Roman açılımında iyimserlik olası mı

Misafir Yazar fatihten@gmail.com


Romanların birincil korkusu yerlerinden edilmektir. Bu korku öylesine büyüktür ki, çoğu durumda evlerinin konforsuzluğundan söz bile etmemektedirler.

 

 

 

T.C. Devlet Bakanlığı Roman Çalıştayı’nda dile getirilen sorunları ve önerileri bir rapor halinde yayımladı. Toplumsal önyargılar Romanların yaşamına damgasını vuran temel sorun olarak belirtiliyor. Eğitimden barınmaya ve istihdama uzanan sorunlar dizisinin kilidi ön yargılar ve buna bağlı ayrımcılık. Romanlar Ayrımcılık Yasası çıkarılmasını, ders kitaplarında Romanlarla ilgili bilgilere yer verilmesini talep ediyorlar. Rapor, eğitim yoksunluğunu vurgularken çok önemli bir noktaya da dikkat çekiyor ve “toplumun onlara uygun gördüğü çalgıcı vb. kategorilerin dışına çıkıp, kültürlerini koruyarak daha iyi eğitim ve bunun sağlayacağı saygıyı görme” arzularını dile getiriyor. Geleneksel mesleklerin ömrünü tamamlamasıyla hızla artan işsizliğe dikkat çekiliyor, mesleki eğitim, sosyal güvence olanaklarına kavuşturulmaları, istihdamda ayrımcılığa karşı mücadele önerileri sıralanıyor. 

 

Barınma konusunda vurgulanan çok doğru bir nokta “sosyal dönüşüm olmadan kentsel dönüşümün gerçekleşemeyeceği”. Yaşamakta oldukları muhitlerde, yaşam tarzlarına uygun avlulu küçük evler, göçerlerin konaklama yerlerinde kolaylık sağlanmasını isterken kolluk kuvvetlerinin yaşadıkları bölgeleri “suç mahalli” olarak görmelerinden duydukları rahatsızlığı da dile getiriyorlar.   

 

 

İyi niyet yetmez 

 

Devlet Bakanlığı’nın Roman Çalıştayı’nda ortaya çıkan bu görüş ve talepleri aktaran raporu basıp dağıtması konuya iyi niyetle yaklaştığı biçimde yorumlanabilir. Ancak önyargılardan beslenen ayrımcılıkla mücadele somut politikalara oturduğu takdirde bu niyet amacına ulaşacaktır. Ayrımcılığa karşı bir yasanın çıkarılması da yetmeyecektir. Kamu görevlilerinden sokaktaki insana yayılan köklü önyargılar değişmedikçe ayrımcılık konusundaki en kapsamlı yasa bile hükümsüz kalacaktır. Roman açılımı yalnızca Devlet Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan bir konu değildir. Çalıştay Raporu’nda dile getirilen öneri ve taleplerle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Roman açılımının öteki paydaşları olmak zorundadır. Bütün AB üyesi ülkelerde azınlıklar, göçmenler ya da Romanlar gibi önyargılarla dışlanan toplulukların karşılaştıkları ayrımcı uygulamalara önlemler “kültürel çeşitlilik” kavramı içinde değerlendirilmekte ve her devletin resmî kültür politikası içinde ağırlıklı madde olarak yer almaktadır. Barınmadan eğitime ve istihdama bütün sorunlar bu çerçevede irdelenmektedir. Bu yaklaşım söz konusu topluluğun kendine has özelliklerinin rasyonel bir yöntemle değerlendirilmesini, çözümlerin ve önlemlerin bu değerlendirmeler ışığında geliştirilmesini sağlamaktadır. Medya, ayrımcılığa karşı mücadelede kamu kurumları kadar önemli bir role sahiptir. Nitekim Türkiye’de de Gazeteciler Cemiyeti 2007 yılında “Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu”nu hazırlamış, kültürel çeşitliliğin korunmasında medyanın sorumluluğunu, dezavantajlı toplulukların ele alınışına ilişkin temel etik kriterleri belirlemiştir. Medya bu kılavuz üzerinde bir kez daha çalışmalı ve açılım sürecinde aktif bir aktör olarak yerini almalıdır.   

 

 

Çözümler gerçekçi olmalı 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TOKİ’nin Romanlar için yerleşkeler yapacağını açıkladı. Roman yerleşkelerinin çok ciddi yapısal sorunları vardır. Ancak Romanların birincil korkusu yerlerinden edilmektir. Bu korku öylesine büyüktür ki, çoğu durumda evlerinin konforsuzluğundan söz bile etmemektedirler. Adım adım gerçekleştirilmeye girişilen kentsel yenileme ve dönüşüm projeleri bu korkunun haklılığını kanıtlamaktadır. Hükümet öncelikle bu konuda garanti vermek zorundadır. 

 

Öte yandan ister TOKİ ister bir başka inşaat şirketi yapsın fiziki projeler sosyal projenin bir parçası olarak ele alınmak, bizzat Roman topluluğuyla ortak hazırlanmak zorundadır. Bu süreçte kamu kurumlarının ötesinde sosyologlar, sosyal psikologlar, ekonomistler yer almalı, buralarda daha önce çalışmış sivil toplum kuruluşlarının deneyimlerine kulak verilmelidir. Roman mahallelerindeki bakkallarda sigara tane ile, çay ve şeker günlük ihtiyaca yetecek kadar satın alınır. Geçerli para birimi kuruştur. Çünkü yapılan işler de günlüktür. 

 

Bu basit ama çok önemli ayrıntı bile TOKİ’nin alışılagelen “ehven taksitlerle” borçlandırma programının Romanlar için anlamsız olduğunu gösterir. Sulukule Romanlarının yaşadığı Taşoluk deneyimi ortadadır. Taksitlerini ödeyemeyen Romanlar, evlerini yok pahasına satmak zorunda kalmıştır. İşte bu nedenle yeni yerleşke projeleri istihdamla birlikte düşünülmeli, “kendini finanse edecek”kooperatif vb. projeler üzerinde çalışılmalı, bu tür projeler için uluslararası fonlardan bulunabilecek hibe olanakları araştırılmalıdır. En ehven kredi bile Romanların yüzde 90’ı tarafından ödenemez. Fiziksel beklentiler açısından da Romanların kendileri proje masasının bir kenarında oturmadan hazırlanacak hiçbir proje sorunu çözücü olmayacaktır.   

 

 

Hükümetin sırtındaki kambur 

 

TOKİ başkanı Erdoğan Bayraktar 2007’de bir gayrımenkul zirvesinde kentsel yenileme projelerinin müjdesini verirken, “buralarda oturan esmer vatandaşlar” diyor ve yine buraların “suç mahalleri” olduğunu söylüyordu. Sulukule Yenileme Projesi böylesine ayrımcı, hatta ırkçı bir gerekçe ile kamuoyuna sunuldu ve bu tür söylemlerle ilerledi. TOKİ Romanların hafızasına “yaktın bizi TOKİ” diyen şarkılarla kazındı.   

 

 

Sulukule moloz alanı oldu 

 

Romanlardan arındırılmış Sulukule bugün devasa bir moloz alanı olarak uzanmakta. Açılıma TOKİ ile başlamak bir talihsizliktir, çünkü hükümetin sırtındaki en büyük kambur TOKİ’nin “Suç işleyen esmer vatandaşlar” diye niteleyerek yerlerinden ettiği Romanlardır.   

 

 

Açılıma güvenebilmek için 

 

Öncelikle Sulukule, Çinçin ve adını sayamadığım yerlerinden edilmiş Romanlar yerlerine dönmelidirler ki bu açılımın samimiyetine inanalım. 

 

Ne yazık ki bu konuda herhangi olumlu bir girişimin izine rastlanmadığı gibi tersine mevcut projelere hız kazandırılmaya çalışılmakta. Basında çıkan haberlerde yeni Sulukule’nin inşasında Romanların çalıştırılacağı müjdesi veriliyor. Sulukule Romanları öylesine büyük bir ekonomik yıkım yaşadı ki elbette bu inşaatta çalışacaklardır. Ama bilinmeli ki bir armağan gibi sunulan bu “iş” Sulukulelilere yapılacak en ağır işkence, en büyük insanlık ayıbıdır. Terk etmeye zorlandıkları, derin duygularla bağlı oldukları kendi topraklarında başkalarının evleri için taşıdıkları her tuğla toplum vicdanının kaldırmayacağı ağırlıkta olacaktır. 

 

Bir de Selendi örneği var elbette. Selendi Romanları hâlâ bîmekân. 

 

Hükümet Roman açılımı konusundaki samimiyetini bu kamburlarından kurtularak kanıtlamak zorundadır. 

 

* Sanat Tarihçisi / deryanuket@gmail.com

Alıntıdır: Yazının tamamı için tıklayınız http://arsiv.taraf.com.tr/haber-roman-aciliminda-iyimserlik-olasi-mi-47088/

15 Şubat 2010 Pazartesi DERYA NÜKET ÖZER