Chomsky: Bu Utancı Sona Erdirelim Artık

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

Chomsky: Bu Utancı Sona Erdirelim Artık

Noam Chomsky



Bazı ülkelerde, gerçek bir mülteci sorunu var. Örneğin Lübnan’da nüfusun belki de dörtte biri Suriye’den gelen mültecilerden ve tabii Filistin ve Irak’tan gelen bir mülteci selinden oluşuyor. Diğer yoksul ve ihtilaf içindeki bölge ülkeleri de –içlerinde Ürdün var- çok yüksek sayılarda mülteciyi içlerine almış durumda.  Bunlar arasında örneğin Ürdün ve kolektif intihara sürüklenme öncesindeki Suriye var. Mülteci krizi içinde olan ülkeler bu durumun yaratılmasında sorumluluk sahibi değillerdi. Mülteci üretmek, ekseriyetle zengin ve güçlü olanların, şu anda kolaylıkla misafir edebilecekleri bu yükün altında inleyen sefil kurbanları almayanların sorumluluğunda.

 

Yalnızca Birleşik Krallık ve ABD’nin Irak işgali, yaklaşık 4 milyon insanı yerinden etti ve bu insanların neredeyse yarısı komşu ülkelere göç etti. Ve Iraklılar, şimdilerde ülkeyi ve bölgeyi paramparça eden sekter bir çatışmayı da tetikleyen ve ülkeyi harabeye dönüştüren zengin ve güçlülerin indirdikleri balyoz darbelerinin ardından on yıl boyunca süren canice yaptırımların ardından yeryüzündeki en sefil ülkelerden birinden kaçmayı sürdürüyorlar.

 

Avrupa’nın daha fazla mültecinin kaynağı olarak Afrika’daki rolünü ise en baştan ele almaya gerek yok. Şimdilerde Fransız, İngiliz ve ABD’nin Libya’ya ortak bombardımanıyla birlikte ülke aslında yok olmuş ve savaş halindeki militanların eline düşmüş durumda. ABD’nin Orta Amerika sicilini de en başından incelemeye gerek yok; ne de olsa insanların terör ve çaresizlikten kaçıp, şimdi Meksikalı ticaret paktı kurbanlarının da katıldığı, tahmin edilebileceği gibi Meksika tarımını yok eden ve Meksikalıların mücadele demediği boyutlarda sübvanse edilmiş ABD holdinglerinin icraatları belli.

 

Güçlü ve zengin ABD’nin tepkisi ise, Amerikalı kurbanlarını sınırlarından uzak tutmak için Meksika üzerinde baskı kurmak ve onları kontrolden kaçabilmeleri halinde merhametsizce geri yollamak şeklinde… Güçlü ve zengin Avrupa Birliği’nin tepkisi ise, binbir zorlukla hayatta kalmış zavallı insanları sınırlarından uzak tutması ve zalim kamplara onları hapsetmesi için Türkiye’ye rüşvet verip üzerinde baskı kurmak şeklinde…

 

Yurttaşlar arasında övünülesi istisnalar var. Ama ülkelerin tepkileri, ahlaki bir rezalet – onların insanları hayatlarını korumak adına kaçmalarına neden olan koşulların ortaya çıkışındaki ciddi sorumluluklarını yok saysanız dahi….

 

Bu utanç yeni değil. Yalnızca ABD’ye bile bakabiliriz: sınırsız avantajlara sahip, dünyanın en ayrıcalıklı ve güçlü ülkesine… Tarihinin önemli bir kısmı boyunca ABD Avrupalı mültecilere ev sahipliği yaptı, şiddetle yok edilen ulusların hayatlarını sürdürecekleri topraklarda yerleşmelerine  aracılık etti. Bu durum 1924 yılındaki göç yasasıyla birlikte değişti; keza yasa özellikle İtalyanları ve Yahudileri hariç tutmayı amaçlıyordu. Onların kaderlerine takılıp kalmaya gerek yok. Savaştan sonra bile, toplama kamplarından kurtarılan birçok insanın ülkeye girişi engellendi. Bugün ise, Romanlar -soykırım kurbanlarının torunları olarak (ki bu durum kimsenin umurunda değil)- Fransa’dan Doğu Avrupa’daki korkunç koşullara doğru sürgün ediliyor.

 

Bu utanç derin ve kalıcı. Kesinlikle bunu sona erdirmemizin ve makul bir medeniyet seviyesi tutturmaya çabalamamızın vakti geldi.