Ayıp denen bir şey vardı...!

Misafir Yazar fatihten@gmail.com


 

Biz o zamanlar, öyle bilir, ona göre davranırdık. 

Büyükler konuşurken lafa karışılmazdı. Cevabını bildiğin sorular sorulmaz, “ama ben öyle istiyorum” diye tutturulmazdı. Ayıptı. 

Ulu orta bir şeyler yenmezdi. Sokakta oyun sırasında yenecekse de, anneler hepimize aynı şeyleri yapar da verirdi. Ramazanda çocuk halimizle sakız bile çiğnemez, suyu saklı gizli içerdik. Özendirmek çok ayıptı. Konuşurken karşıdakinin yüzüne bakardın, kafanı çevirip başka şeyle ilgilenmek ayıptı.


Yüksek sesle gülünmezdi. O da ayıptı, ağzın görülmesi de. Gülerken elimizle ağzımızı kapatılırdık. Kahkaha atan kadınlara çok imrenirim. Benim sesim çıkmaz. Öğrenmemişim. Ya da kahkaha öğrenilmez hep vardır. Kullanmayıp, bastırınca gider bilemedim. Bende yok işte. Arada denerim ya da çok şevklendim mi, bir ses çıkarırım. Ama bana bile yabancı gelen, tavuk bağırması gibi bir şey duyulur. 

Çocukken, baban, annen, falan bir şey dediğinde seninde doğrun o oluyor. Bana da işlemiş. Yolda, lokantada, bağırarak kahkaha atan kadın duydum mu, “ay, çırlakaya bak” deyip, yüz buruştururum halen. Elimde değil. Yerleşmiş bir kere ayıp işte. Birkaç saniye sonra “aman canım sende” diye kendi kendimle konuşur, sakinleşirim. Ve kadının, o enerji saçan sesindeki tınıları, bu sefer biraz da imrenerek dinlerim.

Misafirliğe eli boş gidilmez, gelen misafirde çayı, kahvesi, içkisi, kurabiyesi ikram edilmeden gönderilmezdi. İkram edilenlerin yenmemesi de çok ayıptı. Ev sahibi kırılır, gücenir diye tok da olsa, iştahla şevkle, yemek gerekirdi. Eve misafir geldiğinde, eğer uyumadıysak kalkar giyinir, yanlarına çıkar selamlaşır, sonra odamıza dönerdik. 

Evlere ayakkabı ile girilmezdi. Ayıptı. Kapıda terlik verirdik. Babamın yurt dışından misafirleri geldiğinde ayakkabı ile girerdi. Akrabalar ya yanlarında torbalarda ev ayakkabılarını getirirdi ya da terlik verirdik. 

Eşofman giyilmezdi. Eşofman ile misafir karşısına, ev dışına asla çıkılmazdı. Yürümek daha keşfedilmemişti. Spor merkezleri açılmamış, sağlıklı yaşam prensipleri duyurulmamıştı. Eşofman, pijama gibi bir şeydi o zamanlar.

Okula ödev yapmadan gitmek bile öğretmene ayıptı. Yapar da giderdik. Sokağın ortasında, kendini oyuna kaptırmış çocuklara, korna çalıp yüreklerini ağızlarına getirmek çok ayıptı. 

Sokaklarda el ele de, sarmaş dolaş da gezilmezdi. Hele ulu orta, başka insanların göreceği bir yerde asla öpüşülmezdi. O hem ayıp, hem ayıptan da öte, acayip bir şeydi. 

Anneler ve babalar da, çocukların yanında dudaktan öpüşmezdi. Fiziksel temastan mümkün olduğunda kaçınılırdı. Çocukların, elle tutulur aseksüel enerji ile dolu ortamda büyütülmesine özen gösterilirdi. Seksten değil konuşmak, akıldan geçirmek bile, feci ayıptı. Çocukları leylekler getirir, bu konuda soru sorulmaz, cevap da verilmezdi.

Bize, “ayıp denen bir şey var kızım” oğlum " derlerdi. 

Önemliydi. Anlardık. Çok dikkat eder, pek ayıp etmezdik.