HEYBELİADA RUHBAN OKULUNUN AÇILMASI

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

Türkiye’de yaşayan Hristiyanlar (Ortodoks) Rumlara ait olan Heybeliadadaki Ruhban okulu lise düzeyinde bir okul iken 1971-1972 eğitim dönemindekinden sonraki yıl patrikhane tarafından eğitime kapatılmıştır. Buna sebep olarak 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından özel okullar kanunu neticesinde bu okulun dini eğitimine devam edebilmesi için bir Türk Üniversitesine bağlanması şartıdır. 1884 yılından itibaren patrikhaneye bağlı bir lise olarak eğtim gösteren Heybeliada'da ki Ruhban okulu 1951 yılıdna Ruhban yetiştirilmesi için yüksek okula dönüştürülmüştü. Ruhban okulunun eğitime kapatılması Türkiye’de tüm eğitim ve öğretim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmasından kaynaklanıyordu. Din eğitimi veren bir okulun yani Ruhban okulunu istedikleri gibi sevk ve idare etmek isteyenler okulu kapatarak kendilerine karşı uygulanacak olan yaptırımlarında bu sayede önüne geçmiş oldular.

 

Türkiye cumhuriyetinde yaşayan azınlıklar kendi dini davranışlarının da ve eğtimlerinde serbestlik isteyecek her istediklerini yapmayı kendilerine karşı bir denetim kurulmasını istememişlerdir. Oysa çıkartılan o dönemdeki yasa ile İslami eğitim veren din kurumlarını da bu denetime tabi tutmuşlardır. Asla Müslümanlara karşı bir ayrımcılık söz konusu değildir. 



Onun için Rum Ortodokslarla Müslümanlar arasında Türkiye cumhuriyeti devleti bir taraf olmamış,herkese eşit şekilde muamele edilerek aynı kanunu uygulamıştır.Şimdi yeniden gündeme getirilen ruhban okulunun açılması için gerekli çalışmaları yapanlar hedeflerine ulaşarak bunu başarmışlardır. Heybeliada'da ki ruhban okulu Türkiye cumhuriyeti devleti tarafından denetlenemeyecek yürüttüğü faaliyetler hakkında hiçbir bilgi sahibi olamayacaklardır.Böyle bir ayrıcalığın verilmesi gerçekten manidardır. Yüzde % 99 Müslüman olan bir devlette İslam dini eğitimi veren kuran kursları milli eğitim tarafından kontrol ve denetimi tabi tutulurken böyle bir ayrıcalığı ve imtiyaza sahip olmak ne kadar doğrudur. Burada ülkeyi yöneten siyasi iradenin Hristiyan ve Yahudiler ile yakınlaşması iyi ilişkiler kurması bu ayrıcalığın en etken faktörü olarak görülebilir. Artık her türlü bölücü ve yıkıcı dini faaliyetlerde bulunanlara karşı en ufak bir dini denetim getirmek asla mümkün değildir.

 

Özellikle yeniden gündeme gelen ruhban okulu konusu ABD tarafından Türk hükümetine ruhban okulunun koşulsuz ve acil açılması için verilen talimat Patrikhanenin bütün sorunlarının kısa zamanda çözülmesi ile ilgiliydi. Çünkü ülkemizde yaşayan Hristiyanların (Ortodoks) dindaşlarının haklarını savunmak için her yaptırımı güçleri ölçüsünde bir hak olarakta kullandılar. Böyle bir ülkede bağımsızlıktan hür ve özgür bir iradededen söz etmenin imkanı varmıdır acaba? ABD bizi Türkiye Cumhuriyeti devletini müttefiklikten stratejik ortaklığa terfi ettirerek bize karşı olan samimiyetlerini arttırdıkça onların istek ve talepleri bitmek ve tükenmek bilmemekteydi. ABD deki Yunan lobisinin desteği ile kurulan baskılar sonucunda 1999 yılında başkan Bill Clintının Türkiye’yi ziyareti sırasında Heybeliada'da ki ruhban okulunu ziyaret etmiş ve dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirelden ruhban okulunun yeniden açılmasını izin verilmesini istemiştir. Fakat bu istek kabul görmemiştir. Denetimsizlik ve kendi başına bir eğitim sistemi diğer azınlıklara karşı bir haksızlık olarak kabul edilecektir. Herkese eşit şartlarda eğitim ve öğretim fırsatı sağlanması Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir görevidir. Fakat şimdi Rumlara ve Ortodokslara böyle bir ayrımcılık tanınması Müslümanları çok üzmüştür.

 

Zamanında din eğitimi için Müslümanlara karşı bir çok caydırıcı güç kullanılmıştır. Çünkü ABD ve AB ülkelerine göre Türkiye cumhuriyeti bir muz cumhuriyetidir. Her türlü istek ve talepleri koşulsuz ve kefaletsiz olarak yerine getirilerek her türlü dayatmaları anında karşılanmıştır. Bunların başında en önemlisi Heybeliadadaki ruhban okulunun yeniden açılmasıdır. Talep edilenler arasında özellikler Trabzon’daki Sümela Manastırı ve Vandaki Akdamar kilisesinde ayin düzenlenmesi ABD sayesinde sağlanmış yüzyıla yakın zaman sonra bir ilke imza atılmıştır. Bundan önceki Türkiye cumhuriyeti hükümetleri böyle bir talebe uygulamaya karşı hiç sıcak bakmamış ve bu istek ve arzular yerine getirilmemiştir.

 

Özellikle Vandaki Akdamar Kilisesi yeniden restore edilerek tekrar ibadete açılması (Türk milletinden alınan vergiler) ile olması çok manidardır. Oradaki Ermenilerin yaptıkları taciz ve tecavüzler cinayetler hala tazedir zülüm yapanları bir ödüllendirme olarakta bu Kilisenin açılması düşünülebilir. Müslümanlar namus ve ırzlarını kurtarabilmek için kendilerini Van gölüne atarak namus uğrunda canlarını vermiş hayatta kalanlara ise her türlü zülüm ve işkence yapılarak rencide edilerek namusları kirletilmiştir. Sormak istiyorum bu zihniyet kime hizmet etmektedir bu zalimlik karşısındaki davranış ve tutumu bir Müslüman olarak sorgulamazsanız yarın böyle durumlarında önünü açarsınız . Türk milleti Müslümanlar elbette bunun hesabını günü geldiğinde soracaktır yoksa o aziz şehitlerin kemiklerini sızlatmış olurlar. Ülkemizde böyle şeylerin olmasını düşünmek Müslüman ahalinin büyük tepkisini çekmiş İslam dininin temsilcileri olduklarını idda edenlerinin böyle işlere imza atması dinen doğru bir davranış olarak kabul edilmemiştir. Bu olaylar doğru değerler üzerinden irdelendiğinde Kuran-ı Kerimde bulunan ayeti kelime bize doğru yolu göstermiştir.

 

Yahudileri ve Nasranileri (Hristiyanları) dost ve arkadaş edinmeyiniz (Maide suresi 51. Ayeti) Bu İlah-i mesaj doğru aydınlanmanın da bir sonucudur. Her şey apaçık ortadadır böyle bir durum onlarla kurulacak dostluk ve ortaklık Müslümanlara mutlaka zarar verecektir.Geçmiş dönemde yapılan ihanetler bunun bir örneğidir. Kendi ülkelerinde dini faaliyetler için gerekli yasal izin ve denetimlere tabi olan Müslümanlar Hıristiyan Ortadokslara karşı böyle bir ayrıcalık tanımak doğru değildir. Bu haksızlığı düzeltmek yine bu izinlere imza atanların bu işi düzeletmesi gerekir. Yoksa yarın bu yıkım projelerinin altında ezilmek içten bile değildir.



ABD en büyük önceliği Heybeliadadaki ruhban okulunun açılması Büyükadadaki Rum yetimhanesinin tüm varlıklarıyla geri iadesi sağlanmıştır. Bu taşınmazlar ruhban okunun bulunduğu vakıfa geri verilmiştir. 2008 yılıda çıkartılan 5737 sayılı kanun ile azınlıklara ait olan vakıf mallarının geri iadesi sağlanarak bir başka ilke imza atılmıştır. Geçmiş dönemde ruhban okulunun kapatılması ile ilgili olan Hıristiyan dininin ihtiyacları için kilise ruhanileri mesleki bakımdan yetiştirilmekte olduğu ve anayasa mahkemsinin kapatma kararı bu okulun yüksek okul statüsünde sayılmayacağı dair idi. 1961 yılında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki 120. maddesi üniversitelerin devlet eliyle kurulması 625 sayılı kanunun ilgili maddelerini Anayasaya aykırı bulmuştur. Böylece tüm özel Yüksek okullar kapatılmıştır.

 

O dönemde tüzel kişiliği sona eren patrikhane eğitim ve öğretim faaliyetlerinin en önemli kurumu olan ruhban okulunun kapatılaması karşısında bir çok kurum ve kuruluşa başvurarak hukuki ve idari yolları denemiş fakat hiçbir sonuç alamamıştır. ABD dışişleri bakanı Kerry’nin emri altındaki sömürgecilere takındığı bir tavrı uslubu bize karşı kullanarak bizi tüm Dünyaya karşı kamuoyu önünde rencide etmiştir. Stratejik ortaklığa terfi etmek ortak bir projede yada ülkeler arasındaki menfaatlerde karşılıklı olarak kazanç elde etmek demektir. Bu durumda Türkiye cumhuriyeti devleti olarak biz ihtibar kaybına uğradık dayatmacı zihniyet karşısında yenik ve mağlup sayılarak her şeyi yerine getiren bir üslupla işi halletmeye çalışarak büyük müttefikimizi asla üzmedik. Yüce İslam dininin temsilcilerine Müslümanlara bu tarz davranış ve hareket hiç yakışmamış bütün dini ve milli duygularımızı yerle bir eden anlayışa karşı zalimelerin iktidarı adalet anlayışından yoksun kalmıştır.

 

AKP iktidara geltikten sonra ruhban okulunun ibadete açılması için çeşitli defalar bunu gündeme getirmiştir özellikle 2003 yılında o günkü Milli Eğitim Bakanı olan Hüseyin Çelik bu konuyu sık sık gündeme getirerek kamuoyu oluşturmuştur. Oysa Müslüman din adamlarının din alimi yetiştirmesi taleplerini umursamayanlar onlara taviz vermeyenler ruhban okulunun açılması için talepte bulunmaları çok garip değimlidir. Müslümanların temsilcileri olduklarını beyan edenler nasıl böyle bir çağrıda bulunabilirler. Oysa Lozan antlaşması gereği İstanbul Rumlarına verilen haklardan batı Trakya Türklerinin'de yararlanacağı ön görülmesine rağmen orada bir İslami okul açılmasını yerine getirildiği yoktur. Madem mütekabiliyet ( Karşılıklı olma ) var aynı uygulamanın Batı Trakya'da yapılamsı gerekir. Bizim hükümetimizin böyle bir girişimi varmıdır acaba elbetteki hayır. Batı Tarkyadaki camilerimizin ve diğer tarihi eserlerimizin durumu hali içler acısıdır onlar için bir yaptırım yapılmamıştır bu amacı dışında kullanılırlılık içimizi acıtmaktadır. Çünkü bu camilerin çoğu yok edilmiş bir çoğu bar meyhane gibi batakhane olarak kullanılmaktadır. İşte bu ağır tablo konuda ne yapılmıştır kimseden ses seda çıkmamış kaderci boyun eğen zihniyet olarak görülmektedir.

 

Din İslam olunca ona kol kanat germek yok fakat Türkiye deki Rum ve Ortodokslara her türlü taviz ve gerekli zemini sağlamak için her türlü adımı atmak var. İşte Müslümanlara temsilcileri olduklarını idda edenlerin durumu çok net ortadadır. Ruhban okuluna destek verip açılmasını sağlamak bu kabul edilebilir bir durum değildir. Misyoner ve Diyologcular her yerde iş başındadır. Bu durumu görmemek için kör olmak lazımdır. Müslümanların hissiyatlarına tercüman olacaklarını ifade ederek yola çıkanlar ne hikmetse hep Hristiyan ve Yahudileri dost edilerek kendi misyonlarının gereğini yapmıştır. Aziz Türk milleti Müslümanlar böyle bir arzu ve isteğe taraf değildirler. Müslüman Türk milleti ruhban okulunun bağımsız ve denetimsiz eğitim ve öğretime açılmasını asla istememektedir. Bu çifte standart ve ihanetdir? Yarın olacak olanların telafisi mümkün olmayan yaralar açacaktır.

 

Dini hür milleti hür olmak demek kendi ülkesinde dilediğini yapabilecek bir anlayış ve zihniyetin muktedir olmasıyla mümkün olabilir. Dayatmalara boyun eğmek demek yumuşak ve güdümlü kontrollü yandaş bir iktidara sahip olduğumuzun göstergesidir

Ali KARACA