FENER RUM ORTODOKS PATRİKHÂNESİ

Misafir Yazar fatihten@gmail.com


cilt: 12; sayfa: 347

[FENER RUM ORTODOKS PATRİKHÂNESİ - M. Süreyya Şahin]

 

döneminde verilen bütün imtiyazlarının kaldırılarak siyasî ve idarî işlerle uğraşmamak, sadece dinî hizmetleri yerine getirmek şartıyla ve bu konuda verilen sözleri senet kabul etmek suretiyle İstanbul’da kalmasına izin verdi. Fakat yapılan antlaşmalara patrikhânenin statüsü konusunda tek bir hüküm konulmadı. Nitekim 30 Ocak 1923’te Yunanistan ile Türkiye arasında imzalanan “Türk ve Rum ahalinin mübâdelesine dair mukavelenâme’de patrikhâne ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Bu mukavele ile Türkiye’de yaşayan Rumlar’la Yunanistan’da yaşayan Türkler değiştirildi; sadece İstanbul’daki Rumlar’la Batı Trakya’daki Türkler mübâdele dışında tutuldu. Aynı şekilde 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nda da patrikhâne ile ilgili bir hüküm yer almamakta, yalnız azınlıkların korunmasına ilişkin 38-44. maddelerde gayri müslim Türk vatandaşlarının statüsü belirlenmektedir. Buna göre, din ve mezhep farkı gözetilmeksizin bütün müslüman ve gayri müslim Türk vatandaşlarına eşit haklar tanınmakta ve Osmanlı Devleti tarafından verilen bütün imtiyazlar kaldırılmaktadır. Azınlık statüsüne alınan Rum, Ermeni ve yahudilerin dinî serbestiyet içerisinde kendi dilleriyle ibadet ve eğitim yapmalarına, ayrıca kilise ve havralarıyla mezarlıklarını korumaları hususuna gerekli kolaylığın gösterileceği taahhüt edilmektedir. Antlaşmanın 45. maddesinde ise Türkiye’nin azınlıklara tanıdığı bu hakları Yunanistan’ın da Batı Trakya’daki Türk azınlığına tanıyacağı taahhüdü yer almaktadır. Lozan Antlaşması, bütün gayri müslimler gibi İstanbul’da oturan Rumlar’ı da azınlık olarak tanımlamakta, dolayısıyla onlar da müslümanlarla eşit medenî haklara kavuşmaktadırlar. Böylece Osmanlılar döneminde tanınan bütün imtiyazları kaldırılan patrikhâne Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi adını almakta ve ekümenik vasfını kaybetmektedir. İstanbul sınırları içinde oturan Rum asıllı Ortodoks Türk vatandaşlarının dinî hizmetlerini görmekle yükümlü bir kilise durumunda bulunan patrikhâne, diğer Türk vatandaşlarına ait kiliselerle ve yahudi hahambaşılığıyla aynı statüye tâbidir. Patrikhâne bir devlet kurumu ve başındaki patrik de bir devlet memuru sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına tâbidir ve patrikle birlikte öteki ruhbanlar da Türk vatandaşı olmak zorundadırlar. Diğer azınlıklarla beraber Rum Ortodokslar’a ait dinî kurumlarla vakıfları denetleme, kanunlara aykırı bir durum tesbit edildiğinde kapatma veya ilgililerini cezalandırma hakkı tamamen Türk hükümetine attir; hiçbir yabancı devlet bu konuya müdahale edemez.

 

Lozan Antlaşması’ndan sonra gerçekleştirilen mübâdeleden dolayı Anadolu’daki cemaatini kaybeden Türk Ortodoks Patriği Papa Eftim İstanbul’a geldi. Patrikhâneyi ziyaret ederek ruhanî meclisten Türkler’e yapılan zulmün tertipçisi Patrik Meletyos’un azlini istedi. Yunanistan’ın etkisinde bulunan bazı papazlar Papa Eftim’i oyalamaya kalkışınca o da basına bir açıklama yaparak Ankara’ya döneceğini bildirdi. Bunun üzerine patrikhânenin tutumunu onaylamayan başka papazlar kendisinden İstanbul’da kalmasını rica ettiler. Papa Eftim de ruhanî meclisten, daha önce listesini verdiği isteklerinin yarım saat içinde yerine getirilmesini istedi. Meclis Patrik Meletyos’un azledildiğini, diğer isteklerin ise peyderpey ele alınacağını bildirdi. Papa Eftim bunun yeni bir oyalama taktiği olduğunu anlayarak kilise ve cemaat heyetlerinin ortak kararı ile ruhanî meclisi feshetti ve yeniden oluşturduğu meclis de Meletyos’un azlini onaylayarak Papa Eftim’i patrik vekilliğine getirdi (17 Ekim 1923). Papa Eftim İstanbul valiliğine başvurarak yeni patrik seçimi için izin istedi. Bunun üzerine vilâyet bir tezkere ile seçimin ana esaslarını bildirdi. Patrik, Türk vatandaşı olan ve Türkiye’deki dinî kurumlarda çalışan din adamlarınca seçilecekti; seçilecek patriğin de Türk vatandaşı olması ve Türkiye’de görev yapması şarttı. Her halükârda din dışı görevlerde bulunan kişilerin seçime katılmaları ve patrikhâne işlerine müdahaleleri kesinlikle yasaktı. Valiliğin bu tezkeresi üzerine ruhanî meclis patrik seçiminin nasıl yapılacağına dair bir nizamnâme çıkardı (18 Ekim 1923). Bu nizamnâmeye göre seçime, patrikhâneye bağlı kurumlarda bilfiil hizmet veren metropolitler katılacak, yedi yıl hizmet etmiş bulunan bütün metropolitler patrik adayı olabilecekti. Her üye, uygun gördüğü bir adayın ismini kağıda yazarak kırk gün içinde ruhanî meclise bildirecek, kırk birinci gün bütün oy pusulaları İstanbul’daki metropolitler tarafından tasnif edilip şartlara uygun üç kişiden oluşan aday listesi İstanbul valisinin onayına sunulacaktı. Valinin tasdik ettiği liste tekrar mecliste oylanacak ve en çok oy alan aday patrik ilân edilecekti.

 

Bu esaslara göre yeni patrik seçimine gidildiği sırada Yunanistan’ın Batı Trakya Türkleri’nin mallarına el koyarak buralara Türkiye’den gelen Rumlar’ı yerleştirmesi Türk kamuoyunun tepkisine yol açtı ve Türkiye’nin de İstanbul’daki Rumlar’ın mallarına el koyması için halktan baskı gelmeye başladı. Bunun üzerine patrik vekili Papa Eftim Ankara’ya giderek ilgililerle görüştü ve böyle bir girişimi önledi; patrikhâneye de bir telgraf çekerek Yunanistan’ın Türkler’e karşı uyguladığı politikanın tel’in edilmesini istedi. Fakat bu istek yerine getirilmediği gibi Yunan büyükelçisinin telkinleriyle yeni bir patrik seçildi. Haberi gazetelerden öğrenen Papa Eftim derhal İstanbul’a dönerek yeni patrik Gregorios ile ruhanî meclisi azlettiyse de kararı hükümsüz sayıldı; çünkü patrikhâne yönetimi Yunan taraftarlarının eline geçmişti. Patrikhâne ruhanî meclisi tarafından aforoz edilen Papa Eftim bu kararı tanımadı ve Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’nden tamamen ayrılarak daha önce kurmuş olduğu Türk Ortodoks Patrikhânesi’ni 6 Haziran 1924’ten itibaren istanbul’da faaliyete başlattı; böylece İstanbul’da iki Ortodoks kilisesi ortaya çıkmış oldu. Türk Ortodoks Patrikhânesi Nizamnâmesi’ne göre patriklerin tayin ve azilleri Türk hükümetinin yetkisine veriliyor ve Türk Ortodoks Kilisesi’ne bağlı kişiler azınlık sıfatları ve hukukları tamamen kaldırılarak müslümanlarla eşit haklara sahip kılınıyor, onlardan sadece dinî bakımdan ayrılıyorlardı. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin Yunanlılık iddia ve propagandalarına karşı Türklüğü savunan Papa Eftim kendilerinin önce Türk, sonra Ortodoks olduklarını söylüyordu (Yakın Tarihimiz, IV/48, s. 267).

 

Antlaşmalarla belirlenen açık hükümlere rağmen Yunanistan Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’ni kullanmaya devam etti. “Megalo idea”yı gerçekleştirecek bir güç olarak gördüğü bu kurumun başına kendi politikasını benimseyen kişileri patrik seçtirmek için her türlü yola başvurmaktan çekinmedi. Nitekim Yunanistan’ın gayretleriyle seçilen ilk patrik Gregorios 1925’te ölünce patrik seçimi büyük mücadelelere sebep oldu. Ruhanî meclis, Yunanistan’daki siyasî bölünmüşlüğe paralel olarak kralcılar ve Venizelosçular diye ikiye ayrıldı. Kral taraftarı olan Konstantin patrik seçildiyse de Yunanistan’da iktidarda bulunan Venizelosçular’ın diplomatik manevraları