Son gündemler, Ali Bardakoğlu: Dinde Reform Yoktur
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu geçtiğimiz günlerde NTV'nin özel konuğuydu. Nermin Yurteri'nin sorularını cevaplayan Ali Bardakoğlu'nun açıklamalarından bazı satırbaşları şu şekildeydi:
Dinde reform olmaz ama bizim din anlayışımızı dini bilgimizi sürekli taze tutmamız, hem 21. yüzyılda yaşamamız hem de bu modern yüzyılda yaşayan bir birey olarak dinin rahmetinden istifademizi azaltmamamız gerekir.
-Değiştirilemez denilen din kuralları ile günümüzün koşullarını anlamak ne kadar mümkündü? İslam modernleşmenin önünde bir engel midir?
Din insan ve toplum hayatını iyileştirmek, dünya ve ahret hayatını insanlar için mutlu kılmak için gelmiştir. Dinde reform olmaz. Biz şekillendirdikçe etkinliğini ve saygınlığını yitirir. Hatta şekillenmiş din adamı da saygınlığı giderek azalmış kişidir. Din aslında bize yön vermek, hayatımızı ışık olmak rahmet getirmek için vardır. Tabii din bizim günlük hayatımızı en ince ayrıntısına kadar belirlemiyor. Nereye ne zaman ne ile gideceğimize karışmıyor, yapacağımız binalara karışmıyor. Din bize dünyanın hayatın anlamını veriyor. Din bu yaratılışın bu varoluşun nihai anlamını kavramaktır. Geldiğimiz o ezel ebet çizgisini gideceğimiz ahiret hayatını ve Allah huzurunda oluşumuzu ve bu dünyada Allah'a inanarak Allah'ı tanıyarak kendimizle toplumla barışık yaşamamızı sağlar. Böyle olduğu için din ile modern hayat arasında bir çelişki yoktur, din ile bilim arasında çelişki yoktur. Dinde reform olmaz ama bizim din anlayışımızı dini bilgimizi sürekli taze tutmamız, hem 21. yüzyılda yaşamamız hem de bu modern yüzyılda yaşayan bir birey olarak dinin rahmetinden istifademizi azaltmamamız gerekir.
-Sizin çalışmalarınız var mı?
Kuran-ı Kerim ve peygamber efendimizin sünneti dinin iki ana kaynağıdır. Ve bu kıyamete kadar hep var olacak ve biz ışık tutacaktır. Önemli olan bundan alacağımız ışığı, sürekli günümüz hayatına getirebilmek, dindarlığımızı taze ve diri tutmaktır. Onun için biz dinde reform olmaz, dinde yenileşme olmaz ama bizim dini bilgilerimizde dini algılamamızda dindarlığımızda sürekli güncelleme gerekir, yenileştirme gerekir. Ve 21. yüzyılda yaşayan bir Müslüman olarak bu yüzyılda komşularla ilişkim nasıl olmalı, bu toplum hayatını nasıl yaşamalıyım hem iyi bir dindar hem iyi bir komşu hem iyi bir aile bireyi hem iyi bir vatandaş yani bu dünyanın toplumun gerektirdikleri ile dinin bizden istediklerini barış içinde yaşatmamızdır. Her dönemde peygamberimizin hadislerini anlam gayreti hiç eksik olmamıştır. Gazali'den başlayalım, dini ilimlerde diriliş adı altında kitap yazmış. Yazılan her tefsir kitabı, Kur'an ve sünneti yeniden anlama içinde bulunduğumuz dünyanın beklentilerine şartlarına göre iyi Müslüman olma çabasıdır. Tabii biz başkanlık olarak her dönemde yeni yayınlar yapma gayreti içindeyiz. Bu yılın sonunda peygamberimizin hadislerini nasıl anlamalıyız. Kur'an ve hadislerin ışığında iyi Müslüman nasıl olabiliriz sorusudur.
Din ötekinin gerçeği değil, bizim gerçeğimizdir. Bizim Türkiye'de aydınlarımız dini hep ötekinin sorunu ötekinin gerçekliği olarak düşünürler ve dinle aralarına mesafe koyarlar.
-Dindarlık deyince ne anlamalıyız?
Günümüz dünyasının en ciddi talihsizliklerinden birisi dini güvenlik penceresinden algılamaya başlamasıdır. Batı toplumlarının hatta bizim toplumlarımızın da sorunu bugün budur. Din güvenlik penceresinden algılamak demek yağan yağmuru sürekli sel olacak diye istememek ve kuraklık duası yapmak demektir. Halbuki akıllıysak, yağan yağmuru barajlarda toplarız ve bütün coğrafyamız için bereket kaynağı olur.Din ötekinin gerçeği değil, bizim gerçeğimizdir. Bizim Türkiye'de aydınlarımız dini hep ötekinin sorunu ötekinin gerçekliği olarak düşünürler ve dinle aralarına mesafe koyarlar. Dindarlık diyince hep bir başkasının sakalı, cübbesi veya hayat tarzı üzerinden dini algılar ve mesafe koyarlar. Halbuki bir ayeti hatırlatayım, doğrudan peygamberimize gelen bir ayet ‘Sen de ölümlüsün ama diğerleri dünyada kalacak değil ki.' Hepimiz din gerçeği ile karşı karşıyayız ve din hepimizin ortak paydasıdır, ortak gerçekliğidir. Böyle olunca da dindarlık deyince biz içinde yaşadığımız çağı fark ederek dinin ana kaynaklarının doğru bilgisini doğru anlamak eve din ile toplumla ve yüce yaratanla barış içinde olmak demektir. Değerler eğitimi önemlidir, doğru bilgi önemlidir, özgürlükler önemlidir. Bu üç ayak üzerinde kendi dindarlığımızı doğru bilgiyle ama zamanında doğru eğitim alarak ve insanlara da özgürlük alanları bırakarak inşa etmek zorundayız.
Minareye hayır diyenlerin büyük çoğunluğu aralarında hiçbir Müslüman'ın yaşamadığı bölgeler İsviçre'de. Müslümanların bulunduğu bölgelerde hayır diyenlerin sesi daha az. Demek ki sebep medyanın ve belli kuruluşların batıda sürekli Müslümanlar ve İslam hakkında genel bir kaygı beslemesi.
-Geçmişte karikatür krizi vardı, son dönemde minare krizi... Nedir Avrupa'daki bu kaygıların nedeni?
Bu kaygılarda ben Avrupa'daki Müslümanların birinci derecede sorumlu olduğunu düşünmüyorum. Bizimde Müslümanlığı anlatmada kendi hayat tarzımızda belli eksilerimiz olabilir. Ama Avrupa'daki islamafobianın asıl kaynağı Avrupa'nın kendi yapısı. Avrupa farklı kültürlerle farklı inançlarla bir arada yaşamaya fazla alışkın değil. Avrupa ötekini hep turistik seyahat yapılan bir olgu olarak görüyordu diğer kültürleri ve Müslümanları. Ben bu gidişattan kaygılıyım. Çünkü Avrupa'da İslam'a ve Müslümanlara yönelik ciddi kaygıları üreten merkezler çoğaldı. Ve Müslümanlığı ve İslam'ı sadece güvenlik penceresinden bir din olarak değil bastırılması söndürülmesi gereken bir yangın olarak bir tehlike kaynağı bir risk alanı olarak gören bakışlar arttı. Minareye hayır diyenlerin büyük çoğunluğu aralarında hiçbir Müslüman'ın yaşamadığı bölgeler İsviçre'de. Müslümanların bulunduğu bölgelerde hayır diyenlerin sesi daha az. Demek ki sebep medyanın ve belli kuruluşların batıda sürekli Müslümanlar ve İslam hakkında genel bir kaygı beslemesi. Hıristiyanlık kimli Avrupa'da zayıfladı kiliselerin içi boşaldı kilise güç kaybetti ve Hıristiyanlık çağdaş Hıristiyan gençliğini tutamaz oldu dedim ya din din olarak kalmalı ne kadar reforme edersek o kadar anlamını ve etkisini yitirir. Biz yapabildiğimiz kadarı ile dine kucak açmalıyız. Avrupa bu sarsıntıları geçirdiği için Hıristiyanlık üzerinde toplanmayı Müslümanlıkla zıtlaşarak sağlamak istiyorlar.
Türkiye'de dindarlaşma artmıyor. Belli görünümler artar veya daha göz önünde olsa bile Türkiye'de dindarlaşma artmıyor. Çünkü iş hayatı modern hayat zenginleşme modernleşme veya iş-aş derdinde olmak dini hayatımızı ciddi ölçüde sarsıyor.
-Sizce Türkiye'de toplum dindarlaşıyor mu, laikleşiyor mu?
Aslında bir başka talihsizlik de İslam dinini ve Müslümanlığı laiklikle ilişkili olarak ele almamızdır. Bu dini anlamamızı da laikliği anlamamızı da zorlaştırıyor. Müslümanlığı, laiklik ve denklem içinde hatta bir ikilem olarak ya Müslümanlık ya laiklik biçiminde bir ayrım noktasına insanları getirmek hem dinle olan ilişkimizi zedeliyor hem de laikliği anlamamızı zorlaştırıyor. Ve Türkiye olarak biz önemli bir ülkeyiz, Uzakdoğu'dan yakından gelenlerinde ortaklaşa ifade ettiği bir konu bu; biz Müslümanlık ile İslami doğru anlama ile laikliği modern hayatı demokrasiyi uzlaştırmayı başardık. Biz demokrasi ile dindarlığı Müslümanlığı karşı karşıya getirmedik. Modern hayatla Müslümanlığı çatıştırmadık. Bu çağda Müslüman olmak için eskilere gitmemiz gerekmez, yeter ki dinin alanını dine, bilimin alanını bilime bırakalım ve hepsini barış içinde yaşatmayı başaralım. Herkes kendi işini doğru yapsın ve din hepimizin işidir, din adamlarının işi değildir. Din adamlarının görevi dinin doğru bilgisini doğru şekilde insanlara aktarmaktır. Sanki bu din adamlarına ve Diyanet'e gelmiş ve Diyanet sürekli bunun tanıtımını yapacak. Din hepimize gelmiştir, Kur'an hepimizin kitabıdır, peygamber hepimizin peygamberidir. Hepimizin hayatı geçici, gölge, aldatıcı bir hayattır. Hepimiz hiçbir ayrım olmaksızın en yukarıdakinden en aşağıdakine kadar hepimiz yaşadığı hayatın hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkacağız. Bizim görevimiz din mensupları bilginleri olarak insanlara doğru dini bilgiyi aktarmaktır.
Son dönemde bir hoşgörüsüzlük ortamı olduğunu görüyoruz. Siz bu hoşgörüsüzlüğün nedenini neye bağlıyorsunuz? Kürt sorununun çözümünde din faktörünü nereye oturtuyorsunuz? Siz de din ayrışmayı önler bağları güçlendirir noktasında mısınız?
Türkiye'de dindarlaşma artmıyor. Belli görünümler artar veya daha göz önünde olsa bile Türkiye'de dindarlaşma artmıyor. Çünkü iş hayatı modern hayat zenginleşme modernleşme veya iş-aş derdinde olmak dini hayatımızı ciddi ölçüde sarsıyor.Hoşgörüsüzlük konusunda din hepimizi birbirimize bağlayan önemli bağlardan birisidir. Tek ve yegane bağ demiyorum, din hayatımızın yegane gerçeğidir demiyorum ama din hepimizin göz önüne alması gereken önemli bir olgudur. Siyasetçinin de devlet adamının da toplumun önünde olan herkesinde bunu düşünmesi gerekir. Bunun için dindar olmak gerekmez. Bir devlet adamının toplumun önünde olan kişinin toplumdaki din bağının ve dinin o sevgisinin neler kazandıracağını fark etmesi için dindar olması gerekmez rasyonel düşünmesi yeter. Asırlardır bu din bizi birbirimize kenetledi. Böyle olunca din bağı aslında toplumsal birlik beraberlik açısından hiç göz ardı edemeyeceğimiz mutlaka yararlanmamız gereken üzerine vurgu yapmamız gereken önemli bir ortak paydamızdır. Bana göre her akıllı kimsenin bu gerçekliği görmesi ve bunu elde büyük bir nimet sayarak büyük bir imkân olarak görerek buna göre adım atmasından fayda vardır. Hatta İslam dininin bize verdiği insan sevgisi varlık anlayışı yabancı diğer din mensupları ile de barış içinde yaşamamızı sağladı. Bize İstanbul'da asırlardır diğer din adamları ile barış içinde yaşamamızı sağladı.