Lala Hayrettin Mescidi onarılıyor
Sultanahmet meydanı Yerebatan sarnıcı üstünde, Evvelce il özel idaresi meclis binası bulunan alan olan şimdilerde bazı kalıntıları günümüze gelen cami onarımına başlanıldı
Lala Hayrettin Mescidi, Burası istanbulun en eski ibadethanesi.
İlk inşası Sinogog olarak yapılmış sonra kilise sonra tekrar sinogog sonra tekrar kilise ve Fatih Sultan Mehmet ten sonra cami olarak kullanılmış.
Ayasofyadan eski tarihi var. Mecitte onarım işleri başlatılmış bulunuyor
PROF. DR. SEMAVİ EYİCE’NİN İstanbul'un Mimari Mirası (Kiliseden Çevrilmiş Camiler ve Mescidler) makalesinde: Lala Hayreddin Mescidi
Camiye Çevrilmeden Önceki Adı : Chalkoprateia Meryem Kilisesi
Camiye Çeviren :
Yapım Yılı : V. yüzyıl
Yaptıran/Bânî :
Bu üç kısımlı galerili bazilikanın (Emporenbasilika) çok köşeli bir apsis ile batısında narteks ve atriumu bulunmaktadır. Duvarları tuğlalarla örülmüştür.
1484 tarihinde yaptırılan ve Acem Ağa Mescidi olarak ta anılan eserin bânisi Arpa Emini (Hayvan yiyecekleri görevlisi) olan Lala Hayrettin’dir. Vakfı vardır.
Mescid, 1756 yılında Sadrazam Mehmet Sait Paşa tarafından tamir ettirilmiştir.
Kadro dışı bırakılan Mescid’in 1937 yılında minaresi yıktırılmış, Vakıflar idaresince arsası kiraya verilmiştir. Günümüze duvar ve mihrab kalıntıları ulaşmıştır.
Derneğimiz (İSTED) tarafından tescil ve projelendirme aşamaları takip edilmiş, 2018 yılı itibariyle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce ihya edileceği bilgisi verilmiştir.
Adres: Alemdar Mh., Yerebatan Cd. No:2, 34110 Fatih/İstanbul
KONU HAKKINDA ÖNEMLİ NOTLAR İÇİN TIKLAYINIZ
2.2. Chalkoprateia Kilisesi Yeri: Aya Sofya Kilisesi’nin yaklaşık 150 m. kuzeybatısındadır. Tarihçe: Yapımına II. Theodosios zamanında, kardeşi Pulkheria tarafından başlanmıştır; ilk yapı 476’daki büyük yangın dolayısıyla yıkılmış ve I. Leon’un eşi Verina (öl. 484) tarafından yenilenmiştir.
Tuğlalarla örülmüş duvarları, çok köşeli apsisi ve batıdaki narteks ve atriumuyla bu üç kısımlı Emporenbasilika (galerili bazilika)’nın asıl önemi Meryem’in muhafaza edilmek üzere buraya ne zaman bırakıldığı bilinmeyen kemerinden kaynaklanmaktadır. Aya İrini ve Aya Sofya yapılırken patrikhane kilisesi olarak işlev görmüştür.
Büyük olasılıkla 6. yüzyıl ortasındaki depremden zarar görmüş ve II. Iustinianos (565-578) tarafından onarılmıştır. İmparator I. Basileos (867- 886) kilisede onarım ve değişiklikler yapmış ve bu sayede yapı her iki taraftan daha iyi bir ışıklandırmaya sahip olmuştur.
Kilise, Latin döneminde Frenkler tarafından kullanılmıştır. Bu dönemde Frenkler bu mülk sayesinde zenginleşmişler ve kilisenin rölikleri 13.-14. yüzyıllarda Orta Avrupa’da çıkmaya başlamıştır. 13. yüzyılın sonu, 14. yüzyılın başına doğru kilise büyük olasılıkla onarımdan geçmiştir.
14.-15. yüzyılın Rus hacıları Meryem Kilise’sine değinmeyip, sadece onunla bağlantıda olan Khristos Kilisesi’nden bahsetmişlerdir. Ancak kilisenin 15. yüzyılın başında hala ayakta duruyor olması gerekmektedir.
Bu arada oldukça harap olan kilise, Arpa Emini Lala Hayrettin Paşa tarafından camiye çevrilmiş ve apsis ile kuzey dış duvarın bölümleri kısmen değiştirilerek yapıya dahil edilmiştir.
Cami 1755 yılındaki yangından sonra, Vezir Mehmed Said Paşa’nın emriyle onarılmıştır. Yapı 1785 yılındaki ikinci yangın ve büyük olasılıkla 1808 ve 1826’da yeniçeri ayaklanmaları sırasında çıkan yangınlar sonucu büyük zarar görmüştür.
1814 yılında, Baş Çuhadar Seyyid Ömer Ağa, caminin yanına bir çeşme yaptırmıştır. 1912’deki kazılarda, Bizans yapılarına ait parçalar yanında, sütunlar ve narteksin tavan kirişleri ile başka yapı öğeleri gibi kubbeye ait parçalar da bulunmuştur.1963-1965’de kilise ve yanındaki yapıda N. Fıratlı ve W. Kleiss tarafından kazılar yapılmıştır (Müller-Wiener, s. 2007, s. 76- 77).
Kilisenin günümüzde doğu, batı, kuzey ve güney duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Örtü sistemi yıkılmıştır. Kilise, çevresindeki yapıların arasında kalmış olup, hiçbir cephe dışarıdan görülmemektedir.
Plan 2. Chalkoprateia Kilisesi Planı (Mathews, 1976, s. 320)
Chalkoprateia, üç nefli bir bazilikadır. Kaynaklar, 536’da kilisede yapılan bir konsey toplantısında yapının bir atriumu olduğundan bahsetmektedir. Atriumun kuzey duvarı sınırları kuzeybatıdaki sekizgen yapıya bakılarak çizilebilir ancak diğer duvarlardan bir iz kalmamıştır (Mathews, 1977, s. 29).
Mamboury, 1912’de narteksin kuzey duvarının bir bölümünü bulmuş, fakat günümüze ulaşmamıştır. Kuzeybatıdaki sekizgen yapı Kleiss tarafından vaftizhane olarak tanımlanmaktadır. Kilisenin kuzeydoğu köşesi ve kuzey duvarı orijinal yüksekliklerinin yarısına kadar ayaktadır (Mathews, 1976, s. 319). Kilisenin, derinliği 36 m. ve genişliği 30 m.’dir (Janin, 1969, s.242)
13. Kleiss’in planına göre; apsis dışta üç cepheli, içte yarı daireseldir. Üç büyük pencereyle dışa açılır. Doğuda yan neflere açılan girişler vardır. Apsis planı ve doğu giriş restorasyon sırasında değişmemiştir
14. Kilisenin güneydoğu cephesi harap olmuştur. Bu nedenle; güneydeki kapının simetriği bir kapının varlığı kesin değildir. Bir tarafları oyulmuş ve girişlere ait olduğu sanılan templon izleri bulunmuştur ancak yeri hakkında bilgi yoktur.
------------
13-Kilise, başkentte bilinen en geniş bazilikadır (Mathews, 1977, s. 31).
14-I. Basileos döneminde (867-886), yapıya bir kubbe ekleterek kubbeli bazilikaya dönüştürmüştür (Janin 1969, s. 240)
---------------
Kaynaklarda, nefin ortasında bir soleanın varlığı bilinmektedir. Günümüze ulaşmayan altarı vardır. Apsisin önünde küçük haç planlı kripta vardır. Buraya, doğrudan girilen bir merdivenle ulaşılır. İçinde hangi röliğin korunduğu bilinmemektedir. Meryem’in kutsal röliği ve kilisenin değerli eşyalarının atlarda küçük bir kutuda saklandığı sanılmaktadır (Mathews, 1977, s. 32- 33).
Malzeme/Teknik: Duvarlar Iustinianos dönemi duvar işçiliğini ve tuğla malzemesini yansıtmaktadır. 5.5 cm.lik harç kullanılmıştır (Mathews, 1977, s.28).
Geç Antik ve Erken Bizans dini yapılarından örneklerle birlikte Bizans dini mimarisinin özellikleri incelendiğinde, liturjinin biçimlendirdiği ayinlerin Roma tiyatrosundan beslenerek teatral bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Erken Hıristiyanlık döneminde, halkın büyük çoğunluğu okuma yazma bilmemektedir. Bu dönemde İncil’in, İsa’nın yaşamı ve mucizelerinin aktarılmasında tiyatronun imkanları kullanılmaya başlanmıştır (Tuncay, 2014, s. 45