DÜNYA HAYATI AHİRET HAYATININ ŞAHİDİDİR
Hadiselerin dili vardır. Onlar sessiz konuşurlar bizlere. Onların konuşmalarını ancak düşünenler duyarlar. Bu zaviyeden bakıldığında varlıkları ve tüm olup bitenleri anlamlı kılan ve bizleri de bu anlamı yakalayacak şekilde donatıp düşünen varlıklar şeklinde yaratan Allah’a hamdolsun!
Hamdimizi bir nebze olsun yerine getirmek için, yaşadığımız hayatın anlamı üzerinde düşünelim! Yaşadığımız hayatı anlamadan onu yaşıyor olmak doğrusu biz insanlara-özellikle de müslümanlara- yakışmaz.
Bize bahşedilen hayatın gerçeği ahiret hayatıdır. Sahip olduğumuz inanç ahiret hayatı üzerine temellendirilmiştir. Ahiret hayatına dair inancımızın niteliği bizim yaşamımızı şekillendiriyor. Bu yüzden dönüp dolaşıp sorunlarımızın çözümünü burada arıyoruz.
Şimdilik hayatın ön yüzü olan dünyaya ait olan kısmını yaşıyoruz. Ancak hayatın öteki (gerçek) yüzü olan ahiret, yaşayan her insan için her an başlayabilir.
Her ne kadar ahiret hayatı dünyada yaşadığımız sürece bizim için gayb olsa da Allah ahiret hayatını bu hayatımızın içine öyle bir yerleştirmiş ki biraz dikkatli düşünürsek görmemek mümkün değil. Adeta her şey ahireti çağrıştırıyor ve anlatıyor. Önce Rabbimizin şu ayeti üzerinde düşünelim:
“Doğrusu ahiret hakkındaki bilgi insanlara (her taraftan) derlenip ardı ardına gelmektedir. Fakat onlar buna rağmen ahiretten yana şüphe içerisindedirler. Daha doğrusu onlar kördürler”(Neml/66)
Gerçekten ayetin ifadesiyle bize her taraftan ahiretin bilgisi nasıl ardı ardına geliyor?
1-Allah ahireti biz insanların içine koymuştur. Şöyle ki; dünyada istisnasız bütün insanların içinde, iyi ve güzel şeyler yapanları teşekkür ederek ödüllendirmek, kötü şeyler yapanları da cezalandırmak eğilimi vardır. “Ahirete inanmıyorum” diyen insanlar da buna dahildir. İşte bu, fıtrattır.
Ahiret hayatı dediğimiz şey ise, Allah’ın iyileri ödüllendirmesi kötüleri cezalandırmasından başka bir şey değildir.
Peki, bizler sosyal hayatta iyileri ödüllendirip kötüleri cezalandırmayı son derece makul ve doğal bulurken Allah aynı işi “Ben ahirette yapacağım” dediğinde neden son derece doğal karşılamıyoruz? Bunu kabullenmemek büyük bir çelişki değil midir?
Ancak buradan şu ortaya çıkıyor: Demek ki Allah ahireti içimize koymuş. Ama biz düşünmeden yaşadığımız için bu gerçeği göremiyoruz, körüz. Bu körlük sadece düşünmemekten kaynaklanıyor. Bu demek oluyor ki; tabir yerindeyse Allah bizi yaratırken hamurumuzu ahiretle yoğurmuş. Fakat bizim kendimizden haberimiz yok.
Ayrıca biri gözümüzün önünde başkasına açıkça haksızlık yapsa ve ardından başına bir bela gelse, bize haksızlık yapmamış olsa bile “Oh olsun” diyerek seviniriz ve az önceki öfkemiz yerini rahatlamaya bırakır. Bu, fıtrattan gelen “oh olsun” refleksi bile fıtrattaki ahiret inancının dışa vurumudur. Dil istediği kadar inkâr etsin, fıtrat yapılan işlerin karşılıklarının verilmesini(din gününü) onaylıyor.
2- “Geceleyin sizi öldürür gibi uyutan, gündüzün ne çeşit işlerde bulunacağınızı bilen O’dur. Sonra sizi gündüz olunca dirilten(uykudan uyandıran) dir. Mukadder olan ölümünüze kadar bu böyle gider. Ölümden sonra da varıp duracağınız yer O’nun huzurudur. Sonra ne yaptıysanız hepsini size haber verir”(Enam/60)
“Allah ölümleri esnasında ruhları alır. Ölmeyeninkini de uykusunda alır. Hakkında ölümüne hükmettiği kimselerin ruhlarını tutar, diğerini ise belli bir süreye kadar salıverir. Muhakkak bunda iyice düşünen kimseler için deliller vardır.” (Zümer/42)
İstisnasız her insan her gün en az bir kez uyur ve uyanır. Yukarıdaki ayetlerin ifadesiyle iyice düşünen kimseler için bunda deliller vardır. Nedir buradan alacağımız ders?
Ayetlerin ifadesiyle biz uyuduğumuzda Allah bizim ruhlarımızı alıyor. Yani ruh bedenden ayrılıyor. Bilindiği gibi, biz ölünce de ruhlarımız bedenlerimizden ayrılıyor.
Demek ki uyuyunca bir nevi ölüyoruz. Yani her uyku bir ölümdür. Bu yüzden uyku ölümün kardeşidir demişler.
Uyuyan kişinin ölümü gelmişse Allah onun ruhunu bir daha salmıyor, tutuyor. Eğer uyuyan kimsenin henüz ölüm vakti gelmemişse eceli tamamlanıncaya kadar Allah onun ruhunu tekrar salıyor ve o kimse uyanmış oluyor. Bu şekilde her uykudan uyanışımız bir diriliş oluyor.
Kısacası her gecemiz bir ölüm, her sabahımız bir diriliştir.
Ahiret hayatı dediğimiz şey öldükten sonra diriliş olduğuna göre yukarıdaki izahlardan hareketle biz ahiret hayatını her gün en az bir kez tekrar ederek provasını yapmış oluyoruz. Bu bizim yirmi dört saat içinde yaşadığımız bir günlük hayatımızın bir parçasıdır. Demek ki biz ahireti her gün en az bir kez yaşıyoruz da farkında değiliz.
Buradan çıkarılacak başka bir ders şudur. Madem bizim her uyuduğumuzda tekrar uyanma garantimiz yoktur. Öyleyse her uykuyu, ‘ahirete açılan bir kapı olabilir’ ya da ‘bir daha bu dünyaya uyanmayabilirim’ kaygısıyla hareket edip her işimizi ve vazifemizi ertelemeden düzgün yaşamak zorundayız.
Yukarıdaki ayetler uykunun ölüm, uyanışın da diriliş olduğuna dikkatlerimizi çektiğine göre alacağımız bir ders de şu olabilir: Uyumamak için ne kadar direnirsek direnelim belli bir noktadan sonra kontrolü kaybedip uyku haline geçiyoruz. Bu durum bize ne yaparsak yapalım bir gün öleceğimizi anlatıyor.
Uyumaya geçtikten sonra uyanmamak için ne kadar tedbirler alırsak alalım ve ne kadar direnirsek direnelim belli bir noktadan sonra mecburen uyanıyoruz. Bu şekilde uyanışımız da biz ne kadar inkâr edersek edelim öldükten sonra dirileceğimizi ispatlıyor. Hayatımızdaki uyku ve uyanışlarımıza bir de bu açıdan bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
3-Allah gökten yağmurları yağdırıp onunla ölü toprakları diriltip yeşertiyor. Bizim için ağaçlar, bahçeler ve meyveler yaratıyor. Bahar mevsimi dirilişe sahne oluyor. Daha sonra bu yeşillikler sararmaya başlıyor ve neticede kış mevsimiyle birlikte tamamen toprağa karışıp yok oluyor ve ölüyor. Tekrar bahar geldiğinde yine yeşeriyor…
Aynı hadiseleri mevsimi geldiğinde tekrar tekrar izliyoruz. Bu izlediğimiz olaylar ölüm ve diriliş sahneleridir.
Ahiret, öldükten sonra diriliş olduğuna göre Allah bize mevsimlerle sürekli ahireti anlatıyor, hem de görüntülü olarak… Fakat biz bakmasını bilemediğimizden göremiyoruz.
“Gökten de bereketli bir su indirdik. Onunla kullar için rızık olarak bahçeler, biçilen taneler (ekinler) ve tomurcukları üst üste binmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik. Böylece o suyla ölmüş bir ülkeyi dirilttik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkışta böyle olacaktır.(Necm/9–11)
4-Sosyal hayatın akışını izlediğimizde çoğu zaman dürüst yaşayan insanların takdir görmeden, suç işleyen insanların da gereken cezaya çarptırılmadan günün birinde öldüğünü görüyoruz. Bunun üzerinde durmak gerekir!
Eğer ahiret diye bir şey olmayacaksa iyi ile kötünün bu şekilde ölümle eşitlenmeleri hayatı tamamen anlamsız kılıyor. Oysa bütün akıllar istisnasız iyi ile kötünün eşit olmadığını kesin olarak idrak eder.
Eğer iyi insan ödülünü almadan, kötü insan da cezasını görmeden ölümle eşitlenecekse o zaman dünyada iyi bir insan olarak yaşamanın hiçbir anlamı kalmaz. Hele dürüst kalmak için sıkıntı çekmek düpedüz enayilik olur!
Eğer biz ahireti yok sayarsak bu hayat kesinlikle çok saçma bir şey olacak, anlamdan yoksun kalacak Kısacası bu hayatın bir anlamı kalmayacak. Bu hayat bu kadar saçma olamayacağına ve hayatı yaratanın bu kadar hikmetten yoksun bir varlık olamayacağına göre demek ki şu sonuç çıkıyor:
Madem iyi ile kötü bu hayatta tamamen ayrışmıyorsa demek ki bu iş ölümden sonraya bırakılıyor. Demek ki ölümden sonra her şeyin layık olduğu yere konulduğu, iyi ile kötünün ayrıştırıldığı bir hayat var. Ahiret gününün diğer bir adının da yevm’ül fasl (ayrım günü) olmasının hikmeti budur. Ahiret, bu hayatın anlamıdır. Ahiret olmaksızın bu hayat tamamlanmıyor, eksik kalıyor.
Kısacası sosyal hayatın işleyişindeki çarpıklık ve anlamsızlık öldükten sonra herkese layık olduğu ödül ve cezaların verileceği bir hayatın varlığını ispat ediyor ve zorunlu kılıyor.
5- Allah insanlar içerisinden en güvenilir insanlardan birini seçerek ona vahyediyor. Bizim için gayb olan ahiretin bilgisini onlara iletiyor. Peygamberler de insanlara iletiyor. Yaşamlarıyla eminlik sıfatını hak etmiş bu peygamberler üstelik hiçbir menfaatlerinin olamadığı hatta sıkıntıya bile girdikleri bu konuda niçin insanlara yalan söylesinler?
Yukarıdaki maddelerde belirttiğim üzere fıtratımız, bizzat yaşadığımız bireysel hayatımız, sosyal ve kevni hayatın işleyişi ahiretin bilgisini ve varlığını gümbür gümbür anlatıp durmaktadır. Bu şekilde içimizden ve dışımızdan yani her taraftan bize bu konuda bilgiler gelmektedir.
Bize her taraftan gelen bu bilgiler aynı zamanda sadık insanlar olan peygamberler tarafından da haber verilmektedir. Allah’ın yarattığı kevnî hayattan akan ahiret bilgisi peygamberlerin haber verdiği ahiret bilgisinin şahidi olarak sürekli deveran edip durmaktadır.
“Doğrusu ahiret hakkındaki bilgi insanlara (her taraftan) derlenip ardı ardına gelmektedir. Fakat onlar buna rağmen ahiretten yana şüphe içerisindedirler. Daha doğrusu onlar kördürler”(Neml/66)
Bu durumda ahireti yalanlamak ve görmemek bir nevi insanın kendi kendini inkar etmesi anlamına geleceği için körlüğün ve kâfirliğin ta kendisidir.
Yaşadığımız hayatı bu yazının penceresinden seyrederek okuduğumuz zaman, bu hayat bizim için sürekli ahireti anlatan bir hatıra ve şahit olacaktır, inşallah!
Hasan Eker
12.12.2014-Elazığ
ALINTIDIR