Çocuklar bile güler bu oyuna.
Aşağıdaki üç bölümü İBB’nin Nazım Planı (Çevre Düzeni Planı)’ndan aldım.
Bu plan oybirliği ile onaylandı mı? Onaylandı.
Yürürlükte mi? Yürürlükte.
İstanbul’un Anayasası dendi mi? Dendi.
Nazım (yönlendirici adı üstünde) Plan’a bakılmadan çivi çakılmayacak dendi mi? Dendi.
Kusura bakmayın ama bunları biz mi söyledik? Hayır!
Bunları şehrin Belediye Başkanı söyledi. Demek ki bunların söylenmiş olması yetmiyor.
Ama bizim söylemediklerimiz de onun söyledikleri kadar önemli.
Uygulanmayan planlara plan diyebilir miyiz? Peki eksik olan ne?
Neden planlar kendi kamu yararını temsil eden, iktidardan pay talep eden bir çıkar grubunun görüşü olarak algılanıyor? Öyleyse bilimin sürekli bağımsız bir deneyim üretme meselesi olduğunu bildiğimiz halde neden planların ihale ile yapılmasını onaylıyoruz?
Teknik şartnameler yeterli olabilir mi, son derece yaratıcı bir konu olan planlama işinde? Neden bunu sormuyoruz? Neden yerel siyasetin pratiklerini konuşmak yerine sorun tercihlermiş gibi gösteriyoruz?
Birlikte okuyalım:
1.Üst ölçekli planlama sürecinin ortaya koyduğu temel ilke, TEM’in kuzeyinin sanayi alanlarından arındırılması ve kentin doğal kaynaklarının yoğunlaştığı kuzey bölgesine kentsel gelişme baskısını önlenmesidir.
Yani 3. Köprü, 3. Havalimanı, Uydu Şehir gibi bugün yapılmakta olan inşaatlar asla yapılamaz.
2. Metropoliten Alan’daki karayolu ulaşım şebekesinden ayrıştırılarak; demiryolu ve raylı sisteme yönlendirilmesi esastır… Bu ilkenin ortaya konmasında; TEM’in inşası sonrası İstanbul’un hem doğusu hem batısında yol boyu oluşan niteliksiz, olası bir depremde hasar görebilirliği yüksek ve büyük bir çoğunluğu yasa dışı gelişen yerleşmelerin deneyimlenmiş olması etkin olmuştur.
Yani şehir içi otoyollar yerine raylı sisteme geçilmeli ve etrafında plansız yapılaşma olmamalı…
Belirtilen güzergah, Merkezi Hükümet’in 3. Boğaz Köprüsü için geliştirmiş olduğu bir hattır. Bu güzergah, İstanbul’a 3. Boğaz Köprüsü için ortaya konan gerekçelerin geçerli olduğu tek yer olup, köprü inşasına gerek kalmadan da ihtiyacın karşılanması mümkün olmaktadır. İstanbul’un doğusu ile batısı arasında sürekliliği karayolu ile sağlanmış bir Boğaz geçişinin İstanbul’un kentsel gelişimi açısından olumsuz sonuçları, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geçişi sonrasında ortaya çıkan kentsel gelişme deseni ile deneyimlenmiştir. TEM boyunca Metropol’ün doğusu ile batısı arasında uzanan, yağ lekesi şeklinde büyüyerek doğal yapıyı tahrip eden, niteliksiz bir yapı stoku ve Sultanbeyli gibi yerleşmeleri oluşturan süreçlerin tekrarlanmasına neden olacak gelişmelerin önüne geçilmesi hazırlanan Plan’da esas alınmıştır.
Yani artık bu gidişten ders çıkarmalı, 2. Köprü’deki olanlar tekrarlanmamalı…
V.s, v.s, .... Daha nice güzel masallar ninni olarak uykularımızı süslüyor
Saygılarımla, Korhan Gümüş
---------------
Merhaba Korhan Bey,
Vurguladığınız hususları hayata geçirmek için nasıl bir yol izlemeliyiz ki başarılı olalım?
Örgütlü ve bilinçli bir baş kaldırı gerekli diye düşünüyorum. Yaşananların farkında olanların
hep birlikte harekete geçmesi gerekli, tek tek olmuyor.
Saygı ve sevgilerimle.
Zerrin Bayrakdar
-----------
Zerrin Hanım, çok haklısınız. Epey zamandır UNESCO Miras Komitesi'nde tuhaflıklar oluyor.
Daha önceki dengeler değişti. Komite şu anda yalnızca resmi tarafla (İBB ile de) sıkı ilişki kuruyor. Daha önceki tehditler (sizi listeden çıkarırız) etkili olmadığı gibi, tersine komitedeki bağımsız insanların yıpranmasına yol açtı.
Çok kötü gelişmeler yaşandı. Geç de olsa zararın neresinden dönülse kardır.
Ne yapılabilir?
1. Alan Yönetim Planı tamamen standartlara aykırı hazırlandı ve güncelleniyor. Katılımla, STK'larla ilişkisi yok. Bu skandalı düzeltmek için adımlar atmak lazım. Mesele bu planın metodolojisinin gelişmeyi düzenleyecek hale getirilmesi.
2. Bu işin artık devlet sınıfı içinde bir çekişme, iktidar mücadelesi konusu olmaktan çıkarılması. Bu durumda her zaman asıl hedef, yapılması gereken gözden kaçıyor.Bu durumda koruma kendi kamu yararını temsil eden, iktidardan pay talep eden bir çıkar grubunun görüşü olarak algılanıyor.
3. Koruma, bilim sürekli bağımsız bir deneyim üretme meselesi olduğuna göre ihale ile yapılmasına karşı çıkmak lazım. Yoksa bağımsız katılım gerçekleşmiyor, karar alıcılar ve çıkar grupları ile bağımsız gruplar arasında asimetri oluşuyor, üstelik elit arasında bir çekişme gibi görülüyor. Bu açıdan tipik bir örnek olan İstanbul Nazım Planı'nda olduğu gibi bir kenara konuyor. Altta bununla ilgili bir notum yer alıyor.
Saygılarımla, Korhan Gümüş