Tahir Bulut

Tahir Bulut

Gönül Defterimden
tahirbulut@hotmail.com

Bir portre:Cemal Bulut(Kore Gazisi)

30 Mart 2026 - 11:53

Bolidoğlu sülalesinin içinde çok zeki bir aileye mensup olan Rahmetli Camal amca, Molla Tufan'ın 4 oğlundan biri olan Süleyman'ın tek oğludur. Dedesi Molla(Docent), Amcalarının biri Müderris(Prof.) Erzurum Kongre Delegesi ve 1919'dan 1936'ya kadar Of Müftüsü olan Yunus Sıtkı Bulut'tur. Babası Süleyman ise dişe dokunur bir hiciv(Eleştiri) şairidir. (1900'lü yılların başlarında şiir kitabı da çıkartmıştır lakin ne yazık hâla o kitaba ulaşamadım.!)

Cemal amca 1928 doğumlu idi. Kore savaşlarının en şiddetlisi olan Kunuri çatışmasından sağ kalan birkaç askerden biridir.!

En küçük oğlu Ali Bulut ise daha 27 günlük öğretmen iken PKK kahpeleri tarafından Erzurum'da evinden alınıp şehit edilmiştir.! Şimdi biri Of'ta, diğeri Erzurumda olmak üzere, iki okula Şehit Ali Bulut ismi verilmiştir.

Cemal amca Yüce Allah'ın; "Ben, her canlının rızkını taahhüt edinmişim" sözüne kalpten inananlardan idi. O yüzden günlük kazancını o gün yer, yarından endişe etmezdi. Çok zeki ve iyi bir hafız idi. Yaşadığı uzun ömür(90 yıl) boyunca hiç kimsenin ne kalbini kırmış, ne dedikodusunu yapmıştır. Bunu ben dahil, yakın tanıyanların hepsi bilir. Çok rahat bir insandı; hani derler ya, "Dünya yansa hasırı yanmaz" o türden biri idi.

Gençliğinde bir müddet İstanbul'da vatmanlık yaptıktan sonra Almanya'ya gitti. Orada 1 yıl içinde Almanca'yı ana dili gibi söktü. O derece söktü ki; gurbetçilerin konsolosluk yazışmalarını olsun, diğer resmi yazışmalarını olsun ücretsiz yaparmış.
Yakın senelerde oğlu şehit olduktan sonra bir ara İstanbul'a taşındı. Eski Bir Reno'su vardı, onunla kışın İstanbul'a gider, yazın köye gelirdi. Bu gidip gelmelerde uzun yola tahammül edemediğinden daha genç yakınlarından yardım ister, şoförlüğünü yaptırırdı.
Nihayet bir gün de bana nazi geçti;
--Tahir, beni arabamla İstanbul'a götürürmüsün?
+Cemal amca, seni ne kadar severim bilirsin lakin araba eski, yol uzun, mevsim kış; hasta oluruz.!
--Yok, korkma.! Çorum Kaloruferi taktırdım, arabanın içi fırın gibi oluyor.
Hani meraklıyım ya, hakkında merak ettiklerimi bizzat kendisinden öğrenme fırsatım oldu ya; teklifini kabul ettim.

Kabul ettim etmesine lakin korktuğum başıma geldi; meğer Çorum Kaloriferi yalnız kendi tarafına sıcak üflüyormuş, benim ayaklarımın altından buz gibi hava geliyor.!
Neticede yolda bir sıtma, bir ishal; feci hasta oldum. Arabayı ona veremiyorum; Yaşlı.! Biraz hız yapsam "yavaş git" diyor.

Baktım çok sıvı kaybettim, "Oğlum Tahir" dedim kendi kendime; "bak, Marzifon'dan geçiyorsun, Merzifon Eşekliği yapma; git devlet hastanesine bir serum taktir.!"
Öyle yaptım lakin halsizliğim geçmedi. Osmancık Asya Tesisleri'ni biliyordum; tanıdığımız otobüslerle giderken sahipleri beni yemeğe masalarına çağırır, personel ve patronla tanıştırırdı. Orada kalacak yer de vardı, akşamdan sabaha kadar yattım. Osmancık, Of'tan İstanbul'a giderken tam yarı yoldur. Sabah kalktım, o kadar daha yolumuz var.! "Cemal Amca" dedim; "artık bana hız konusunda karışma; sadece sorduklarında cevap ver".!
Mesela; "Almanca'yı nasıl o kadar tez öğrendin"?

--Oğlum, ben hafızlığı bitirdikten sonra Arapçayı da okuyup bitirdim. Arapça Hint-Avrupa dil grubundadır. Türkçe ise Altay-Ural dil grubunda. Yani Arapça grameri ile Almanca grameri aynıdır; O yüzden erken öğrendim.
Arabayı son sürat kullanırken Kore savaşının her anı dahil merak ettiğim ne varsa sorup öğrendim.

Zevk sahibi, yaşamayı seven biriydi rahmetli; bir yandan konuşuyorduk, bir yandan özenle sakladığı kasetlerden Klasik Türk Müziği parçalarını dinliyorduk derinden gelen bir sesle. Bunlar arasında ney dinlertileri, Idri, Dede Efendi den Dud-i Mucize-i Guyem(Sanırım sözleri Nef-i'ye aittir) gibi musikiler.
Nihayet yolculuk bitmiş, ben emelime nail olmuştum.
Şimdi sizlere Cemal Amca'dan bir anekdot anlatayım, nasıl 'rahat' birisi olduğuna siz karar verin: Cemal Amca'nın 2 ablasının biri amcasının oğlu ile evliydi ve Zeytinburnu'da otururlardı. O zaman genelde gemi ile gidip gelinirmiş. Yolculuk 3 veya 4 gün sürermiş. Gemi Giresun, Ordu limanlarına da uğrar, Samsun'da 2 saat mola verirmiş.

Camal amca İstanbula gitmek için ablasıyla gemiye binmiş, Samsun'da verilen molada gemiden inmiş ve kimbilir ne işle meşgul iken gemiyi kaçırmış. O zaman değil cep telefonu, normal telefon yok !Kara kara düşünürken aklına telgraf çekmek gelmiş.
Serde de babadan kalma şairlik var ya, şöyle telgraf çekmiş eniştesi Rahmetli Ömer Amca'ya:
Enişte.!
Kendimi Samsun'da unuttum.!
Tarih sudadır,
Asiye ikinci kamaradadır,
Eşyaları ambardadır.!
Ayın onu,
Alın O'nu...
Mevla gani gani rahmet eyleye.

Not:
Hani keçiboynuzu var ya; 1mg. Bal tadmak için 1 kilo odun çiğnersiniz.
Benim yazılarım öyle değil; her paragrafında, her cümlesinde, her kelimesinde Anzer Bali tadı vardır.
O yüzden diyorum ki; sıkılmadan kendimi okuyabilmek için yıllarca sıkılmadan başkasını okudum.
Şimdi; kendimi okurken sıkıntı yok. Her okudukça okuyasım geliyor. 




 

YORUMLAR

  • 0 Yorum