ÜLKÜCܒNÜN DRAMI…

Misafir Yazar fatihten@gmail.com


Yıl 2003…AKP iktidara gelmiş zafer sarhoşluğu yaşarken,Ankara’daki ve yereldeki bazı siyasetçilerde intikam alabilmek adına burunlarından soluyorlardı.O dönemlerde Ortadoğu ve KURULTAY gazetelerinde yazdığım yazılardan dolayı çalıştığım kuruma müfettiş göndermişler ve pılını pırtını topla seni Afyonkarahisar’dan gönderiyoruz demişlerdi.

Müfettiş bozuntusu pişmiş kelle gibi karşımda gülüp dalga geçerek ‘’Yahu bu kadar sert yazı yazılar mı, her yazında AKP ye geçirmişsin.Haydi gelsin de kurtarsın bakalım arkasından gittiğin adamlar ‘’ dedi.


‘’-Bana bak sahip olduğum siyasi fikre hakaret etme,Hakkari ye mi göndereceksin,Şırnak’a mı göndereceksin.Nereye istiyorsan tayinimi çıkar,ben hazırım’’ diye cevap verdim.Savunmamı aldıktan bir ay sonra Denizli’nin Kızılcabölük kasabasına tayinimin çıktığını söylediler.Eylül ayının ilk haftasıydı.Yol için aldığım harcırahtan sağa,sola olan borcumu ödedikten sonra cebimde 350 TL para kalmıştı.

O parayla da evi oraya taşıyıp taşıyacağım belli değildi.Kimseye minnet etmek istemiyordum.O dönemde hapishaneden yeni çıkmış hatırı sayılır bir Ülküdaşımıza (H.B) derdimi açtım.Sever sayardı beni,Eşyamı nakledecek bir araç ayarlamasını rica ettim.Bir kaç saat sonra temin edilen araç evimizin kapısına geldi ve 25-30 yaşındaki üç genç iki saat içinde bütün eşyalarımı arabaya yükleyiverdiler.

Onlara ‘’Siz bu eşyaları Kızılcabölük’e götürün,Biz eşimle birlikte otobüsle geleceğiz’’ dedim. Nakliye arabası bizden önce Kızılcabölüğe gelmişti.Tavas’ın güzel bir beldesi olan Kızılcabölük’te tuttuğumuz eve eşyalarımızı tek tek yerleştirdi O gençler…

Eşyalar indirilip bittikten sonra cebimdeki 350 TL yi uzatıp ‘’Kusura bakmayın,Yanımda bu kadar vardı ‘’ dedim.Gençler birbirlerine baktılar ve ben bir an bana kızacaklarını zannetmiştim ki,Mustafa isimli genç’’Ağabey ne parası,biz buraya (H.B) nin selamıyla geldik.Sana hizmet etmek bizim için şereftir.Bize dua et yeter’’ dedi.Yüreğime büyük bir ferahlık çökmüştü.Onları tam kapıdan uğurluyordum ki, nakliye arabasının şöförü birden elini uzatarak elimi sıktı.’’Allah’a emanet ol ağabey, biz senin yazılarını çok okuduk.Biz sana çok şey borçluyuz’’ dedi.Elimi sıkarken de avucumun içine cebinden çıkarıp koyduğu parayı sonradan hissettim.

Evet, siyasetçilerden bir vefa görmemiştim ama Ülküdaşlarım yine sahip çıkmışlardı bana..

Aradan yıllar geçti ama ben hiç unutmadım o gençleri..Aklıma geldikçe hep teşekkür ve dua ettim.Ülkücü olmanın asaletini ve keyfini bir kez daha yaşamıştım sürgünde bile..

Ve inanıyorum ki, pek çok ülkücünün böyle yaşadığı dramlar ve çileler vardır.Çünkü bizim kaderimiz çilelerle yoğrulmuştu.’’Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun..’’

Ertuğrul KALAFAT