|
. |
Vahye Göre Yeniden İnşa
Nesrin Zerey
Güçlü, sağlam ve temiz topluma özlem ve ihtiyacımız giderek
artıyor. Huzur ve güven içinde yaşayacağımız, özlenen seçkin
bir toplum nasıl sağlanır? Bir âlim ve gönül insanı olan
Dr. Mehmet Remzi Sakarya, toplumu huzura kavuşturacak
hususları üç bölümde topluyor: “Ailede sadakat, meslek
hayatında sadakat, itikadî hayatta sadakat.
Ailede sadakat, ferdî ahlakı düzenler, meslek hayatındaki
sadakat, içtimaî adaleti ve hayatiyetini düzenler. İtikadî
hayatta sadakat ise, insanı hiçbir ferdî fikrin ve
ideolojinin zebunu etmeden, vicdanî gerçek istikametin
öncüsü olarak yüceltir.” diyor. Özetle ferd ve toplum olarak
huzur ve mutluluğun yolu, adalet, ahlâk, inanç ve hayatı
vahyin ışığında gerçeğe yönlendirerek, ilim ve fazilette
tekâmülden geçiyor.
Adalet içerisine en küçük bir yabancı unsurun katılmasıyla
bozulan bir kavramdır. Adalet saf bir kavram olup, sosyal
hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. En ufak bir
menfaat, adam kayırma, birine duyulan sevgi ve yakınlık
yahut bir makam ve kimseden çekinme vs. nin karışması
adaleti bozar ve özünden saptırır. Adalet herkese hakkını
vermektir. Kur’ân-ı Kerim, “Allah size, mutlaka emanetleri
ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz
zaman, adaletle, hükmetmenizi emreder” (Nisa, 58) buyuruyor.
Yine, “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan,
adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa
duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli
olun, bu Allah korkusuna daha çok yakışan bir davranıştır.
Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla
bilmektedir” (Maide, 8) buyurarak, adeletten sapmayı Allah’a
isyan boyutuna taşıyor.
Yüce Allah (c.c) “Herkes, kendi mizâc ve meşrebine göre
iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz
en iyi bilendir” (İsra, 84) buyuruyor.
İnsanoğlu huy ve tabiat itibariyle farklı yaratıldığından
olaylar karşısında tepki ve davranışları da farklıdır. Bu
farklılıklara rağmen İslâm terbiyesi insana, iyi hal ve
davranışlardan oluşan ahlâk güzelliği kazındırır. |
|
|
Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ben
güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. Dinimizin emir
ve yasakları iyiyi kötüden ayırma hassasını geliştirir. Günahlara karşı
emniyet supabı demek olan gönül aydınlığı, başka bir ifadeyle “vicdân
duruluğu” sağlar. Çalmak, çırpmak, başkalarının hakkını gasbetmek,
haksız kazanç sağlamak, sosyal hayattaki çirkin ve kerih olan bütün
kötülükler iman aktörünün oluşturduğu Allah korkusuyla önlenir. İnanç,
ilim ve fazilette olgunlaşmış, iyilik ve doğruluk vasfını kazanmış
insanlar, iyi ve seçkin toplumları meydana getirir. Türk milleti İslâmla
şereflendiği tarihten bu yana, 10 asırdır Kur’ân okuyarak,
öğrendiklerini hayatında uygulayarak medeniyetler meydana getirmiştir.
Yabancı seyyahlardan Lamartine (1823-1883), “šark Mektupları” nda
İstanbul’dan bahsederken, üç kıtada hükmeden imparatorluğun bu eşsiz ve
benzersiz başkentinde asayişin mükemmel olduğunu, yılda ancak iki ya da
üç cinayet vak’ası yaşandığını, koca bir mahallenin geceleri eli
değnekli tek bir bekçi tarafından korunduğunu anlatır. Bekçinin elinde
taşıdığı değnek herhalde, başıboş sokak köpeklerine karşı bir önlem
olmalı.
Mazinin ruhumuzu okşayan bu akisleri, “Bize ne oldu da bu hallere
düştük?” diye düşünmemizi gerektirmez mi? Allah korkusu, vicdân duygusu
sinelerdeki yerini iman yoksunluğuna, tamah, açgözlülük, bencillik,
riyakârlık ve nefsin diğer aşağılık sıfatlarına bıraktıkça, toplumda
yasaların boşluklarından yararlanmayı, bilgisini ve aklını bu kötü yolda
kullanmayı marifet sayan insanlar türeyecektir. Yasaların yaptırım gücü,
kalbi Allah korkusuyla titreyen, bu sebeble kendini her türlü
yolsuzluktan ve günahlardan sakınan bir mü’minin iman kuvvetiyle asla
kıyaslanamaz. Talihsizlik deyip kaderimize mi küssek, yoksa geflet mi
desek? Milletimiz, özellikle gençlik , son yıllarda affedilmeyecek bir
manevî zafiyete düşürülmüştür. Bu inanç ve moral sarsıntısı sürekli ve
sistemli bir tırmanış göstermektedir. Öte yandan ümidimiz ve güvencemiz
olan, gençlik, bilhassa gelecekte memleketimizin kilit noktalarına ve
yönetim kadrolarına yerleşecek olan üniversite gençliği misyonerlerin
boy hedefi heline gelmiştir. Oysa mübarek dinimiz milletimizin barış,
kardeşlik, sevgi, birlik ve beraberlik mayasıdır. Bu husus, “İslâm tek
millettir.” buyurularak, önemle vurgulanmıştır.
Vahyin ışığından azade akıl ve bilgi unsuru, yasaları delmeyi,
tereyağından kıl çeker gibi cezalardan sıyrılmayı başarıyor. Nice
kültürlü, saygın meslek ve makam mensuplarının karıştığı, insana parmak
ısırtacak maharette yolsuzluklara tanık oluyoruz. Hortumculuk diye
tanımlanan eylem, hırsızlığın kurumsallaşmış ve incelikli bir türü değil
midir? Demek ki bilgi istifi tek başına güzel ahlâklı ve fazilet sahibi
insan olmaya yetmiyor. O halde ilim nedir? Dr. Mehmet Remzi Sakarya
(Allah rahmet eylesin). “İlmin başı Rab demek, sonu Rabbe ermektir.”
buyuruyor.
http://www.altinoluk.com/dergi/index.php?sayfa=yazarlar&yazar_no=478&MakaleNo=d227s046m1&AdBasHarf=N&limit=0-15
BENZER YAZILAR:
Nail TANGÜLÜ'nün
Hocamızla olan Hatırası
Doktor Mehmet Remzi Sakarya
ve Abdullah Gözaydın
Vahye Göre Yeniden İnşa,
Nesrin Zerey |
|
|
|
 |
YORUMLAR:-------------------------------------------------------------------------------- |
|
|