İstanbul ve gizem
Şu koca şehirin nesi gizemli
Müziği aşikâr, fonu aşikâr
Temaşa ederim gözlerim nemli
Ezeli aşikâr, sonu aşikâr
***
Sabah erken kalkıp gidilir işe
Suratlar bir karış, nerede neşe
Dizilmişler kadın-erkek peş peşe
Baldırı aşikâr, donu aşikar
***
Tıklım tıklım otobüsler, tramvaylar
Yalnız insan değil, yorulmuş raylar
Zamanla yarışır haftalar, aylar
Akşamı aşikâr, tan'ı aşikâr
***
O da İstanbul'a basmıştı kadem
Anlatırdı bana Rahmetli Dedem
Sanmayın ettiğim bilmeden sitem
Bugünü aşikâr, dünü aşikar
"Cami, havra ve Galata Kulesi
Balat'ta Fener Rum Patrikhanesi
Karaköy yokuşu keser nefesi
Ezanı aşikâr, çan'ı aşikar"
***
Nerde hanımları, edep timsali
Hani beyzadeler, yoktu emsali
Şimdi dolaşırlar maymun misali
Arkası aşikâr, önü aşikâr
***
Tahir, bu çöl aşılmaz bu deveyle
Kuru kalabalık, boşa vaveyle
Olabilir miyiz sen onu söyle
Kıblesi aşikâr, yönü aşikâr
Tahir Bulut
Vaveyle: Çığlık
Kadem: Ayak
Bir anekdot anlatayım: bir tarihte Of'da yemek etkinliği vardı(Sanırım muhtarlar derneği olarak yemek vermiştim). Davetliler arasında Fahri abi de vardı ve misafirlerle bizzat ilgileniyordum. Fahri abi de çok acıkmış olmalı ki; "Tahir, getireceksen getir yemeği, açlıktan öldüm" dedi. Ben de kendisine; "abi burası Of, burada aç kalınmaz" Deyince bana şöyle cevap verdi; "dedem Oflu olarak doymadı o yüzden Dernekpazarlı oldu, ben mi doyacağım?"
Kendisine selam eder, sağlıklı uzun ömürler dilerim .