İSLÂM AİLE HUKUKUNA GÖRE EVLENMEDE EŞLER ARASINDA DENKLİK

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 26, 2015, s. 229-262.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet DİRİK*
Özet: İslâm aile hukukunda erkeğin evleneceği kadına bazı özellikler bakımından denk olması İslâm hukukçuları arasında tartışmalı konulardan biridir. Evlenmede denkliği şart koşan hukukçular, denkliğe konu vasıflar ve muhtevaları üzerinde farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Denklik şartı, hukukî şart olarak nikâh akdine dâhil edilmiş bir unsurdur. Bu şart, onu aramada hak sahibi konumundaki taraflara nikâh akdine itiraz ve fesih yetkisi vermektedir. Ayrıca denklik şartının, velînin evlendirme velayetini kötüye kullanmasını sınırlandırıcı ve bâkire kızların kendilerini evlendirmelerinde tecrübe eksikliğinden kaynaklanması muhtemel zararları önleyici fonksiyonu vardır. Bu çalışmada, evlenmede denklik şartı, makale boyutları çerçevesinde incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Velayet, Evlenmede Denklik, Denkliğe Konu Vasıflar, Bakirelerin Evlenmesi, Dindarlık.

GİRİŞ
İslâm hukukunda ailenin kuruluşundan sona ermesine ve bundan doğan sonuçlara varıncaya kadar pek çok konu ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Çünkü aile, bireyin huzur ve mutluluk içerisinde çeşitli ihtiyaçlarını karşıladığı ve neslinin devamını sağladığı bir kurumdur. Mutlu ve kalıcı bir evliliğin kurulması ve bu esas üzere sağlam bir yapının inşası için bu müessesenin başlangıcından sona ermesine kadar her aşaması ayrıntılı şekilde tanzim edilmiştir. Bu bağlamda incelenen konulardan biri de evlenecek kişiler arasında belirli konularda denkliğin bulunması şartıdır.

*     İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı, mhmtdrk@hotmail.com
Hukukî bir kavram olarak denklik; erkeğin dinî, sosyal ve iktisadî açılardan evleneceği kadının ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda bulunmamasını ya da onunla aynı veya yakın seviyede yer almasını ifade eder. Denkliğin erkekte aranması, evlenecek kadın ve velîlerinin haklarını koruyucu bir şart niteliğindedir. Bu şartın amacı, hem çiftler hem de aileleri açısından kurulacak evliliğin sevgi, huzur, mutluluk ve sürekliliğini baştan itibaren temin etmektir. Çünkü kuruluş aşamasında ve eş seçiminde gösterilecek özen ve hassasiyet, evliliğin sağlıklı işleyişine, kuruluş gayesini gerçekleştirmesine ve eşler arasında çıkması muhtemel uyuşmazlıkların kolaylıkla çözülmesine katkı sağlayacaktır.

Denklik konusu, daha ziyade küçükler veya tam ehliyetli kızlar üzerinde velînin evlendirme yetkisi çerçevesinde ele alınmıştır. Dul kadınların evlendirilmesi kendi rıza veya icazetlerine bağlı olduğu için onların velî tarafından evlendirilmesinde denkliğin belirleyici bir özellik olarak ön plana çıkmaz. Ancak evlenecek kadının dul olması bu evlilikte denkliğin gözetilmeyeceği anlamına da gelmez. Görüşlerini değerlendireceğimiz Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri velînin velayeti altındaki kızları evlendirirken denkliği dikkate alması gerektiğini savunurlar. Aksi halde bu nikâh akdi, hak sahibi açısından bağlayıcılık / lüzum ifade etmez. Bu durumda bazı velileri tarafından dengi ile evlendirilmeyen küçük kız, buluğa erdiğinde; tam ehliyetli ise babası tarafından evlendirilse bile akdi hemen feshedebilir. Diğer taraftan velî, tam ehliyetli olmayan bâkire kızı denklik şartını yok sayarak evlendiremez. Tam ehliyetli kızın kendisi, dengi ile ve emsal mehirle evlenirse Hanefîler’e göre velînin itiraz hakkı yoktur. Fakat dengi ile evlenmemişse, akdin durumu hakkında iki görüş vardır: Birinci görüşe göre hamileliğin belirmesine veya doğuma kadar velînin itiraz hakkı devam eder. İkinci görüşe göre ise denklik yoksa nikâh caiz değildir. Diğer üç mezhep ise bakire kızların nikâh akdi yapamayacağı esasını benimserler. Ancak tam ehliyetli bakire kız, denklik şartı yerine gelecek şekilde bir akit yaparsa bu durumda velînin akde itiraz etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak görülür ve bu tutumun velayet yetkisini bir sonraki veliye (kamu görevlisi) intikal ettireceği esasını benimserler. 

İslâm hukukçuları, velînin evlendirme yetkisi üzerinde belirleyici bir şart olması bakımından denkliğe konu vasıflar ve bunların muhtevaları üzerinde ayrıntılı şekilde durmuşlardır. Evlilikte denkliğin sahih, nâfiz veya lazım olarak akde tesiri; bu şartın ihlal edilmesi halinde akdin gayr-ı lazım, mevkuf veya bâtıl olarak değerlendirilmesi ve hak sahiplerine itiraz ve fesih hakkı vermesi bu konunun incelenmesini gerektirmektedir. Denkliğe ait vasıflar ve sınırlarına dair pek çok görüş ayrılığı bulunduğu için bu konu, karşılaştırmalı hukuk açısından da ayrıca değer taşımaktadır. Bu makalenin amacı, denklik kavramı, meşruiyeti, denkliğe konu vasıflar ve ilgili hükümleri değerlendirmektir.

Modern hukukta denklik kavramının karşılığı yoktur. Evlenecek tarafların evlilik yaşını doldurmaları ve aralarında evliliğe mani (başka biriyle evli olma, boşama sonrası üç yüz günlük süreyi bekleme vb.) bir durumun bulunmaması yeterlidir.


A. DENKLİK KAVRAMI
Sözlükte denk, eşit, benzer, gibi anlamlara gelen kefâet (الكفاءة) , kullanıldığı yere göre kısasta, mübarezede veya nikâhta farklı şekillerde tarif edilmiştir. İslâm hukukçularının aile hukuku açısından farklı şekillerde tanımladıkları denklik; genel olarak dinî, ekonomik ve sosyal konum bakımından erkeğin evleneceği kadına denkliğini ifade eder.  Elmalılı’nın (ö. 1942) denklik ve işlevi hakkındaki ifadeleri konuyu özetler mahiyettedir: “Her biri aynı kıymeti değil, mukabil bir kıymeti haiz olmakla birinin diğerinden istiğnası ve makamına ikamesi kabil olmayıp maksadın husulü için ikisinin de tam kıymetleriyle ictimaı, izdivacı şart olmaktır ki birine diğerinin çifti, tam yâri denir. Bu manaca bir erkekle bir dişi küfüv olabilirler. Lisanımızda meşhur olduğu üzere küfüv bu manadadır.”  Dolayısıyla eşler arasında kefâet çerçevesinde sağlanacak denge ile hem evlenen çiftler hem de akrabaları arasında sevgi, saadet, huzur ve istikrarlı bir birlikteliğin sağlanması amaçlanmaktadır. Kefâet kavramını dilimizde denklik olarak ifade etmek mümkün olduğu için biz bu terim yerine cümledeki konumuna göre denk ve denklik kelimelerini de kullanacağız.


Hz. Peygamber, erkeğin evleneceği kadında; mal, şeref, güzellik ve dindarlık şeklinde dört özelliği arayabileceğini bunlar içerisinde de dindar ve güzel ahlâk sahibi olanı tercih etmesini tavsiye etmiştir.  Ancak evlenmede denklik şartından söz edildiğinde kadının erkeğe değil, erkeğin kadına denkliği kastedilir.


1. Denkliğin Mahiyet ve Gayesi
İslâm hukukçuları, yaşadıkları dönemin örf ve âdetleri çerçevesinde nasları yorumlamışlar ve erkeğin evleneceği kadına bazı vasıflar bakımından denkliğini gerekli görmüşlerdir. Zira evlenecek erkek ve kadın arasında belirli konularda denkliğin bulunması, evliliğin kuruluş gayelerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak ve bu birlikteliğin huzurlu, mutlu ve kalıcı bir yapı olmasını kolaylaştıracaktır. Evlenecek erkek ve kadın arasında denkliğin esaslarını Hanefîler tespit etmiş, diğer mezhepler onları takip etmişlerdir.  Diğer taraftan denkliğin gözetilmesi halinde bu evliliğe yönelik tepkilerin önüne geçilmiş ve bu kuruma gelebilecek harici saldırılar önlenmiş olur. 

Kadında aranacağı yönünde görüşler bulunmakla birlikte evlenmede denklik, ilke olarak erkekte aranır. Evlilikte denkliği gözetmenin erkek, kadın ve kadının velîleri açısından çeşitli amaçları vardır. Fakat denklik daha ziyade kadın ve velîleri ilgilendirir. Kadın, dengi ile evlendiğinde, eşine saygı duyacak ve beklentilerine cevap alabilecek; bu durumda evi ve kocası için cazibe merkezi haline gelecek; böylece daha mutlu ve kalıcı bir evlilik sürdürebilecektir. Buna karşın kadının, kendisine denk görmediği, beğenmediği, meselâ fâsık bir erkekle mutlu, istikrarlı ve kalıcı bir evlilik yaşaması kolay olmayacaktır. Kadının velîleri açısından ise denklik, kızlarını dengi ile evlendirmenin kendilerine yaşatacağı huzur ve bu evlilikten kendilerine gelecek zararlar açısından önem taşımaktadır.7 Zira müctehid imamlar dönemine kadar geçen zaman diliminde toplum kabulleri ve örf, dengi ve emsal mehri ile evlenmeyen kadının bu durumunu velîleri açısından rencide edici bir hal olarak görmüş ve bu doğrultuda bazı hükümlerin konulması yoluna gidilmiştir.  Denkliğin bulunmadığı ve/veya emsallerine göre düşük mehirle evlenen bâkire kızın velîlerinin akde itiraz ve fesih hakkına sahip olmaları bu gerçeğe dayanır.


Evlenmede gözetilmesi istenen denklik, bazı yönleriyle erkeği ilgilendirir. Bilindiği üzere İslâm hukuku, evlilikte eşlerin rollerine işaret etmiş, kocayı evindeki malî yükümlülüklere karşılık olarak kavvâm  kabul etmiş ve evin yönetiminden sorumlu tutmuştur.  Kocanın bu işlevini yerine getirebilmesi için denkliğe konu vasıflarda evleneceği kadına karşı asgari yeterliliklere sahip olması gerekir. Zira denkliğe konu vasıflarda evleneceği kadınla aynı seviyede yer almayan bir erkeğin o kadından gelecek talepleri karşılayabilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Meselâ düşük gelirli bir erkeğin kazancıyla, zengin bir aile ortamında yetişmiş ve fakat mütevazı bir kişiliğe de sahip olmayan kadının, bu tür talepleri karşılanamaz. Dolayısıyla erkeğin de seçeceği eşin kendisine denk biri olması evlenmedeki amaçların daha kolay ulaşılmasına hizmet edecektir.


2. Denkliğin Arandığı Taraf / Hak Sahibi
Evlenmede denkliğe itibar eden İslâm hukukçuları, Hanefîler’in iki istisnası  bir kenara bırakılırsa, denklik arama hakkının kadın ve velîlerine ait olduğu görüşündedirler.  Velîler arasında bu hakkı kullanma yetkisi ise Hanefîler’e göre asabeden en yakın akraba; Şâfiîler’e göre (asabe şartı gözetmeksizin) yakın akraba; Hanbelîlere göre ise yakın veya uzak herhangi bir akraba şeklindedir.  Onlar bu sonuca âyet veya sahih bir hadis bulunmamasına rağmen zayıf da olsa bu konudaki rivayetlerin toplamının ifade ettiği anlamdan ve örfe bağlı telakkilerden ulaşmışlardır. Dul kadınların evlenmesinde velî izni gerekmediği ve bu kişiler kendileri evlenebildikleri için denklik daha ziyade bâkire kızların evlenme veya evlendirilmesinde ön plana çıkar. Zira velî, küçük veya tam ehliyetli bâkire bir kızı evlendirirken denkliği gözetmek durumundadır. Bu açıdan denklik şartının, velînin velayeti altında bulunan bâkire kızlar üzerindeki cebrî velayet yetkisini sınırlandıran bir işlevi vardır. Evlenme yetkisine sahip olan tam ehliyetli kızlar ise dengi olmayanla evlenirse bu akdin bağlayıcı olması için velî izni gerekir. Denklik şartı, evlenmede hak sahibi olan kadın ve velîlerinin rızaları bulunması halinde mutlaka gözetilmesi gerekli bir koşul olmaktan çıkar. Görüldüğü üzere denkliğin gözetilmesi hem kızın dengi olmayanla evlenmesine hem de velînin cebrî evlendirme yetkisini kötüye kullanmasını engellemesi bakımından kadın tarafını koruyan bir şart niteliğindedir. Bu sebeple kuruluş aşamasında denkliği aramak kadın tarafına verilmiş bir haktır.

İslâm hukukçularını denkliği erkekte aramaya iten çeşitli sebepler vardır. Bunların en önemlileri, kadın ve velîlerini ilgilendirenlerdir. Buna göre bâkire kız veya dul kadının, kendisine denk gördüğü bir adamla bir arada bulunmak isteyeceği; denk saymadığı kişi ile evlilik hayatı sürdürmeyi rencide edici bulacağı ve bu durumun evliliğe olumsuz yansıyacağı düşüncesidir. Velîler açısından ise denkliğin gözetilmediği evlilik, topluma kızda bir kusur bulunduğu düşüncesi verecektir. Diğer taraftan denkliğin bulunmadığı bu tür evlilikler, akrabalık bağlarını zayıflatıcı bir etkiye de sahiptir.  Kanaatimizce eşler arasında denkliğin gözetilmesi ve denkliğe konu vasıflar ve muhtevasının belirlenmesi üzerinde örfe bağlı telakkilerin rolü büyüktür. Ancak denklik düşüncesi ve denkliğe konu olan vasıflar, hukukî müeyyidesi bulunmasa bile, günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Bu sebeple günümüz evlenmelerinde denkliğe konu vasıflara ve bilhassa dindarlık ve ahlâkî erdemlerin dikkate alınması, evliliğin gayelerinin gerçekleşmesi açısından göz ardı edilmemesi gereken konulardandır.

3. Denkliğin Aranacağı Zaman
Evlenmede denklik, akdin kuruluş zamanında aranır ve bu şart yerine geldiğinde, daha sonra denkliğin bozulmasına itibar edilmez.  Bu durum, denkliğe konu vasıflar açısından düşünüldüğünde akit sırasında örneğin meslek veya zenginlikte denklik bulunmasına rağmen akitten sonra bunlarda bir değişiklik meydana gelmesi halinde, kadın veya velîlere denkliğin bozulduğu iddiasıyla itiraz ve fesih hakkı vermez.

4. Denkliğin Nikâh Akdindeki Niteliği (Hükmü)
Evlenmede denkliğe itibar edilmesi gerektiği görüşündeki fakihler, bu şartın akitteki niteliği hususunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bu görüşleri iki kısımda ele almak mümkündür.

a.    Hanefîler ile Mâlikîler’in mutemet, Şâfiîler’in azhar, Hanbelîler’in racih görüşlerine göre denklik, lüzum (bağlayıcılık) şartıdır. Hz. Ömer (ö. 23/644), Abdullah b. Mes‘ûd (ö. 32/652-53), Ömer b. Abdilazîz (ö. 101/720), İbn Sîrîn (ö. 110/729), Hammâd b. Ebû Süleyman (ö. 120/738) ve Abdullah b. Avn (ö. 151/768) bu görüşe sahip önemli isimlerdir.  Bu görüşe göre denklik gözetilmeden yapılan bir akit, sahih olarak kurulmuştur. Fakat denkliği aramada hak sahibi olan kişilerin bu akde itiraz ve fesih hakkı vardır; bu sebeple bu nikâh lazım değildir. Hak sahipleri denkliğin bulunmadığı evliliğe itiraz haklarını kullanmazlarsa akit lazım hale gelir. Bu görüşteki hukukçulara göre denklik sıhhat şartı olsaydı, hak sahipleri rıza gösterse bile bu akdin geçerliliğinden söz edilemezdi. Zira sıhhat şartındaki eksiklik, hak sahibinin hakkından feragat etmesi ile ortadan kalkmaz.  Dolayısıyla bu tür bir akit, mahkemece feshine karar verilene kadar sahih evliğin bütün hukukî sonuçlarını doğurur. AK da 45. maddede denkliği lüzum şartı saymıştır. 

Denkliği lüzum şartı kabul eden hukukçular, görüşlerini pek çok delile dayandırmışlardır. Onlara göre her şeyden önce Yüce Allah, Kur’an’da insanlar arasında gerçek üstünlüğün takvâya dayandığını ifade etmiştir.  Takvânın dışında yer alan vasıflar, üstünlük sebebi sayılmadığına göre denklik nikâhın sıhhat şartı değildir. Denklik, kul hakları ile ilgilidir ve zarar görecek tarafı korumak için tanınmış bir haktır.  Bu gruptaki fakihler, görüşlerini çeşitli rivayetlerle desteklemişlerdir.

Meselâ Hz. Peygamber’in tavsiyesi doğrultusunda Fâtıma bint Kays’ın (ö. 54/674)  Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) ile evliliği bunlardandır.  Bu rivayete göre, Hz. Peygamber, Kureyşli olan Fâtıma’yı mevâlîden olan Üsâme ile evlendirdi. Bu ve benzeri, erkeğin evleneceği kadına denk olmamasına rağmen denklik aramada hak sahibi olan kız veya velînin rızası ile gerçekleşmiş evlilikler, denkliğin akdin sıhhat şartı değil; lüzum şartı olduğunu gösterir. Zira denklik, sıhhat şartı olsa hem Hz Peygamber bunu emretmez ve hem de hak sahibinin rızası bu akdi sahih hale getirmezdi.  Bu çerçevede zikredilen örnekler arasında bizzat Hz. Peygamber’in kızlarının evlilikleri de önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü bu evliliklerde damatların peygamber kızlarına denkliği, bu şartın sıhhat değil; lüzum şartı olduğunu gösterir.

b.    Hanefîler’den Hasan b. Ziyâd (ö. 204/819), İbn Selmûn el-Kinânî’ye (ö. 767/1365) ve İbn Rahhâl (ö. 1140/1728) gibi bazı Mâlikîler’e, Şâfiîler’in bir kavline, Ahmed b. Hanbel’den (ö. 241/855) bir rivayete, Süfyan es-Sevrî (ö. 161/778) ve İbnü’l-Mâcişûn’a (ö. 212/ 827 veya 214/829) göre kefâet, akdin sıhhat şartıdır.  Bu sebeple bir kadını evliliğe rıza göstermedikçe babası veya babasının babası, dengi olmayan bir erkekle evlendirirse, bu gruptaki hukukçulara göre bu nikâh bâtıldır; kadın rıza göstermedikçe akit sıhhat kazanmaz. Velînin, küçük kızı dengi olmayanla evlendirmesinde de aynı durum geçerlidir. Dolayısıyla sahih olarak kurulmayan bir nikâh akdine hiçbir hukukî hüküm bağlanamaz. Böyle bir akit hiç yapılmamış gibidir.  Denkliğin sıhhat şartı olduğu görüşündeki hukukçular, şu rivayetleri görüşlerinin delili olarak zikrederler: Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye hitâben “Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı, hazırlandığında cenâzeyi, dengini bulunca evlenecek kızı”  buyurmuştur. Hz. Ömer de Hz. Peygamber’in “Kadınları ancak velîleri evlendirebilirler ve denklerinden başkası ile evlendiremezler”  buyurduğunu nakletmiştir. Yine Hz Peygamber “Araplar birbirlerine denktirler, kabile kabileye, hayattaki hayattakine, adam adama, ancak dokumacı ve haccâm hariç”  buyurmuştur.


Hanefîler, denkliği genel olarak lüzum şartı kabul etmelerine rağmen sonraki bazı Hanefî hukukçular kimi fetvalarında denkliği sıhhat veya nefâz şartı olarak değerlendirmişlerdir. Meselâ tam ehliyetli bir kadın dengi olmayan biriyle veya denklik konusunda aldatılarak nikâh akdi kursa, velîsi zifaftan önce bu evliliğe rıza göstermedikçe akit sahih olmaz. Yine usul ve fürû (baba, dede ve oğul) dışında biri tam ehliyetli olmayan (mecnûn, küçük kız ve erkek vb.) iki tarafı temsilen evlendirirse, bu akit fasittir. Zira bu kişiler üzerindeki velayet, onların maslahatlarını korumak için vardır. Bu şekilde kurulmuş evlilikte ise herhangi bir maslahat söz konusu değildir. Öte yandan Hanefîler, bazı durumlarda denkliği nefâz şartı saymışlardır. Meselâ akıl-baliğ bir kadın, velî veya üçüncü şahsı kendisini evlendirmesi için vekil tayin etse ve o kişi de bu kadını dengi olmayan biri ile evlendirse, akit kadının icazetine mevkuftur.  Ebû Hanîfe’den (ö. 150/767) denkliğin in’ikad şartı olduğu yönünde de bir görüş aktarılmıştır. Buna göre denklik bulunmayınca nikâh esasen mün’akid olmaz. Daha önce denklik bulunup rıza gösterilmiş olsa da akit mün’akid olmaz. Denklik bulunmadığında evliliğin caiz olmaması, zamanın değişmesine bağlı olarak son dönem fukahâsı tarafından müftâbih görüş kabul edilmiştir. 


Denkliğin evlenmedeki niteliği ile ilgili yukarıda zikredilen tartışmalar, bu şartın daha ziyade akitte bir lüzum şartı konumunda olduğunu göstermektedir. Zira denklik, sıhhat şartı olsaydı, hak sahiplerinin rıza göstermesi akdi sahih hale getirmeyecekti. Oysa denklikte, hak sahibi konumundaki kadın veya velînin denkliğin yokluğunda akde rıza göstermesi akdi lazım hale getirmektedir. Dolayısıyla denkliğin yokluğunda hak sahibi tarafın rıza göstermemesi akdin feshine yol açacaktır. Nitekim babası tarafından dengi olmayan biri ile evlendirildiğinde Hz. Peygamber’in bir kıza akdi fesih muhayyerliği tanıması  da denkliğin sıhhat değil, lüzum şartı olduğunu gösterir. Ayrıca sıhhat şartı olsaydı, denklik bulunmadığında akdin fasit olması gerekecekti.  Bilindiği üzere fasit akit, Hanefîler’de fesat sebebi giderildiğinde sahih hale gelirken Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler’de hiçbir şekilde hüküm ifade etmez. Neticede denklik, nikâh akdinin sıhhat şartı değil, lüzum şartıdır. AK md. 45’de denkliği lüzum şartı saymıştır. Denkliğin bulunmadığı akde itiraz ve fesih hakkını ise hamileliğin gerçekleşmesiyle sonlandırmıştır. (Bu hususta bk. AK 46-51.)

B. DENKLİĞİN MEŞRUİYETİ
Denklikte aranacak vasıflara geçmeden önce, evlilikte kefâetin şart olup olmadığı ile ilgili tartışmalara ve bu hususta ileri sürülen delillere bir göz atmak gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, evlenecek erkeğin bazı vasıflar bakımından kadına denk olması gerektiğini savunan veya buna karşı çıkan hukukçular, görüşlerini çeşitli delillere dayandırmışlardır. Kur’an’da evlilikle ilgili çeşitli konular ayrıntılı olarak ele alınmış ve düzenlenmiş olmakla birlikte denklik konusundan söz edilmemiştir. Denkliği savunan veya karşı çıkan hukukçular, sünnetten çeşitli rivayetlerle görüşlerini delillendirme; karşı tarafın delil gösterdiği rivayetleri de kendi görüşleri doğrultusunda yorumlama cihetine gitmişlerdir. Evlenmede denkliği şart koşan hukukçular ise kendi aralarında bazı hususlarda ise benzer görüşleri benimsemişler, bazı hususlarda farklı görüşleri savunmuşlardır. Burada denkliği gerekli gören ve görmeyen hukukçuların delillerine değinmek gerekmektedir.

1. Evlenmede Denkliği Gerekli Gören Hukukçular ve Delilleri
Müctehidlerin büyük çoğunluğunu oluşturan Hanefîler, Mâlikîler, racih görüşlerinde Şâfiîler ve Ahmed b. Hanbel’den gelen bir görüşe göre evlenmede denkliğe itibar etmek gerekir.  Ancak bu görüşteki hukukçular, denklikte hangi özelliğe itibar edileceği ve söz konusu özelliğin ayrıntısında farklı görüşleri savunmuşlardır. Bu konudaki görüş ve tartışmalar, “Denkliğe Konu Vasıflar” başlığı altında değerlendirilecektir.
Evlenmede denkliğin gözetilmesi gerektiği görüşündeki hukukçular, çeşitli deliller ileri sürmüşlerdir. Bu delilleri ve yapılan itirazları, makale sınırları içerisinde, şu şekilde sıralamak mümkündür.

1.    Hz. Ömer, Hz. Peygamber’in “Kadınları ancak velîleri evlendirebilirler ve onlar da denklerinden başkası ile evlendiremezler”33 buyurduğunu rivayet etmiştir. Bu habere göre evlenmede ve evlendirmede denkliğe itibar etmek gereklidir. Ancak bu rivayete, senedinde bulunan Mübaşir b. Ubeyd ve Haccac b. Ertae sebebiyle itiraz edilmiş; bu hadisin senet bakımından zayıf olması sebebiyle denkliği gözetme hususunda geçerli bir delil sayılamayacağı ileri sürülmüştür. Buna karşın denklik şartının lehtarı hukukçular, diğer rivayetlerle birlikte değerlendirildiğinde bu rivayetin delil derecesine ulaşacağını savunmuşlardır.34


2.    Hz Peygamber, Hz. Ali’ye geciktirilmemesi gereken üç şey arasında dengi bulunduğunda kızın evlenmesini saymış olması35 da denkliğin meşruiyetinin delilleri arasında sayılmıştır. Ancak Tirmizî (ö. 279/892), bu rivayeti garip olarak nitelendirmiştir.36


3.    Hz Peygamber “Araplar birbirlerine denktirler, kabile kabileye, hayattaki hayattakine, adam adama, ancak dokumacı ve haccâm hariç”37 buyurmuştur. Fakat bu rivayet de munkatı‘dır, başka tariklerden rivayet edilmiş olmakla birlikte zayıf bir hadistir.38 Fakat bu rivayet, Arapların birbirlerine denk olduklarını, diğer milletlerin ise kendi aralarında denk olduklarını ifade etmektedir. Bu bakımdan evlenmede kefâete itibarın delilidir.


4.    Bir kız, Hz. Peygamber’e babasının kendisini itibarı düşük olan amcasının oğlu ile evlendirmek istediğini ve böylece onun seviyesini yükseltmeyi amaçladığını anlatmış ve bunun hükmünü sormuştur. Hz Peygamber de “karar verme hakkı kadına verilmiştir” buyurmuştur. Bunun üzerine kız “babamın yaptığını şimdi kabul ettim. Sadece ben bu hususta babaların hiçbir yetkisi olmadığını kadınlara öğretmek istemiştim”39 demiştir. Bu habere İbn Ebî Büreyde’nin Hz. Âişe’den (ö. 58/678) hadis rivayet etmemiş olması sebebiyle mürsel40 olmakla itiraz edilmiştir; ancak mürsel hüccettir.
41 Bu rivayetin delil yönü, “erkeğin seviyesini yükseltmek için benimle evlendirdi” kısmıdır.
 
    (أَلَا لَا يُزَوّجُ النسَاءَ إلَّا الْأَوْلِيَاءُ، وَلَا يُزَوَّجْنَ إلَّا مِنْ الْأَكْفَاءِMuvatta’, “Nikâh”, 5; İbn Mâce, “Nikâh”, 46; Nasbü’r-râye, III, 196. (     33
34    Kâsânî, age.,  II, 317; İbnü’l-Hümâm, age.,  III, 192.
35    Tirmizî, “Salât”, 13; “Cenaiz”, 73; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 105.
36    Tirmizî, “Sünen”, I, 244; III, 196.
37    Beyhakî, Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin, es-Sünenü’1-kübrâ, Beyrut-Lübnan 1424/2003, VII, 217 (الْعَ رَبُ بَعْضُهُمْ أَكْفَاءٌ لِبَعْضٍ 
.(قَبِيلَ ةٌ بِقَبِيلَ ةٍ، وَرَجُ لٌ بِرَجُ لٍ وَالمَوَالِ ي بَعْضُهُ مْ أَكْفَ اءٌ لِبَعْ ضٍ قَبِيلَ ةٌ بقَبيلَ ةٍ، وَرَجُ لٌ بِرَجُ لٍ، إِلَّا حَائِ كٌ أَوْ حَجَّ امٌ
38    Beyhakî, age.,  VII, 217; Zeyla‘î, age.,  III, 197-198; Şevkânî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ali, Neylü’l-evtâr şerhu Müntekâ’l-ahbâr, Mısır 1413/1993, VI, 153. 
39    Bk. Dipnot: 30.
40    Beyhakî, age.,  VII, 190; Zeyla‘î, age.,  III, 192, 197; Şevkânî, age.,  VI, 152-153..
41    İbnü’l-Hümâm, age.,  III, 363. Bu rivayet, aynı zamanda akıl baliğ bâkirenin izni olmaksızın velîye herhangi bir tasarruf yetkisi vermemektedir.


Burada erkek, evlendirilmek istenen kadına  denk değildir. Allah resûlü de akdin bağlayıcılığını kadının onaylamasına bırakmış; kadına kendisine denk olmayan biriyle evlendirilmesi halinde bu akitte ona muhayyerlik tanımıştır. İmam Şâfiî’ye göre nikâhta kefâetin gözetilmesi gerektiği, bu hadise dayanır. Zira Hz. Peygamber’in kadını muhayyer bırakması bunu gösterir. 


5.    Hz Ömer’in “haseb (ya da neseb) sahiplerinin kendilerine denk olanlardan başkasıyla evlenmelerini engelleyeceğim”  sözü de evlenmede denkliğin gözetilmesi gerektiğine dair deliller arasında zikredilmektedir. Ancak bu rivayete çeşitli itirazlar söz konusudur. Bunlardan biri Hz. Ömer’in bizzat kendisinin denklikte nesebe itibar etmediğini gösteren şu olaydır: Selmân-i Fârisî, Ömer’in kızı ile evlenmek istediğinde, o bu evliliği uygun gördü. Ancak Abdullah b. Ömer bu evliliği hoş karşılamadı… Şayet Selman vazgeçmiş olmasaydı, Hz. Ömer kızını onunla evlendirecekti.  Bu rivayet, evlenmede hasep bakımından denkliğin gözetilmesi ile ilgili yukarıdaki söze aykırıdır.


6.    Hz. Aişe’den gelen “birlikte olacağınız eşler konusunda seçici davranın, denginizle evlenin, kızlarınızı da kendilerine denk erkeklerle evlendirin”  rivayeti de evlenmede denkliği itibar etmeyi gerektiren bir rivayettir. Fakat Zeyla‘î’ye (ö. 762/1360) göre farklı tariklerden rivayet edilen bu haber, zayıftır.46


7.    Ebû Hüreyre’nin (ö. 58/678) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber “dindarlığından ve güvenilir olduğundan emin olduğunuz bir erkek (evlenmek için) size geldiğinde onu evlendirin. Eğer böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat ortaya çıkar”47 buyurmuştur. Tirmizî (ö. 279/892), bu rivayeti hasen garib olarak nitelendirmiştir. 
Nikâhta denkliğin aranacağına dair ileri sürülen delillerin yanı sıra doğrudan denklik konusuyla ilgili olmamakla birlikte bu görüşü desteklediği iddia edilen başka deliller de vardır. Meselâ Hz. Peygamber bir hadisinde “Allah sizden câhiliye kibrini ve atalarla övünmeyi kaldırmıştır. İnsanlar iki sınıftır: Allah katında değerli, takvâ sahibi iyi kişiler ve Allah katında değersiz, günahkâr ve kötü kişiler. Bütün insanlar Âdem’in çocuklarıdır. Âdem’i de Allah topraktan yaratmıştır”  buyurmuştur. Bir diğer rivayette ise “Ümmetimin içinde câhiliyye döneminden kalma, tamamen terk edemeyecekleri dört âdet vardır: Nesebleri ile övünmek, başkalarının soyuna dil uzatmak, yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek, ölünün arkasından yüksek sesle ağlamak”  buyurarak nesebe itibar etmeyi cahiliye davranışı olarak nitelemiştir. Ayrıca Hz. Peygamber “Allah, İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i, İsmâil’in çocuklarından Benî Kinâne’yi, Benî Kinâne’den Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i ve Benî Hâşim’den de beni seçti”  buyurmuştur.


 Evlenmede denkliğe itibar edileceğine dair Kur’an’da herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu konuda Hz. Peygamberden nakledilenler ise zayıf veya mürsel düzeyindeki rivayetlerdir. Başka bir ifade ile bu görüşteki fakihlerin iddialarını kuvvetlendiren sahih ve açık bir nas yoktur. Ancak İbnü’l-Hümâm’ın (ö. 861/1457) değerlendirmesiyle zayıf olarak aktarılmış bu rivayetler, birçok kanaldan gelmeleri ve başka şahit ve deliller vasıtasıyla hasen derecesine ulaşmış ve delil haline gelmişlerdir. Dolayısıyla bu rivayetler, evlenmede denkliğe itibar etmeyi gerektirir.  İbn Teymiyye’nin (ö. 728/1328) ifadesi ile ictihadi bir konu  olan evlenmede denklik şartı, çoğunluk tarafından kabul görmüştür.


Evlenmede kefâeti şart koşan fakihler çeşitli aklî delillerle de görüşlerini savunmuşlardır. Buna göre her şeyden önce nikâh, karı-kocanın hayat boyu sürdürmek amacıyla gerçekleştirdikleri bir akittir. Taraflar arasında sevgi, saygı, muhabbet, birlikte yaşama duygusu ve ortak gelecek kurma hedefi ancak birbirine denk kişiler arasında gerçekleşir.  Kadın evlendiği kocayı kendisine denk bulmadığında evliliğin sürmesi, kadının küçük gördüğü kocası ile birlikte evlilik hayatı yaşaması zorlaşır. Zira normal şartlarda şerefli bir kadının, kendisine denk görmediği bir erkekle evlilik hayatı sürmek istemeyeceği düşünülür. Buna yol açmamak için evlilikte kocanın kadından aşağı konumda bulunmaması veya en azından ona denk olması gerekir. Diğer taraftan kadının kendisinden alt seviyede biri ile evlenmesi, bu içtihadın yapıldığı dönemlerde kadın ve velîleri açısından kusurlu bir durum olarak görülmüştür. Buna sebebiyet vermemek için kadın ve velîleri, erkekte denkliği arama hakkına sahiptirler.  Ayrıca İslâm hukuku, evlilikte kocayı aile reisi kabul eder ve ona bazı sorumluluklar yükler. Kocanın evlilikte bu işlevini yerine getirebilmesi, denklikte aranan vasıflar bakımından yeterli olmasını gerektirir.56 İşte bütün bu aklî gerekçeler, evlilikte kocanın bazı vasıflar itibariyle kadının gerisinde kalmamasını, hiç değilse ona eşit olmasını ve evlenmede denkliği gözetmeyi gerektirir.


2. Evlenmede Denkliği Gerekli Görmeyen Hukukçular ve Delilleri
Abdullah b. Me‘ûd, Ömer b. Abdülazîz, Hasan el-Basrî (ö. 110/728), Hammâd b. Ebû Süleyman, Süfyân es-Sevrî, Ebû Ca‘fer et-Tahâvî (ö. 321/933), Ebü’l-Hasen el-Kerhî (ö. 340/952) ve İbn Hazm (ö. 456/1064) gibi fakihler evlilikte denklik şartının evliliğin feshine imkân veren bir kriter olmaması gerektiği görüşündedir.  Zira fazilet sadece takvâ iledir; üstünlük sebebi sayılan diğer vasıfların din nazarında herhangi bir değeri yoktur. Bu gruptaki fakihler, evliliğin devamı, kalıcı mutluluk ve evlilikle ilgili amaçların gerçekleştirilmesi açısından bazı vasıfları önemli bulmak ve tavsiye niteliğinde ilkeler olarak görmekle birlikte onları hukukî bir şart olarak kabul etmezler.


Evlilikte denklik şartına itibar etmeyen hukukçular, görüşlerini çeşitli delillerle savunmuşlardır. Onlar, öncelikle Kur’an’da takvâ ve kardeşlik vurgusu yapan âyetleri  delil göstererek, evlenmede denkliği şart koşmanın naslara aykırı olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre bu ve benzeri âyetler, insanlar arasında takvânın dışında bir ayırıcı vasfın bulunmadığını; bütün müminlerin hak ve vecibelerde denk olduğunu ifade eder. Bu gruptaki hukukçular, çeşitli rivayetlerle görüşlerini savunmuşlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1.    Hz. Peygamber “insanlar tarağın dişleri gibi birbirlerine eşittirler, Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takvâ iledir”  buyurmuştur. 

2.    Hz Peygamber Vedâ hutbesinde “ Ey insanlar! dikkat ediniz, şüphesiz Rabbiniz bir, babanız birdir. Arab’ın Arap olmayanlara bir üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takvâ iledir”60 buyurmuştur. 

3.    Ebû Hüreyre’nin aktardığına göre Hz. Peygamber “İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır”  buyurmuştur. Bu ve buna benzer rivayetler, denklik şartına itibar etmeyen hukukçulara göre, insanların Allah katında eşit olduğunu, üstünlük ve faziletin yalnızca takvâya dayandığını ifade etmektedir. Buna karşılık evlenmede denklik şartını arayan hukukçulara göre bu rivayette kastedilen eşitlik ve takvâ, ahiret ahkâmı ile ilgilidir. Hadisin hükmünü dünya işlerine hamletmek mümkün değildir. Bu naslar umum ifade etmektedirler, bunlarla evlenmede denkliğin gözetilmeyeceği sonucuna varılamaz. Denklik şartını kabul etmeyen hukukçulara göre, asr-ı saadette denkliğin evlenmede gözetilmediğini ifade eden çeşitli rivayetler vardır.  Bizzat Hz. Peygamber kendi akrabalarından olan kadınları diğer Arap kabilelerinden olan erkeklerle evlendirmiş; Arap kadınların Arap olmayan erkeklerle evliliklerini teşvik etmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1.    İmam Şâfiî, Hz. Peygamber’in kızlarının kendisine denk olacak kimse bulunmadığı halde evlenmelerini delil getirmiştir. Ancak bu iddiaya Peygamber kızlarının başka türlü evlenme ve temiz nesiller meydana getirme ihtimali bulunmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiş ve bu evliliklerin zarurete dayandığını ifade etmiştir. 

2.    Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre Benî Beyâza kabilesinin azatlı hacamatçısı Ebû Hind, Hz. Peygamber’i hacamat etmişti. Hz. Peygamber “Ey Beni Beyâza, Ebû Hind’i evlendirin, onunla evlenin” buyurdu.64 Hz. Peygamber, bir kabilenin azatlısı ve o zaman insanlar nazarında düşük bir mesleğe sahip bir kişinin, kendinden üst konumda bulunan bir kadın ile evlendirilmesini istemekte ve denkliğe itibar etmemektedir. Şayet kefâet muteber olsaydı, Allah resûlü bunu emretmezdi. 

3.    Bilal (Habeşî) b. Rabâh (ö. 50/670), ensardan bir kabilenin kızıyla evlenmek istemiş ve onlar buna yanaşmamışlardı. Durumu arz ettiğinde Hz. Peygamber ona “Git ve onlara de ki: Resûlüllah emrediyor, kızlarını seninle evlendirsinler” buyurmuştur.  Bu olayda azat edilmiş bir kişi olan ve Kureyşli olmayan Bilal’in, hür ve Kureyşli bir kadınla evlendirilmesi emredilmektedir. Eğer kefâet muteber olsaydı, Hz. Peygamber denkliğin gözetilmediği bir nikâhı emretmezdi. Denkliği şart koşanlara göre buradaki emir, nedb ifade etmektedir. Bu rivayet, denkliğin gözetilmeyeceğine delil teşkil etmez. Ayrıca Bilal ile ilgili bu haberin ona özgü olması da mümkündür.67

4.    Hz Peygamber, ilk muhacirlerden ve Kureyşli bir kadın olan Fâtıma bint Kays’ın, mevlâsı Üsâme b. Zeyd ile evlenmesini istedi.  Şayet denklik şart olsaydı, Hz Peygamber bunu emretmezdi.

5.    Mikdâd b. Amr (ö. 33/653), Kureyş’ten olmadığı halde Hz. Peygamber’in amcası Zübeyr’in kızı Dubâ‘a (ضُباعَةَ) ile evlenmiştir. 

6.    Ebû Huzeyfe (ö. 12/633), azatlısı olan Sâlim’i (ö. 12/633), erkek kardeşi Velid 
b. Utbe’nin (ö. 64/684) kızı Fâtıma bint Velîd ile evlendirmiştir. 

Evlenmede denkliğin şart olmadığı görüşündeki fakihler, bir kısmı yukarıda zikri geçen naklî delillerin yanı sıra bazı aklî delillerle de görüşlerini savunmuşlardır. Onlara göre evlenmede denkliğin şart olmaması, kısasta denkliğin aranmamasına benzemektedir. Kısasta denklik aranmadığına göre -ki bu durumda kötü niyetli kişiler kendilerine kısas uygulanamayacak durumlarda kolaylıkla cinayet işleyebilirlerdi- evlilikte de denklik şartının bulunmaması gerekir. Denkliği şart koşanlara göre kısasta denklik ile evlilikte denkliğin karşılaştırılması kıyas maal farıktır. Zira âyette (Bakara (2), 179) açıkça ifade edildiği üzere kısasın tatbikinde hayat vardır ve insanların canlarını korunması, misli cezanın uygulanmasına bağlanmıştır. Burada denkliğin aranması, bu cezanın uygulanmasıyla elde edilecek yararı ortadan kaldırır. Bu sebeple şayet kısasta denklik aranırsa, bu cezanın gerçekleştirmek istediği “canların korunması” amacı göz ardı edilmiş olur. Halbuki nikâhta denkliğin aranması, evlilikten beklenen sevgi, ülfet, hoşgörü, neslin devamı, akrabalık bağının kurulması vb. gayelerin kolaylık içerisinde sürdürülmesi esasına dayanmaktadır. 

Nikâhta denkliği gözetme hususunda leh ve aleyhte görüş sahibi hukukçuların denklik şartı üzerinde gerçekleştirdikleri tartışmaları genişletmek mümkündür. Burada zikredilen örneklerde ortaya çıkan en belirgin sonuç, denkliği savunan ve karşı çıkan hukukçuların ortaya koydukları delillerin tartışmayı noktalayacak özellik taşımamasıdır. Denkliği savunanların dayandıkları sahih hadis yoktur. Karşı çıkanların ortaya koydukları örnekler de denkliğin gözetilmediğini veya gözetilmeyeceğini ispat etmekte yeterli değildir. Ancak eşler arasında uyum ve evlilik birliğinin devamı açısından karı-koca arasında makul bir denkliğin bulunması gerektiği yönündeki aklî gerekçeler, dönemlerindeki örf çerçevesinde bu vasıfların dikkate alınmasının haklı gerekçeleri olarak görülebilir.  Ayrıca evlilikte kocanın kavvâmlık rolü dikkate alındığında, kadın üzerinde bu işlevini yerine getirebilmesi, erkeğin kadından alt seviyede olmamasına; hiç değilse onunla aynı konumda bulunmasına bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında da evlilikte düzen ve istikrar açısından erkeğin karısına denk olması yönündeki cumhurun görüşünün isabetli olduğu sonucu çıkar. 

C. DENKLİĞE KONU VASIFLAR
Erkeğin evleneceği kadına denk olması gerektiği görüşündeki İslâm hukukçuları, denkliğe konu vasıflar ve muhtevası hakkında farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Hanefî mezhebinde altı hususta denkliğin aranacağı kanaati hâkimdir. Bu vasıflar; dindarlık, neseb, mal/zenginlik, İslâm’a girmedeki öncelik, hürriyet ve meslek/sanattır. Ebû Hanîfe’den nakledilen bir görüşe göre ise meslek denklikte aranacak muteber bir vasıf değildir. Zira mesleklere atfedilen değer izafî ve değişkendir ve kişinin bir meslekten başkasına geçerek meslek değiştirmesi de mümkündür.  Mâlikîler, denkliği dindarlık / takvâ ve evliliğe engel kusurlardan salim olma ile sınırlı tutmuşlardır. Fakat onların bu hususta kullandıkları ifadelere bakılırsa, hürriyet, zenginlik vb. özellikleri -mendup olarak- denkliğe konu vasıflar arasına dahil ettikleri görülür.  Şâfiîler ise denkliğin belirlenmesinde dindarlık / iffet, neseb, hürriyet, meslek ve ayıplardan salim olma üzerinde ittifak; zenginlik, ilim vb. bazı vasıflar hakkında ise ihtilaf etmişlerdir. Meselâ Rûyânî (ö. 502/1108), Nevevî (ö. 676/1277) ve Subkî (ö. 756/1355) gibi bazı Şâfiî hukukçular ilmi, denkliğe konu bir vasıf saymışlar ve cahil erkeği âlim kadına denk görmemişlerdir.  Hanbelîler ise denkliğe konu vasıflar hakkında üç görüş ortaya koymuşlardır: Bir görüşlerine göre dindarlık ve neseb; bir görüşlerine göre dindarlık ve meslek; bir görüşlerine göre de dindarlık, neseb, hürriyet, sanat ve zenginlik denkliğe konu vasıflardır. Hanbelîler, ayıplardan salim olmayı denklikte itibar edilmesi gerekli bir vasıf saymamaları bakımından Mâlikî ve Şâfiî hukukçulardan ayrılmışlardır.

 Denkliğe konu vasıflar hakkında bu genel girişten sonra, bu vasıfların değerlendirmesine geçebiliriz.
1. Dindarlık veya İffet
Evlenmede erkeğin kadına denkliği hususunda aranacak vasıfların en başında yer alan ve ayrıntıda bazı farklılıklar bulunmakla birlikte fakihlerin cumhuru tarafından genel kabul görmüş özellik, (ahlâkî meziyetler, ilmî faziletler, zühd ve takvâ veya iffeti kapsayan) dindarlıktır. Bu özellik, Hanefîler’e göre tarafların baba ve dedelerinde; Şâfiîler’e göre ise bizzat evlenecek karı-kocada aranır.  Dindarlık ve takvâ, denkliğe konu vasıfların en başında yer alır ve en önemlisidir. Kâsânî (ö. 587/1191) bu hususu “Bize göre bu vasıflardan en efdali ve üzerinde en çok durulması gerekeni din/dindarlıktır”  şeklinde ifade etmiştir.


Bir kadının evlilikte en çok zarar göreceği husus, dindar ve iffetli olmamadır. Zira bir kadın, kocasının aile nesebi ve itibarından çok fâsık ve fâcir olmasından utanç duyar.  Hanefîler denkliği esas almada takvâ, zühd ve salahı (iyi hali); Şâfiîler ise ahlâkî zaafiyet ve dinî emirlere aykırı davranmayı (fısk) ilke kabul ederler. Bu sebeple Şâfiîler’e göre fâsık bir adam, iffetli, saliha ve takvâ sahibi bir kadına denk görülmez. Zalim ve zulmü ile meşhur bir adamın durumu da fâsık adamın durumu gibidir. Bu tür bir evlilikte, denklik şartından dolayı, kadın ve velîlerinin itiraz ve fesih hakları doğar.  Kaynaklarda bu şarttan din ya da iffet olarak söz edilse de bundan maksat dindarlık, takvâ ve iffet gibi meziyetler ya da dinî hükümlere bağlılıktır. Zira müslüman kadınların, müslüman olmayan erkeklerle evlenmeleri mutlak olarak caiz değildir.82 Erkekler ise ehl-i kitaba mensup kadınlarla evlenebilirler.
Evlilikte dindarlığın dikkate alınması gerektiğini kabul eden fakihler, bu vasfın bilinme şekli hakkında iki farklı görüş ortaya koymuşlardır. 


a.    Hanefî (İmam Muhammed (ö. 189/805) hariç), Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî hu-
kukçulara  göre “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadın ile de sadece zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır”84 ve “İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar”85 âyetleri evlenmede denkliğin belirlenmesinde dindarlık, takvâ, iffet ve salahın itibar edilmesi gerektiğini ve fâsık ile müminin birbirine denk olmadığını ifade etmektedir. Ancak bu âyetlerden ilkine mensûh olması, ikincisine ise mümin ve kâfir arasındaki farka işaret etmesi bakımından konu dışı olmakla itiraz edilmiştir.  Ebû Hüreyre’nin Hz. Peygamber’den rivayet ettiği “size dininden ve ahlâkından razı olduğunuz biri geldiğinde, onu evlendirin; bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük fitne ve fesat meydana gelir”  hadisi, velîlere velayetleri altında bulunan kadınları evlendirirken denklikte dindarlığa itibar etmelerini gerektirir. Akıl da dindarlıktaki zayıflığın diğer vasıflardaki zayıflıktan daha kötü bir durum olduğunu ve fıskla ayıplılık halinin en şiddetli kusur olduğunu kabul eder. Diğer hukukçulardan farklı olarak Hanefîler’den Ebû Yûsuf (ö. 182/798) ve Şâfiîler, fıskın denkliği bozması için fasığın bu durumunu açıklaması gerektiği; bunu açıklamadığı sürece gizli fıskın denkliği bozmadığı görüşündedir. 

b.    Hanefîler’den İmam Muhammed ise erkeğin fıskı açıkça ortaya çıkmadıkça (sarhoş olarak sokaklarda gezmek gibi) gizli fıskın denkliğe engel teşkil etmeyeceği 
 
görüşündedir. Zira ona göre nikâh, dünya ahkâmıyla ilgilidir ve dünya ahkâmına dair bir durumun denkliği bozması için açıkça ortaya konması gerekir. Takvâ ve dindarlık ise ahiret ahkâmıyla ilgili olduğu için fıskın açıkça ortaya konmadığı durumlar denkliği bozmaz. 
Şafiiler, dindarlık bakımından denkliği itikâdî mezhep ve diğer dinler arasında da ararlar. Onlara göre ehl-i sünnetin dışındaki mezheplere mensup bir erkekle ehl-i sünnet mezheplerinden kadının durumu, fâsık erkekle iffetli kadının durumu gibidir.  İslâm’ın dışındaki bir dine mensup kişi ise inandığı dini açısından fâsıklık kabul edilen vasıfları taşıyorsa, kendi dini açısından iffetli kabul edilen bir kadına denk sayılmaz. Ancak diğer din ve inançların müntesibi fâsık erkek, o dine mensup fâsık kadına mutlak olarak denktir. 
Hanefîler, küçük veya tam ehliyetli olmakla birlikte bâkire kadınların durumları herkes tarafından genellikle bilinmediği için bu kişileri babalarının iyi halleri üzerinden değerlendirmişlerdir.  Kanaatimizce onlara burada “itibar gâlib-i şâyiadır; nadire değildir” şeklinde Mecelle 42. maddede ifadesini bulan hukuk ilkesini  uygulamışlar, iyi halli adamların iyi halli kızları olacağını var sayarak denklikte babaların durumlarına bakılacağı görüşü benimsenmiştir.


2. Müslüman Olmada Öncelik
Bu vasıf; evlenecek erkek ve kadının kendisi, babası ve dedesinin müslüman olmadaki önceliğine bakılarak denkliğin belirlenmesidir. Bu özellik, sadece Arap olmayanlar arasında muteberdir. Araplar arasında ise nesebe itibar edilir. Zira Araplar nesebleri ile, diğer milletler ise İslâm’a girmedeki öncelikleri ile övünürler.  Hanefî ve Şâfiîler bu vasfı, evlenmede denklik kriteri kabul ederler. Hanefîler, müslüman olma önceliğinde baba ve dedeye itibar ederlerken Hanefîler’den Ebû Yûsuf bunu sadece baba ile sınırlandırır.  Buna göre bir ailede sadece kendisi İslâm’a giren erkek, kendisi ve babası müslüman olan bir kadına denk değildir. Yine baba ve dedesi müslüman olan kadın ile babası müslüman olan erkek denk sayılmaz; ancak Ebû Yûsuf sadece babanın İslâm’daki önceliği ile yetindiği için bu durumda babaların müslüman olmadaki önceliği denkliğin aranmasında yeterli olmaktadır. Yalnızca kendisi müslüman olan erkek, babası müslüman kadına denk sayılmamaktadır.
Şafiiler, Hanefîler’den farklı olarak, müslüman olmadaki önceliği baba veya dede ile sınırlandırmazlar. Onlara göre kendisi sonradan İslâm’a giren veya ecdadından yakın olan birisi kendisinden daha önce müslüman olmuş bir kimse böyle olmayana denk değildir. Buna göre kendisi müslüman olan kimse, bir veya daha fazla atası İslâm’a giren kişiye denk değildir. İki nesilden atası İslâm dinine girmiş olan ise üç nesilden atası müslüman kimseye denk değildir. 


3. Neseb
Denklikte aranacak vasıflardan bir diğeri, erkeğin neseb bakımından kadının gerisinde kalmamasıdır. Nesebde kocanın babasına itibar edilir. Bu sebeple babası Acem, annesi Arap olan bir erkek, sadece babası Arap olan kadına denk değildir.97 Ayrıntıda bazı farklılıklar bulunmakla birlikte Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî fakihler denklikte nesebe itibar edilmesi gerektiği görüşündedirler.  Mâlikîler, Süfyan esSevrî ve Hanefîler’den Kerhî ise mevâlîden bir erkeğin bir Arap kadınla evlenebileceğini; çünkü müslümanları birbirlerine eşit gördüklerini ifade etmişlerdir.  Denklikte nesebe itibar eden hukukçular, neseb bakımından insanların farklı derecelerde bulunduklarını ve alt mertebede bulunan bir erkeğin yalnızca kadın ve velîsinin rızası dahilinde üst mertebedeki bir kadınla evlilik kurabileceği görüşündedirler. 


Denklikte nesebi muteber bir vasıf sayan hukukçular, nesebde denklik hususunda farklı görüşleri savunmuşlardır. Hanefîler’e göre, neseb bakımından denklik yalnızca Araplar arasında geçerli bir kriterdir.  Çünkü Araplar soylarını muhafaza etmeye özen göstermiş, onu övgü vesilesi yapmışlardır. Şâfiîler, Hanefîler’den farklı olarak, esah kavillerinde Araplar arasında yaptıkları derecelendirmeyi Arapların dışındaki milletlere de tatbik etmişlerdir. Buna göre Fârisîler, Kıptîlerden üst mertebede bulunurlar.   Beni İsrail ise Kıptîlerden üstündür. Şâfiîler’in diğer görüşleri ise Arapların dışındaki milletlerde bu vasfa itibar edilmeyeceği yönündedir.  Hanbelîler ise biri Hanefîlerin görüşü, diğeri Şâfiîler’in esah görüşü doğrultusunda nesepte benimsenecek kural hakkında iki görüş ortaya koymuşlardır.  Arap kavminden maksat ise aslen Arap ırkına mensup olanlar ve Hulefâi’r-râşidîn ile ensar ve muhacire intisap edenlerdir; Araplaşanlar veya Arapça konuşanlar değil. 
Evlenmede nesebi muteber bir vasıf sayan hukukçular, görüşlerini çeşitli delillerle savunmuşlardır. Burada makale boyutları çerçevesinde bu delillere ve onlara yapılan itirazlara değinilecektir. Bunlar;


a.    Hz. Peygamber’e nispet edilen bir rivayette o; “Allah, İbrâhim’in çocukla-
rından İsmâil’i, İsmâil’in çocuklarından Benî Kinâne’yi, Benî Kinâne’den Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i, Benî Hâşim’den de beni seçti”  buyurmuştur. Bu rivayet, Araplar arasında ve Kureyş arasında bir hiyerarşi bulunduğu görüşündeki hukukçuların delillerinden biridir. Buna göre Araplar arasında Kureyş; Kureyş içerisinde de Haşimoğulları ve Muttalipoğulları en üst mertebede yer alırlar. 


b.    Hanefîler; Araplar, Kureyş ve mevâlîden her birinin kendi arasında denk 
olduğuna dair getirdikleri delil İbn Ömer’in Hz. Peygamber’e nispet ettiği “Kureyşliler birbirinin dengidir. Her sülâle, diğer sülâleye denktir. Araplar birbirinin dengidir. Her kabile, diğer kabileye denktir. Arap olmayanlar da birbirlerinin dengidir. Adam adama denktir”108 rivayetidir.  İbnü’l-Hümâm da bu rivayeti uzunca değerlendirmiş ve hakkında zayıf, mevzû, muhayyel, münker ve mechûlü’r-râvî olduğunu ifade etmiştir. Arap olmayanlarda nesebe bakılmama sebebi olarak onların neseb yerine hürriyet ve İslâm’a girmedeki öncelikleri ile övündüklerini savunmuştur.  Arapların dışındaki milletler arasında nesebe değil, İslâm’a girişteki önceliğe itibar edileceği hususunda Şâfiîler de Hanefîler gibi düşünmektedir. 
Denklikte nesebe itibar edileceği görüşünde olan hukukçular, ayrıca Arapların nesebleri ile övündükleri, neseb bakımından kendilerinden altta gördükleri kimseleri aşağıladıkları gibi aklî gerekçelere de başvurmuşlardır. 


Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîler denklikte nesebe itibar edileceğini genel olarak kabul etmelerine rağmen kendi içlerinde bu şarta çeşitli itirazlarda bulunmuşlardır. Hanefîler’den Kâdıhan (ö. 592/1196)’a göre hasebi iyi olan nesebi iyi olana denktir. Arap olmayan bir âlim, Arabın cahiline ve eşrafına denktir. Çünkü ilmin şerefi, 
 
neseb ve hasebden üstündür. Hanefîler’den Ebû Yûsuf ise nesebe itibar etmez. Ona göre, kendi kendine müslüman olup azad olunan kişi eğer üstün ahlâkî meziyetleri elde etmişse en büyük nesebi elde etmiş sayılır.113 Şâfiîler’den Nevevî ise nesebe itibar etmeyle ilgili rivayetlerin zayıf olduğu ve bu konuda sahih hadis bulunmadığı görüşündedir. Ona göre “Allah, İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i, İsmâil’in çocuklarından Benî Kinâne’yi, Benî Kinâne’den Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i, Benî Hâşim’den de beni seçti”114 hadisi sahihtir; fakat nesebe itibar etmeyi gerektirmemektedir.115 Şâfiîler’den Gazzâlî (ö. 505/1111) ise şeref duyulması bakımından itibar edilmesi gereken nesebin üç sebebe dayanması gerektiğini savunmuştur. Bunlar: 1. Hz. Peygamber’in nesebine bağlılık. 2. Peygamberlerin varisleri konumundaki âlimlere bağlılık. 3. Salih ve takvâ sahibi kimselere bağlılık. Bunların dışındaki kişilere insanlar ne ölçüde değer verirlerse versinler, bunlar önemli değildir.116 Hanbelîler’den İbn Teymiyye ise fakihlerin çoğunluğunun Kureyş kabilesinden olan kişiyi diğer kabilelerden üstün tuttuğunu, Arapları da diğer milletlerden hayırlı kabul ettiklerini; fakat bunun her bir ferdin yukarıdaki gruplara göre faziletli veya faziletsiz sayılamayacağını, Araplar dışında da Araplardan daha hayırlı kimselerin bulunabileceğini ifade etmiştir.117


Denklikte nesebi muteber bir vasıf saymayan hukukçular, görüşlerini çeşitli delillerle savunmuşlardır. Öncelikle “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır…”118 âyeti ve “Allah câhiliye kibrini ve atalarla övünmeyi yasaklamıştır. İnsanlar iki sınıftır: Bunlar, iyilik ve takvâ sahibi olup Allah’ın değer verdiği kişiler; ve günahkâr, kötü ve Allah katında kıymeti olmayan kimseler. Bütün insanlar Hz. Âdem’in çocuklarıdır. Allah Teâlâ Hz. Âdem’i ise topraktan yaratmıştır”119 hadisi, Kanun koyucunun, fazilet ve erdemin takvâya dayanması gerektiği; insanların neseb bakımından övünmelerinin câhiliye kibrine dayandığı ve insanların aynı kökten gelmesi bakımından eşit olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla neseb, evlenmede aranacak denklik vasfı sayılmamalıdır. “Evlenmede denkliği gerekli görmeyen hukukçular ve delilleri” başlığı altında zikredildiği üzere, Hz. Peygamber ve sahabeden evlenmede neseb bakımından denkliğin gözetilmediğini gösteren pek çok uygulama mevcuttur. Bu uygulamalar da evlenmede nesebe göre bir denklik aranmaması gerektiğine delâlet etmektedir. Ayrıca neseb bakımından denkliğin gözetilmesine ilişkin verilen örnekler ya sıhhat ya da delâlet 
 
 وفي الجامع لقاضي خان: قالوا الحسيب يكون كفئا للنسيب، فالعالم العجمي كفء للجاهل العربي والعلوية، لأن شرف العلم فوق İbnü’l-Hümâm, age.,  II, 297. (113(شرف النسب والحسب ومكارم الأخلاق
114    Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 107; Müslim, “Fezâil”, 1.
115    Nevevî, el-Mecmû‘, XVI, 184.
116    Şirbînî, age.,  IV, 276.
117    İbn Teymiyye, age.,  XIX, 29.
118    Hucurât, 49/13.
119    Tirmizî, “Tefsir”, 49; Ebû Dâvud, “Edeb”, 110-111. (،إِنَّ اللَّهَ قدْ أَذْهَبَ عَنكُمْ عُبّيَّةَ الجَاهِليَّةِ وَتَعَاظُمَهَا بِآبَائِهَا، فالنَّاسُ رَجُلاَنِ: رَجُلٌ برٌّ تَقِىٌّ كَرِيمٌ عَلَى اللَّهِ وَفاجِرٌ شَقِىٌّ هَيّنٌ عَلَى اللَّهِ، وَالنَّاسُ بَنُو آدَمَ وَخَلَقَ اللَّهُ آدَمَ مِنْ التُّرَابِ).

Bu doğrultuda başka pek çok hadis zikretmek mümkündür. Meselâ “Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez.” İbn Mâce, Mukaddime, 17.( 
 ve “Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalblerinize ve amellerinize مَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ، لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نسَبُهُ(.(إِنَّ اللهَ لَا ينظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ ينظُرُ إِلَى قُلوبكُمْ وَأَعْمَالكُمْ) .9 ,bakar” Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd yönüyle bu konuda delil niteliği taşımamaktadır. Zira nesebe itibar edilecek olsaydı bunu bizzat Hz. Peygamber uygulardı. Hâlbuki Hz. Peygamber, sözlü ve fiili uygulamalarıyla, evlenmede denkliğe itibar etmediğini göstermiştir. Bilindiği üzere o, Emevîlerden Hz. Osman’a ve Adevîlerden Hz. Ali’ye kendi kızlarını vermiştir. Diğer taraftan nesebe bakarak insanların birbirlerine denk sayılması veya aralarında dereceler oluşturulması, tüm insanların bir ana-babadan geldiğini, üstünlüğün ancak takvâya dayandığını ifade eden İslâm’ın bu ilkelerine aykırıdır. Kanaatimizce bu yönde bir uygulamanın gelişmesi ve İslâm hukukçularının çoğunluğunun nesebi denklik şartı sayması, o dönemin örf ve âdetlerine bağlı bu telakkinin fıkha yansıması olarak görülmelidir.

4. Hürriyet
Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîler erkeğin hür olmasını denkliğe konu vasıflar arasında saymışlardır.  Buna göre muba‘az, müdebber ve mükâteb  bir erkek, hür kadına denk kabul edilmez. Bu görüşün delili, Hz. Peygamber’in Berîre (ö. 60/680) azat edildiğinde onu evliliği sürdürme hususunda muhayyer bırakmasıdır.  Mâlikîler ise hürriyeti denklikte itibar edilecek bir vasıf saymamalarına rağmen  azat edilen cariyeye nikâhını feshetme hakkı tanımalarından  anlaşıldığına göre onlar da bu vasfa itibar etmektedirler.

Hürriyeti denklikte esas alınacak özellikler arasında sayan hukukçulardan Hanefî ve Şâfiîler aslın; Hanbelîler ise bizzat evlenecek erkeğin hürriyetini denklik sebebi kabul ederler. Buna göre Hanefî ve Şâfiîler, aslen hür kadını azat edilmiş köleye denk saymazlar. Hanbelîler ise usûle ve azat edilmedeki önceliğe bakmaksızın hürleri eşit kabul ederler. 
Kölelikten kaynaklanan eksiklik, nesebten gelen zayıflıktan daha üstündür. Zira bu durum, kadın ve velîleri açısından bir eksiklik sayılıp kınanmak bir tarafa kocanın başta nafaka mükellefiyeti olmak üzere karısına karşı diğer yükümlülüklerini yerine getirmesine mani olması açısından evliliğin kuruluş ve devamında büyük bir kusurdur.

5. Meslek / Sanat
Denklikte mesleğe / sanata itibar edileceği görüşündeki hukukçular bu kavramın muhtevası hakkında iki farklı görüşe sahiptirler. Hanefîler, Mâlikîler’den bazıları, Şâfiîler ve Hanbelîler, erkeğin meşgul olduğu ve kazancını sağladığı mesleğin şeref ve itibar bakımından evleneceği kadının velîlerinin mesleğine denk olmasını şart koşmuşlardır. Ebû Hanîfe’nin diğer bir görüşüne, Ebû Yûsuf’a ve sonraki bazı Mâlikîler’e göre ise meslek, denklikte mutlak olarak gözetilmesi gerekli bir vasıf değildir. Yalnızca meslekler arasında ciddi farklar bulunmamasına özen gösterilmelidir. Aksi halde denkliğin bozulduğu kabul edilir. 
Denklikte mesleğin dikkate alınması, denklikte nesebin dikkate alınması düşüncesinin bir uzantısıdır. Zira meslek de kişinin kendisi ve kadının babasının mesleği üzerinden iftihar etmesi düşüncesi üzerine kuruludur. 

Denklikte mesleğe itibar edilmesi gerektiği görüşündeki fakihler, “Allah rızık konusunda bazınızı bazınıza üstün kıldı”128 âyetini delil gösterirler. Denklikte mesleğe itibar edilmeyeceği görüşündeki hukukçular ise burada kazanç sebeplerinin farklılığına işaret edildiğini ve denklikte geçerli bir kriter olduğu hükmünün çıkarılamayacağını ifade etmişlerdir.  Hz. Peygamber de Ebû Hüreyre’den gelen bir rivayette “insanların bir kısmı bir kısmına denktir ancak dokumacı ve hacamatçı / deri tabaklama işçisi hariç”  buyurmuştur. Ebû Hanîfe bu rivayeti şâz bulmuş, umumî kaide belirleme hususunda delil kabul etmemiştir. Zira meslekler değer bakımından sabit değil, değişkendir. Bir gün değerli olan meslek başka bir gün değersiz hale gelebilmektedir. Dolayısıyla meslekler, kişilerin evlilikteki rollerine doğrudan etkileyen bir unsur kabul edilmez. 


Mesleğin, denkliğin belirlenmesinde itibar edilmesi gerekli bir vasıf olduğu görüşündeki fakihler, hangi mesleklerin değerli ve değersiz sayılacağı hususunda farklı görüşler ortaya koymakla birlikte meslekler arasında bazı derecelendirmelerde bulunmuşlardır. Meselâ; dokumacı, haccâmın; deri işçisi, temizlikçinin; attar, tohumcunun; âlimler, üst sınıftaki kişilerin kızlarına denk sayılmıştır. Ayrıca meslekler arasında yakınlık bulunduğunda denklik gerçekleşmiş sayılır.  Ancak örf çerçevesinde yakın kabul edilmeyen meslekler birbirlerine denk sayılmazlar. Meselâ bekçi, çoban, temizlik işçisi gibi muteber sayılmayan mesleği icra eden bir erkek; tüccar, manifaturacı, âlim veya hâkimin kızına denk sayılmaz. Bu durum, bu meslekler arasında denkliğin bulunduğuna dair örfün oluşmasına kadar devam eder.  Ebû Hanîfe’nin mesleğe itibar edilmeyeceği yönündeki görüşü de kendi zamanlarında mesleğin eksiklik sayılmaması gerçeğine dayanır. Ancak aynı durum İbnü’l-Hümâm’ın yaşadığı dönemde farklı algılandığı için o, kendi döneminde mesleği denkliğin belirlenmesinde bir kriter saymıştır.  Bu bakımdan mesleklerin birbirleri ile denkliği hususunda bir ölçü belirlemek mümkün değildir. Bu hususta meslekler arasındaki seviyeler yalnızca örf çerçevesinde belirlenebilir.  Örfün belirlenmesinde Mâverdî’nin (ö. 450/1058) sıraladığı şu esaslar önem arz etmektedir. Bunlar; 1. Kazancın meşru olmayan yollardan elde edilmemesi; 2. İnsanı yoran ve sıkıntıya sokan şeylerle ilgili olmaması; 3. Kazancın şeran necis olan şeylerden elde edilmemesidir. 


Mesleği denklikte muteber vasıf sayan fakihler, kendi zamanlarının örfü doğrultusunda meslekler arasında derecelendirme yapmışlar ve bu doğrultuda evlilikte denkliği belirlemeye çalışmışlardır. Mesleklerin değeri örfe bağlı olduğu için zaman, mekân ve kültürün değişmesi ile ister önceki, isterse yeni ortaya çıkan meslekler arasında farklı derecelendirmelerin yapılması kaçınılmazdır. Mesleklere verilen önem derecesinin toplumdan topluma farklılık arz etmesi kaçınılmazdır. Meselâ, İskenderiye’de diğer yerlerden farklı olarak dokumacılık mesleğine insanların ilgisi sebebiyle bu meslekle uğraşanlar, attara denk sayılmıştır.  Zühaylî, dinde bir eksiklik ifade etmediği için mesleği denklikte itibar edilmesi gerekli bir vasıf saymayan Mâlikî görüşünü tercihe şayan bulmuştur.  Meslekler değişebildiğine göre bu vasıf üzerine hüküm bina edilmesi mümkün değildir.


6. Zenginlik
Hanefîlerin ve Şâfiîler’le Hanbelîler’in bir görüşlerine göre mal veya zenginlik denklikte aranması gerekli vasıflardan biridir. Mâlikîler ve esah kavillerinde Şâfiîler ve diğer bir görüşüne göre Hanbelîler ise zenginliği denklikte aranacak vasıflara dahil etmezler.  Ancak İbn Rüşd’ün (ö. 595/1198), nafakasını haram yoldan kazanan kocadan tefrik talebiyle kadına dava açma yetkisi tanıması ve iddianın doğruluğu hakkında davanın tefrik şeklinde neticeleneceğini ifade etmesinden anlaşıldığına göre Mâlikîler’in, kocanın karısına karşı yapacağı harcamaları kazanma şekline itibar ettiklerini gösterir. Onların zenginliğe itibar ettiklerini göst