Müslüman Günahkâr Olurmu!

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah(c.c.)’a sığınırım, Rahman, Rahim olan Allah(c.c.)’ın adıyla;  

Öncelikle; günahından pişman olanlar için mağfiret sâhibi olan Allah(c.c.)’a hamd olsun, şükürler olsun. O’nun; günahta ısrar etmeyen tüm tövbekâr kullarına selam olsun!

Bildiğiniz gibi müslüman, ilâhi hükümlere teslim olmuş kişi demektir. Yâni; ‘Kur’an’da belirtilmiş olan bildirilere kayıtsız ve şartsız boyun eğen anlamına gelir!’ Bundan dolayıdır ki müslüman, ilâhi emirlerle yasaklanmış olan her türlü günahtan uzak durandır. Evet! Müslüman, amellerin tartılacağı günden korktuğu için, günah işlemekten sakınan kişi mânasındadır. Fakat burada çok önemli bir husus vardır ki, o da şudur: ‘Müslüman günah işlemeyen değil, günahta ısrar etmeyendir!’ Yâni örneğin bir mü’min elbette nefsâni bir hatanın içine düşüp günah işleyebilir. Çünkü o da bir insandır ve insanlığının vermiş olduğu özellikten dolayı elbette ki bâzen yanılacaktır. Önemli olan günah işlemesi değil, günahta ısrar etmemesidir. Demek ki bir mü’min günah işleyebilir. Ama günahında ısrar etmez. Rabbimiz, mü’min vasıflarından bahsettiği bir âyetin meâlinde şöyle buyurmuştur:



 ‘Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde; ‘Allah(c.c.)’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler!’ Zâten günahları; ‘Allah(c.c.)’tan başka kim bağışlayabilir ki!’ Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı; ‘Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan ebedi olarak kalacakları cennetlerdir!’ Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!’

                                                                     Âl-i İmran Sûresi / 135,136.Âyetlerin Meâli

 

Gördüğünüz gibi! Mü’minlerin vasıflarından bahsedilen bu âyet meâlinde, mü’min olanların günahta asla ısrar etmedikleri vurgulanmaktadır. Ama ne var ki bu anlayışa ters düşen bir tâbir, asırlardır dillerde dolanmaktadır. Bu tâbir şudur: ‘Günahkâr müslüman!’ Oysaki müslümanın günahkârı olmaz. Çünkü günahkâr demek; ‘Günah işleyen demek değil, günahında ısrar eden demektir!’ Halbuki az önceki âyet meâlinde fark ettiğiniz gibi, müslüman günahında ısrar etmez. Demek ki müslüman olmak, günahkâr olmamak anlamına gelir. Yâni günah işleyebilen ama işleyebileceği günahtan rahatsız olandır. Şöyle ki insan yaratılır yaratılmaz ilk iş olarak günah işlemiştir. Bu anlamda insanın hata yapması normaldir. Efendimiz(s.a.v.), bir hadisin meâlinde şöyle buyurmuştur:

 ‘Eğer siz günah işlemeseydiniz; ‘Allah(c.c.) sizi helak eder ve yerinize günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı!’

                                                                                        Hz.Muhammed(s.a.v.)

                                                                                                   (Müslim)

 

Evet! İnsanın yanılması doğaldır. Ama düştüğü yanılgıyı fark edip dönmesi yâni tövbe etmesi de doğaldır. Tıpkı; ‘Hz.Âdem(a.s.) gibi!’ Hz.Âdem(a.s.)’in yaratıldığı zaman yaptığı ilk iş günah işlemesidir! Fakat ikinci iş ise, günahında ısrar etmeyip tövbe etmesidir. İşlediği günah onun nefsiyle kontrol ettiği irâdesine, yaptığı tövbe ise vicdanıyla kontrol ettiği irâdesine işârettir. Buradaki vurgu şudur: ‘Ey insan! Sende günah işlemeye yatkın olan bir nefis olabilir. Fakat günahtan rahatsız olan bir vicdanda mevcuttur. Öyle ise nasıl ki günah işleyebilme özelliğini açığa çıkardıysan, tövbe etme özelliğini de açığa çıkar!’ Evet! Bize verilen ders bu olabilir. Kısacası şöyle diyebiliriz: ‘İblis’lik edip günahında ısrarcı olma!’ İblis ki günah işlemişti. Fakat tövbe edeceği yerde ısrar etmeyi tercih etti. Böylelikle de; ‘Şeytan oldu!’ Demek ki günahtaki ısrar kişiyi bırakın kâfirliğe götürmesini, şeytanlığa bile vardırır. Çünkü günah üzerinde ısrar, öncelikle muhâtabı hayâsızlaştırır. Yâni fıtratında var olan hayâ duygusunu öldürür. Ve böylelikle üzerini cennet yapraklarıyla örteceği yerde, cehennem ateşiyle açığa çıkarır. İşte buda onun tüm melekelerinin yok olmasına sebep olur. Başta akletme özelliği olmak üzere tüm yeteneklerini kaybetmeye başlar. O zaman çirkinlikleri anlayamaz, göremez ve işitemez bir hâle gelir. Buda onu zamanla çirkinliğin kendisi etmeye götürür. Böylelikle kişi günahlara direnebilme gücünü tamamiyle kaybeder. Ve artık temizlenmesi imkânsız olan bir kir boyutuna gelir. Efendimiz(s.a.v.), yine bir hadisin meâlinde şöyle buyurmuştur:

‘Mü’minin işlediği her günah kalbinde siyah bir nokta meydana getirir. Tövbe edip kötülükten sıyrılarak af dileyince, o siyah nokta kalbinden silinir. Eğer günaha günah eklerse siyah noktalar çoğalıp kalbini kaplar!’

                                                                                              Hz.Muhammed(s.a.v.)

                                                                                                         (Buhâri)

 

İşte böyle! Demek ki imânın var olduğu kalpte isyan olmaz. Yâni bir kişi hem müslüman, hem de günahkâr olmaz. Bu aynen şu deyime benzer: ‘Hem şoför mahâlli, hem elli kuruş!’ Şunu iyi bilelim ki, günahta ısrar etmek tam anlamıyla isyandır. Bunun içinde; ‘Kur’an, günahkâra müslüman değil, mücrim der!’ Evet! Kur’an’ın günahkâra verdiği tâbir, mücrimdir! Ki mücrimlerden bahsederken de, onların; ‘Sekar’a atılacağı ve hiçbir şefaâtçiden fayda göremeyecekleri vurgulanmaktadır!’ Ki bu âyet meâli şu şekildedir:

‘Her nefis kendi kazancına bağlıdır. Ancak amel defterleri sağından verilenler hâriç! Onlar cennettedirler. Mücrimlerden sorup dururlar; ‘Nedir sizi; ‘Sekar’a sokan?’ Derler ki; ‘Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula da yedirmezdik. Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik. Ceza gününü yalanlardık. Nihâyet bize ölüm gelip çattı!’ Artık onlara şefaâtçilerin şefaâti fayda vermez!’

                                                                          Müddesir Sûresi / 38-48.Âyetlerin Meâli

 

Evet! Âyet meâlinde belirtilen mücrim kavramı; ‘Cürümü yâni günahı hayat tarzı hâline getiren demektir!’ Ki onların ilâhi cezaya çarptırılacakları ve hiç kimseden de yardım göremeyecekleri belirtilmiştir. Ayrıca mücrim, müslüman kavramının zıddır. Çünkü müslüman teslim olan anlamına gelmekte, mücrim ise teslim olmaktan kaçınan mânasındadır. Bu ikisi bir değildir ve bir de tutulmayacaktır. Bundan dolayı bu ikisini bir tatanlar için, bir âyetin meâlinde şu şekilde açıklama yapılmaktadır:

‘Muhakkak ki müttâkiler için; ‘Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır. Öyle ya! Müslümanlarla mücrimleri bir tutar mıyız? Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?’

                                                                          Kalem Sûresi / 34-36.Âyetlerin Meâli

 

Durum bu! Müslümanın mücrimi olmaz. Bunun için kendimizi kandırmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu tâbir, müslüman olmaya cesâret edemeyenlerin kullandığı bir sözdür. Çünkü teslim olmuş bir müslüman olamayanlar, teslimiyetten kaçındıkları halde müslüman olduklarını zânnetmektedirler. Bu sâdece vahim bir aldanıştır. Bu yüzden her ne kadar hatamız varsa onları fark etmeye ve bir an önce vazgeçmeye çalışmalıyız. Yoksa iş işten geçmiş olur ki, işte o zaman yanarız!

 

Allah(c.c.) kabul etsin inşâallah! 

Rabbimiz, Kur’an’ı okuyan, anlayan, yaşayan ve tebliğ eden kullarından etsin.

Rabbimiz, Efendimiz(s.a.v.)’i örnek alan kullarından etsin.

Rabbimiz, Ümmet-i Muhammed’in her bir mensubuyla kardeş olan kullarından etsin.

Rabbimiz’in selamıhepimizin üzerine olsun!   (Âmin!)  

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ