kürek kemiğindeki etleri tenavül buyururlarmış...) sofrada yerde oturuluyorsa, sol ayak üzerine oturularak sağ dizi dik vaziyette yer almak, acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan sofradan kalkmak, sofra üstüne aksırıp öksürmemek, ağzını şapırdatmamak, karşısında ve yanı başında oturanları iğrendirip tiksindirecek hallerden ve sözlerden kaçınmak, çirkin ve yakışıksız davranışlarda bulunmamak, suyu üç yudumda içmek, yemek yediği tabağa ve su içtiği kaba üfürmemek, her yudumun evvelinde besmele ve sonunda el-hamdü lillah demektir.
Behlül-ü Dane, kadı efendiyi sabırla ve sükunetle dinledikten sonra tekrar sorar:
- Ey kadı efendi! Sünnet-i seniyye üzere yadiğin o kıvırcık eti, yetim malı ve yetim hakkı ile alınmışsa, acaba yediğin et midir, yoksa cehennem ateşi midir?
Ve ayet-i celileyi okudu:
‘’ Muhakkak ki, yetimlerin mallarını zulüm ile ve haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.’’ (Nisa-10)
- Ey kadı efendi! Senin saydıkların, islamda sofra adabıdır. Ben sana yemenin ve içmenin adabını sormuştum. Sen ise bana yemeğin sünnet, müstehep ve mendub olan adabını anlattın...
Kadı efendi kendisine rica eder:
- Ya Behlül! Lutfet, yemenin ve içmenin adabı ne imiş, sen söyle de öğreneyim. Deyince Hazret-i Behlül şu cevabı verir:
- Ey kadı efendi! Helal kazanacak, helal yiyecek ve helal giyeceksin... Senin saydığın adab ile haramdan kazanılmış bir şey yesek, acaba islam adabına riayet etmiş olur muyuz?
Kadı efendi başını öne eğerek itiraf eder:
- Her ne kadar farza, sünnet, müstehap ve menduba riayet ederek yersek de, yediğimiz bu nimetler domuz etinin hurmiyyetinden daha haram olduğundan elbette nara müstehak oluruz, der.
Dikkat ile ibretinize sunarım:
Envar-ül-Kulub, Cilt 1 Syf-96