OKUYALIM VE ONLARIN ŞERRİNDEN O'NA SIĞINALIM
Okuyalım O İki Sureyi
Değerli Okuyucu, bu yazımızda Allah Resulü’nün (s.a.v), her gece yatmadan önce okuyup avuçlarına üfleyerek bütün vücudunu sıvazladığı, bizim de okumamızı tavsiye ettiği (1)Kitabımızın son iki suresinden bahsetmek istiyorum. Bizler, “Gul” diye İlâhi bir buyrukla başlayan bu iki sureyi okuduğumuzda bakınız nasıl yalvarıyor ve nasıl sığınıyoruz Rabbimize:
“Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran ey Yüce Rabim: Yarattığın şeylerin şerrinden. /Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden./ Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden./Haset ettiği [kıskandığı] zaman hasetçinin şerrinden. /Sinsi vesvesecinin şerrinden. /Cinlerden ve insanlardan olan her türlü vesvesecinin şerrinden insanların Rabbi, İlâh’ı, Meliki olan (Sana) sığınıyorum.
“Neffasatifil Ukad” Ne Demek
Değerli Prof. Mehmet Okuyan, tefsir kitabında bu soruyu genişçe cevaplamıştır. Oradan bazı cümleleri makalemize maddeler halinde şöyle özetledim:
1)“Sadece bu ayette geçen bu kelimeye tefsir kitaplarımızda “büyü için üflenen düğümler” anlamı verilmiştir. Ama anlam bunula sınırlı değildir; “sözleşmeler”, “akitler”, “düğümler”, “yönetimler”, “antlaşmalar,” “akarlar”….. Felak suresinde zikredilen ve kendisinden Yüce Allah’a sığınılması istenen şey, öncelikle yapılan antlaşmalara iptal edici bir şekilde üfürmek yani müdahalede bulunmak olarak anlaşılmalıdır.”
2. “Bu ayetteki mesaj, geleneksel kabulde büyülerle ilişkili olarak anlaşılmış ve yorumlanmıştır. Bu kelimeyi, “Cebrail (yani Rûhu’l-kudüs) ruhuma üfledi” hadisinin desteğiyle, kalbe yapılan “müdahaleler” anlamına da alabiliriz. Yani maksat, düğümlere yapılan üfürükler değil, insan beynine veya bilincine yapılan yazılı-sözlü, görünen-görünmeyen, hissedilen-hissedilemeyen, bilinen-bilinmeyen, insan veya şeytan kaynaklı her türlü olumsuz ve kötü müdahaleler olarak kabul edilebilir.”
3.Bu düğümler, nefsin kördüğümleri, onlara üfleyenler de, duygu ve düşünce dünyasındaki düğümleri ve sorunları çözme iddiasıyla insanları aldatan umut tacirleri ve sahtekârlardır; ya da insanın şahsiyet ve onurunu, söz ve sebatını dağıtma çabasıdır. Buna, karşıt cinslerin birbirlerinin duygularını, cinselliği kullanarak kirletmeleri de dâhildir. Sözün özü, bu işlem, insan duygularını karıştırma girişiminin her türünü kapsar. Duygu kirlenmesi bunun sonucudur.
4. Büyü, sihir birer aldatma olduğundan, kişi aslında bunu yapan sihirbazın ve büyücünün hatta cincinin etkisine girmekte, aklını ona emanet etmektedir. Dolayısıyla insana etki eden büyü ve sihir yoktur. Büyüye ve sihre inanan cahil insan tipi vardır. Şeytani virüslerin kişilerin aklını işgal etmesine izin verenlerin hasta olması normaldir. Aklın, kalbin, gönlün virüslerden temizlenmesini sağlayacak çözüm, güven odaklı bir iman ve antivirüs özellikli Kur’an-ı Kerîm’dir. Zira vahyin bulunduğu yere şeytani virüsler Yüce Allah’ın izniyle dadanamaz ve giremez.”
Anlaşmaya Üfürenler
Yukarıda, Felâk suresindeki Ukad kelimesinin, yapılan antlaşmalara iptal edici bir şekilde üfürmek yani müdahalede bulunmak olarak anlaşılmalı diye yazmıştık. Demek ki bir anlaşma var ve o anlaşmayı bu dünyada çöp sepetine atanlarımız var. Bizler bu sureleri okuyunca, onların şerrinden de Rabbimize sığınıyoruz. Peki, nedir o anlaşma?
C. Hak, Araf suresinin 172. ayetinde bizlere bir sözleşmeyi haber veriyor ve mealen şöyle buyuruyor: “Hani Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından nesillerini çıkarıp (yaratıp) onları kendilerine şahit tutmuş ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(demişti), onlar da “Evet, buna şâhidiz” demişlerdi. Kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik.” demeyesiniz diye.”
“Yazı varsa yorum da vardır” kuralınca bu ayette bahsedilen sözleşmeyi şöyle yorumlayanlar da var: “Anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde Allah Teâlâ, insanoğlunun doğasına ya da fıtratına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirmektedir. Şu halde Allah, her insanı, iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta; iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır; böylece O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır…”
Bu satırlarla ifade edilen gerçeği, yüzyıllar önce Allah Resulü (s.a.v.) de şöyle ifade etmişti ashabına: “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar..”(2)
Evet, bizler inanıyoruz ki kim olursa olsun, her kul, C. Hakk’ın: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” olumsuz sorusuna, “BEL” kelimesiyle cevap vermişti. Çünkü Arapça’da, (elestü);“değil miyim?” şeklindeki olumsuz bir soruya: Evet, Rabbimizsin şeklinde olumlu cevap, BEL kelimesiyle verilir. Olumsuz cevap ise NEAM kelimesiyle verilir ama o zaman anlam (Evet, Rabbimiz değilsin) olurdu.
Velhasıl
Her doğan, İslam fıtratı üzerine; pırıl, pırıl, tertemiz yaratılıp bu dünyaya gelmiştir. C. Hak bu gerçeği de şöyle bildiriyor kullarına: “Sen, Hanif (Allah’ı birleyen) olarak yüzünü dine yani Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir.” ( 3) Ama “Belâ” (evet, Rabbimizsin) dedikten sonra Allah’ın bu uyarısına uymayıp sözleşmeyi bozanların şerrinden korunmak için, hele hele son zamanlarda sosyal medyada yaygın halde arzıendam eden büyücü ve üfürükçülerin şerrinden korunmak için, bizler de, bu iki sureyi; Felak ve Nas surelerini sıkça okuyup Yaratanımıza sığınalım…
(1) Buhari, Fezail’ül Kuran, Tıp.32. Müslim, Selam 50
(2)Buhâri, Cenâiz, 92
(3) Rum Suresi, 30)