TURNUVANIN ARDINDAN DETAYLI KRİTİKLER

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

3. ŞADAN KALKAVAN VETERANLAR FUTBOL TURNUVASI BOZKURTSPOR'UN HALİÇSPOR'U 4-2 YENMESİYLE SON BULDU.. BU TURNUVA VE FİNAL DAHA ÇOK KONUŞULACAK GİBİ....

 

Ilyas Engin‎ - ANLAT BALAT

Duyduk duymadık demeyin,

Bir turnuva daha bitti.

Balat'ta Şenlik Havasında.

Yedik! İçtik!

Taraf tuttuk!

Bağırdık!

Kızdık!

Kaçırdık!

Attık!

Ve kupayı Kaldırdık!

Erhan Çipa Kapak fotoğrafı olur ama hikâyeleri -Decameron Hikâyeleri örneği- hep birlikte yazmak gerek.



Bu defa Balat değil ama anlatmayı iyi bilen,bu işi meslek edinmiş Balatlı biri anlatıyor...

Kulak kabartalım ;

Ahmet Çakır  Erhan Çipa dostumuz haklı, özellikle benim açımdan pek anlatılmak istenmeyecek ama bunun yapılması gereken bir durum oluştu. Takımla birlikte hareket etmiyor olmak her zaman ciddi sorunlara yol açar, bunu biliyorum. Ancak bizimki o kadar büyütülecek bir konu değil… 

Maçın daha önceki karşılaşmaların yapılacağı yerde olacağını sanıyordum. Oraya gittim ve kimseye yakalanmadan bir köşede biraz ısınayım diye, o fotoğraflardan birinde zarzor göründüğüm yere çekildim. İyi de saat 17.30'da takımın oraya geleceğini belirtmişti Derya kardeşimiz. Bu süreyi geçirdiğimizde de, bunun nedeninin, zamanla sorunlu ilişkimiz olabileceğini düşündüm. Yani 17.30'da denilen randevuya 18.30'da gitmek bizim için önemli bir sorun sayılmazdı. Sözkonusu bir final maçı olsa da...



Neyse ki Bülent Akyel kardeşimiz yanıma geldi ve maçta oynayıp oynamayacağımı sordu, oynayacaksam burada ne yaptığım anlamında… Açıkcası 11'de yer almayı beklemiyordum ama oynamayı istediğimi Derya'ya bildirmiştim. O da tamam demişti. Gördüğüm manzara moral bozucuydu. Öncelikle tesisin güzelliği karşısında duyduğum 'niye öteki maçlarımızı burada oynamadık' hayıflanması, sahada Haliç formalı 14-15 kişi görmekle biraz daha büyüdü. Görünen oydu ki bensiz de bu final rahatlıkla yapılabilecekti. 

Üstelik giyeceğim forma da oraya getirilmemişti. Formayla ilgili sorun bu kadarla da sınırlı değildi; 11 numaralı formayı giyeceğim söylenmişti, oysa söz konusu forma Kahraman Kartaloğlu'nun üzerindeydi. Bitmedi, artık numarası ne olursa olsun benim giyeceğim formanın kulüpten getirilmesi de dert olmuştu. Bu işi yapması beklenen kişi, 'Kimi göndereyim kardeşim, kulüpte de kimse yokmuş!' gibisinden iki boyutlu ve tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir tablo çiziyordu.



Neyse ki böyle bir durumla karşılaşabileceğimi düşünerek alt tarafım giyinik olarak gelmiştim. Top ayakkabım, çorabım ve beyaz şortum vardı. Baktım olacak gibi değil, Bayram Doğan dostumuzdan formasını istedim. Daha doğrusu, kenarda yedek bekleme durumundaki arkadaşlara doğru ortaya seslendiğimde sadece o formasını geçici olarak vermeyi kabullendi. Onu giyip gördüğünüz fotoğrafa girebildim ve birkaç kez de topa vurabilme şansını bulabildim kalecimizi çalıştırma babında…

Bozkurt takımı orada soyunup tesisin keyfini yaşar gibiydi. Ben de bizim soyunma odamızı epeyce aradım ama bulamadım. O arada hakemlerin soyunma odasına dalışımda maçı yönetecek olan FIFA kokartlı hakemimizin "Ben Mete Kalkavan, yardımcılarım…" diye kendini tanıtma nezaketi karşısındaki şaşkınlığımı geçerken unutmamış olayım. Birbirimizi elbette tanıyorduk ama bu da bir zarafet örneği oluşturuyordu.



İlk maçın 35 dakikasında oynayıp sakatlanma durumu yüzünden bir daha takım arkadaşlarımla saha içinde bir temasım olmamıştı. Kimin, nerede, nasıl oynadığı ve oynayacağı konusunda fazla bir bilgim yoktu ama umurumda da değildi, önemli olan oynamaktı. Ancak böyle bir maçta olabilecek en tatsız iş başıma gelince durum zorlaştı; yaptığım bir hata yüzünden doğan penaltı ve 1-0 geri düşmüş olmamız elbette ki takımla birlikte beni de epeyce düşürdü.



Takım arkadaşlarımın futbolla ilgili en büyük değer olarak kazanmayı görmelerini kınayacak değilim. Elbette ki sadece futbol değil her türlü oyunun içinde kazanma düşüncesi başat bir değer taşır. Türkçesi, oyun oynayan herkes kazanmak ister. Örneğin, Türkiye Futbol Direktörünün tarihe geçen sözleri arasında "eşimle tavla oynarken bile kazanmayı düşünürüm!" vecizesini bilmiyor olamazsınız. Dolayısıyla bu yaşta çalım girişiminde bulunup top kaptırarak penaltıya yol açmış olmam karşısında, takım arkadaşlarımın büyük bir bölümü nazik düşüncelerini gizleme gereği duymadı. "Yaa Ahmet abi, ne çalımı yapıyorsun, pas versene!"

Doğrusunu isterseniz Bozkurt bizden daha iyiydi ve o hatam olmasa da bizi yenebilirlerdi. Nitekim ikinci yarıda farkın çok daha büyümesine yol açabilecek pozisyonları buldular ama değerlendiremediler. Penaltı itirazında bulundukları iki pozisyondan biri, maçın başında benim kaptırdığım toptan doğan penaltıdan daha çok penaltı gibi göründü bana. Ancak televizyonlarda nefret ettiğim bir beyhude gevezelik konusu olan hakem tartışmasına girecek değilim burada. Tam tersine Mete Kalkavan kardeşimizin maçımızı yönetmiş olmasını her zaman kendim ve takımım için bir onur olarak hatırlayacağım.

Biz de hiçbir şey yapamamış değildik. Finale boşuna gelmediğimizi gösterebilecek kadar etkili olduk. Özellikle ikinci yarıdaki oyuncu değişikliklerinin ardından Kahraman kardeşimizin çabasıyla bulduğumuz gol ve öteki pozisyonlar, finale yakışır bir heyecan düzeyi oluşturdu. İkinci yarıda oyuna giren Kahraman Kartaloğlu dostumuzun 70'ine merdiven dayadığı bu yıllarda tek pas hatası yapmadan ve top kaptırmadan oynaması, 'bu adam geçmişte üst düzey profesyonel futbol oynamış' dedirtecek gibiydi. Rakip takımın kaptanı olan kardeşi Ömer de ondan geri kalmadı.



Herhangi bir gerilimin yaşanmayışı ve bu türden bir tatsızlığın çıkmayışı, benim için maçın en güzel yanıydı. Futbol Federasyon Başkanvekili ve UEFA Yönetim Kurulu Üyesi Servet Yardımcı'nın kupaları verecek oluşu da rahmetli Şadan Kalkavan Ağabeyimizin anısına yakışacak bir başka güzellik oluşturdu. Gerçi, Yardımcı'nın Demirören ile yaşadığı ileri sürülen ve ertesi günkü gazetelerde yer alan durumlarla ilgili kendisine herhangi birşey soramamış olmak, önemli bir gazetecilik fırsatının kaçırılması anlamına geliyordu. Ne yapalım, kaybedilen finalin yanında bunun lafı mı olur?

'Bari kendi halı saha maçımda kurtlarımı dökeyim' diye kupa törenine kalamadan oradan uzaklaşmak zorunda kaldım. Yan taraftaki kır yemeği düzeninin bizimle bir ilgisi yok sanıyordum ama ertesi gün takım halinde orada yemek yenildiğini görünce şaşırdım. O da iyi akıl edilmiş bir düzenlemeydi. İlkinin nasıl geçtiğini bilmiyorum ama bu yılki turnuvanın güzel olduğunu söylemek mümkündü. Elbette ki gelecek yılkinin çok daha güzel olabileceğini de düşünebiliriz. Finalle ilgili yeterli görüntü bulabilirsek ben de cuma günün yayınlanacak Sporsever programında finali süslerim...



Bir yararı olmayacağını bilsem de takım arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Yol açtığım sıkıntı nedeniyle hepinizden özür dilerim. Ancak o top kaybı ve penaltı olmasaydı da maçı Bozkurt kazanırdı, bunu sizler de biliyorsunuz. Çünkü bizden daha iyiydiler. Ayrıca, kazanıp kaybetmeyi bir yana bırakıp bu yaşta top oynayabilmek ve rahmetli Şadan Ağabeyi bu şekilde anmak hepsinden güzeldi. Bunca güzelliği içinde barındıran futbolla ilgili olarak kazanmaktan başka bir değere tutunamamak sizce de acıklı bir durum olmaz mı?

Ilyas Engin Ahmet Bey, akıllı adamın....Pardon kibar adamın hali bir başka oluyor canım...

Erhan Çipa 'Büyüklük' böyle bir şey olmalı...

Bazen tesadüf gibi görünen şeylerin tesadüf olmadığı çok açık.

Ahmet Çakır'ı kale arkasında Bülent Akyel'le birlikte gördüğümüzde böylesi ilginç ve güzel bir yazının içinde yer alacağımızı bilmiyoruz.

Bizim derdimiz Ahmet Çakır'ın da içinde olduğu fotoğraf ve kitapçıkları bu vesileyle ona ulaştırabilme isteğimiz. 

Meğer Haliç takımının kaybetmesine katkıda bulunmuşuz haberimiz yok.

Şaka bir yana beni en çok mutlu eden şey bu yazının yazılmasına katkıda bulunmak oluyor.

Bence de her kes en iyi bildiği işi yapmalı.Sol bek Foto Semih fotoğraf çekecek ,sağ bek Ahmet Çakır yazı yazacak elbette..

Bozkurt forvetleri de -sağ ve sol açık-böyle maden bulduklarından olsa gerek at koşturuyor,cirit atıyorlar bu bölgelerde.

Penaltıyı ve kafa golünü Santrfor kaydediyor ama bu kısımda söylemek istediğim şey çok başka arkadaşlar..Elinizde K.Kahraman örneği hava hakimiyeti olan,grup maçlarında gol kralı olmasına ramak kalmış biri varsa Final maçında onu Defansta başlatamazsınız.

Nitekim Bakkal Bayram'la birlikte hücumu Forse etmeye başladıklarında maçta helecan artıyor,Göbek Ahmet'in eskiden olduğu şekilde bas bariton sesiyle 'Bastır Haliç'diye bağırmasıyla birlikte beraberlik sayısına ramak kalıyor inanın.

Sonrası nakarat;Bozkurt takımı sahaya daha iyi yayılıyor,Haliç takımının karma ya da toplama takım görüntüsünün aksine uzunca bir süredir bir arada oynamalarının getirdiği avantajla...