Şerif Simavi

Şerif Simavi

Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com

SAHABENİN SÜNNET ANLAYIŞI

04 Ekim 2026 - 14:41

    Değerli okuyucu, makalenin bu başlığını taşıyan uzun bir video dinledim. Oradan aldığım bazı notları sizlerle paylaşmak istedim. Bir yerde insan varsa; orada sorun vardır, yazı veya söz varsa, o zaman da yorum vardır. Zahiri ve şekli yaklaşımlar vardır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in sağlığında ve vefatından sonra, bu tür anlayışlar olmuştur ama bu anlayışları, sünnet diye dayatmamak gerekir.

   Bizler Hz. Peygamber’in hayatını, Kur’an’dan, sahabelerinden ve bizim analarımız olan eşlerinden öğrendik.  

     O’nun ashabı ve eşleri, O’nun söz ve davranışlarını bazen farklı biçimde anlamışlar ve uygulamışlardır. Bazıları aynen uygulamış; yediğinden yemiş, giydiğinden giymiştir, bazıları da, mecazi olarak söylediği sözleri farklı biçimlerde anlamış ve yorumlamışlardır.
      Bazı Örnekler

   Allah Resulü, bir gün eşlerine: “Bana en erken ulaşanınız; kolu en uzun olanınızdır,” buyurmuştu. O, bu sözüyle “Bana en erken ulaşacak olanınız, en cömert olanınızdır,” demek istemişti ama validelerimizden bazıları bu sözü, kollarının maddi anlamda uzunluğu olarak anlamışlar ve kollarının uzunluğunu ölçmüşlerdi.

   Sahabe Ebu Zer, bir gün, ceketi kendisine, pantolonu kölesine ait olan ilginç bir kıyafetle dışarıya çıkmıştı. Onu bu kıyafetle gören ve şaşıran bir sahabeye, Ebu Zer şu cevabı vermişti: “Peygamberimiz, “Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir; yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin onlara” buyurdu. Onun için ben böyle giyindim.”

   Rasulülllah (s.a.v)’ın bütün yaptıklarını aynen taklit eden sahabeler de vardı, ama bunu sünnet olarak gördükleri için değil; bir hobi olarak yapıyorlardı. Onun sevdiği yemekleri yemek, yürüyüşünü ve giyim tarzını taklit etmek gibi. Bu konuda önde gelenlerden biri de, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tı.

      Hz. Peygamber: “Ölen bir kişi, öldüğü elbise ile dirilir..” şeklindeki hadisiyle de ölenin son demlerindeki davranışlarını kastetmesine rağmen bazı sahabeler bunu, üsütümüze giydiğimiz kıyafetler olarak anlamışlardı.
  “Sizi yüzünüze karşı methedenlerin yüzüne toprak serpin” hadisini de bizzat toprak serpmek şeklinde anlayanlar olmuştur. Oysa Resulullah (s.a.v.) bu sözüyle, dalkavukların iltifatlarına kanmayın, sizden bu şekilde bir talepte bulunanlara dikkat ediniz demek istemişti.

      Ashabını Dinler, Görüşlerine de İtibar Ederdi
   Allah Resulü, birçok konuda ashabıyla istişare ederdi ve sahabe de kendi görüşlerini beyan etmekten çekinmezlerdi Mesela, Bedir savaşında ashabını bir yere yerleştiren Hz. Peygambere, Hubab adlı bir sahabe: “ Ya Rasulallah! Bizi buraya bir vahiy ile mi yoksa kendi görüşünüze göre mi yerleştirdiniz?” diye sordu. “”Vahiy değil; kendi görüşüme göre.” Diye cevap alınca sahabe dedi ki: “Ya Resullah! Su kuyularının etrafına yerleşirsek, hem düşman bize yaklaşamaz hem de biz su ihtiyacımızı kolaylıkla gideririz” dedi ve Resulullah, Sahabenin isteği üzerine orduyu oraya yerleştirdi

  Hz. Aişe validemizin Cariyesi olan Berire, Mugis (r.a.) ile evlenip bir yuva kurmuştu. Ama gün gelmiş kocasının, bütün yalvarış ve yakarışına rağmen, onu dinlememiş ve evini terk etmişti.     Çaresiz kalan Mugis, Hz. Peygambere gelip Berire’yi ikna etmesini rica etmişti. Resulullah, Berire’yi çağırmış, kocasına ve çocuklarına dönmesini söylemişti. Berire ise: “Ya Resulallah! Bu bir emir midir?” dedi. Allah Resulü de: “Hayır, ben sadece bir elçiyim; arabulucuyum” buyurdu. Berire bu cevabı alınca “Hayır, ben, dönmek istemiyorum; ayrılmak istiyorum ya Resulallah” diye cevap vermişti. Bu örneklerde olduğu gibi sahabe, kendi kanaat ve düşüncelerini söylüyor ve Hz. Peygamber de bunu olgunlukla karşılıyordu. Berire ve Mugis olayı da gösteriyor ki, Allah Resulü, kadın hakları konusunda oldukça hassas ve yol göstericiydi.

     Hz. Peygamber (s.a.v.)’den Sonra
 Hz. Peygamberden sonra halifelerden bazıları, Resulullah’ın uygulamalarından bazılarını farklı uygulamışlar, yapmadıklarını da icra etmişlerdir. Meselâ Hz. Ebubekir (r.a), Kur’an sayfalarını derlettirip bir Kitap Haline getirmiştir. Hz. Osman ise tek nüsha olan bu Mushaf’ı teksir ettirmiştir. 

   Hz. Ömer, bir hadise dayanarak teravih namazını yatsı namazından sonra, 20 rekât olarak cemaat halinde kılmayı tanzim etmiştir, ilk defa da atları olanlardan zekât almıştır. Cuma namazlarında hatip hutbeyi okumadan önce cami içinde okunan iç ezanı da, Hz. Osman başlatmıştır.
   Hz. Peygamber döneminde, kaybolmuş, sahipsiz develerin dokunulmazlığı vardı, ama sahipsiz olan bu kayıp develeri, Hz. Osman koruma altına almış, onları satarak elde edilen parayı, fakirlere dağıtmıştır.

  Hz. Peygamber zamanında terbiye maksatlı sarhoşlara bir ceza veriliyordu. Hz. Ali, bu cezayı sahabe ile istişare etmiş ve cezanın miktarını arttırmıştır.
 Hz.Muaviye de, kafir veya müşrik bir adam ölünce, Müslüman olan çocuğunun babasına mirasçı olabilme yasağını kaldırmıştır. Müslüman olmak isteyip de babasının mirasından mahrum kalacağını düşünenlerin yolunu açmak için böyle bir icraat başlatmıştır.
 Hz. Muaviye,tesettür konusunda da Müslüman olmak isteyen bayanların yolunu açmıştır.
  Velhasıl

Sahabeler, “ bizim için Kur’an ayetleri yeterlidir” dememiştir hiçbir zaman. Ayetler ve Hadisler, Hz. Peygamber’in örnek ahlâkı,her zaman onların hayatını aydınlatmıştır.
   Sahabe, birbirini eleştirirken, düşünce ve icraatlarına katılmadıkları Müslümanlardan bahsederken bile “Alllah ….yı Bağışlasın” derlerdi.
Hadisler, Peygamberimizden sonra yazılmıştır ama derleme döneminde bile birçok sahabe hayattaydı ve her hadis isnat sistemi ile kayda alınmıştır. Bir başka şekilde ifade edersek, bir hadisi ilk önce Hz. Peygamber’den kim veya kimler görmüş ve duymuş, onlardan da kimler duymuş ise, hadisle birlikte, onların isimleri de kaydedilmiştir. Böylece bütün fiili ve sözlü hadisler, önce ravilerin isimleri yazılarak isnat sistemi ile güvenilir kaynaklarda yer almıştır.
      

NOT. Kaynak: Prof. Dr. Bünyamin Erul’un Pazartesi konuşmaları isimli sohbet videosu

YORUMLAR

  • 0 Yorum