EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

ARAŞTIRMA YAZISI  Naci Kaptan

Değerli okur,  Aşağıdaki araştırma yazısı, ülkelerin hukuk yolu kullanılarak emperyal madencilik şirketleri tarafından ekonomik olarak nasıl işgal edildiğini ,yer altı zenginliklerinin nasıl sömürüldüğünü, maden ocakları ve havzalarının bulunduğu yöreye verdiği büyük yıkım ,zarar ile maden kazalarına dikkatinizi çekmeye yöneliktir.

***

Küresel baronların,acımasız emperyalizmin en güçlü şirketleri uluslararası maden arama şirketleridir.Bu şirketler emperyalizmin yıldızları ve en acımasızlarıdır.Arkalarında ülkelerinin siyasi ve ekonomik gücü vardır.Maden çıkartmak istedikleri ülkelerin yöneticilerini farklı yöntemlerle politik ve ekonomik güçlerini kullanarak ikna !!! ederler.

Altının ışıltılı parlak gücü insanlığın ve medeniyetin var oluşuyla ortaya çıkmış ve altın dünyada bir güç ve zenginlik sembolu haline gelmiştir.

***

ABD, Türkiye’nin altın madeni kaynaklarını nasıl uydudan tespit edebildiyse, aynı şekilde geleceğin teknolojilerinin hammaddelerini de Türkiye’de keşfetti. Bor ve trona en önemli hammaddeler…

Dünyadaki ülkeleri ağı altına alarak sömüren küresel güçler yeni dünya düzeni kurma çabalarında tarımdan enerji politikalarına kadar geniş bir yelpazede dünyayı etki alanı içerisine alıyor. Bu kapsamda çalışmalarını işgal yöntemiyle değil, yasayla işgal yöntemiyle gerçekleştiriyor. Ahtapotun kolları gbi dünyayı saran bu uluslararası şirketler,üst düzey kişisel ilişkilerini kullanıyorlar.Çevrelerine cömertçe bağış ve hediyeler vererek bunlar yetmediğinde kendilerine engel olan konuları aşmak için hukuku da kullanarak yasalar çıkarttırıyorlar !!!

Örnekler ;

Bir bakan yabancı bir Devletin baskılarına boyun ettiklerini kendi ağzıyla söylüyor;

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun da Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’a, “İngilizler çok baskı yapıyor. Turgutlu’daki madene ruhsat vermek kaçınılmaz” dediği belirtiliyor.



David Logan

European Nickel PLC’nin Sirket yönetimindeki en dikkat çekici isim Sir David Logan’dır. Bu zat 1997-2001 yıllarında İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi idi ve İstanbul ve Ankara’da görev yaptı. Sirket Baskanı Felix Pole 30 Eylül 2004 tarihli konusmasında söyle demektedir ;

” David’in akıcı Türkçesi ve Türkiye’deki güçlü bağlantıları bize çok

yardımcı oldu”

Çaldağı nikel madeninin İngiliz’lere verilmesi için acaba Sir David neler yaptı,kimlerle görüştü ? David Logan’ın AKP’li yetkililerle yaptığı bir sohbet sonrası cebinden çıkardığı kapalı bir zarf içindeki mektubu Devlet Bakanı Ali Babacan’a verdiği biliniyor.Acaba bu özel mektupta neler yazılı idi?

Yabancı şirketler Küresel güçlerini kullanarak Sistemin güçleri sadece tek sektörde değil, bir çok sektörde faaliyet gösteren dev kartel yapılar. Bu açıdan bakıldığında bir ülkede sadece tek kaynağı değil, sektörel fayda anlamında tüm kaynakların sömürülmesinin peşine düşüyorlar

Türkiye 29 maden türünde yapılan üretim baz alındığında dünyada 10. sırada, pazar payları sıralamasında ise yüzde 16 ile 52. sırada yer alıyor. Türkiye’nin maden kaynaklarının değeri 34 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.

Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) kayıtlarına göre, Türkiye’de toplam 11 bin 500 gerçek ve tüzel kişi maden arama ve işletme ruhsatına sahip. Bunun 98 adedi yabancı ortaklı şirketlere ait. 2006 yılı içerisinde 12 bin 215 adet arama ve 1.651 adet işletme olmak üzere toplam 13 bin 866 adet ruhsat düzenlenmiş. Bunun içinde yabancı ortaklı şirketlere verilen ruhsat sayısı, 592’si arama ve 69 adeti işletme olmak üzere toplam 661.

Türkiye’de kurulu olan ve maden arama ruhsatı bulunan 98 şirketten 60’ı Türk ortağı bulunmayan yüzde 100 yabancı sermayeli kuruluşlardan oluşuyor. Bunların arasında en tanınmışları, dünya çapında arama yapan Newmont, Tüprag, Rio Tinto, Cominco ve Gordion gibi çokuluslu şirketler. Firmaların ülkelere göre dağılımına bakıldığında Almanya 13 şirketle birinci sırada yer alırken, peşinden 9’ar şirketle ABD ve İngiltere geliyor. Türkiye’de altın aramalarında en çok adı geçen ülke olan Kanadalı şirket sayısı ise 8. Kanada’yı 7 şirketle İspanya ve 6’şar şirketle Hollanda ile İtalya takip ediyor. Türkiye’de maden faaliyeti yürütenler arasında Rusya, Azerbaycan, Irak, Malezya, Çin gibi ülkelerden de şirketler var.

Yabancılar en fazla ilgiyi altın rezervine gösterirken, bu alanda 12 ilde aramalar sürüyor. Türkiye’de altın işletme ruhsatına sahip 13 firma bulunuyor. Altın aranan illerin başında İzmir, Kütahya, Gümüşhane ve Balıkesir geliyor.

Hammaddeler şirketlerin kontrolünde

Eskiden İngiltere, koloni ve sömürgelerinden temel hammaddeleri çok ucuza sağlıyordu. Şimdilerde İngiltere merkezli çok uluslu şirketler bu üstünlüğe sahip.

Gana’nın kakaosu, Jamaika’nın şekeri, Uganda’nın kahvesi ve Kanada’nın buğdayı. Bu ülkelerin tamamı sözde bağımsızlıktan sonra ekonominin tek bir tarımsal ürüne ya da tek yer altı kaynağına bağımlılığını kıramadılar.

Örneğin, Uluslar topluluğu’na üye ülkelerde, petrol, gaz ve kömür gibi enerji hammadde kaynakları tamamen Royal Duch Shell, British Petroleum, Hanson Trust Enron gibi, hububat gıda maddeleri ziraati ve üretimi ; Archer Daniels Midlandt, Unilever, Grand metropolitan, Cargill, Cadbury Continental, Bunge&Bom, Louis Dreyfus, ADM – Töpfer, Andre, Quaker Oats gibi, petrol gaz kömür gibi enerji hammaddeleri dışında kalan tüm maden kaynakları; Anglo American, Rio Tinto, Barric Gold, Newmont Mining, Brascan Noranda, N.M. Rothschid… gibi, şeker, kakao, kahve ziraati ve üretimi ; Nestle, Tate & Lyle, Cadbury gibi İngiltere merkezli ya da Anglo Amerikan çok uluslu şirketlerin kontrolü altında bulunmaktadır.

***

Uluslararası madencilik şirketleri,

Hedefledikleri ülkelere girerler.

Vahşi madencilik yaparak,

Yer altı kaynaklarını sömürürler.

Aynı zamanda yer üstü zenginliklerini talan ederler.

Arkalarında siyanürün ölümünü,

Yok edilmiş doğayı bırakarak,

Yeni av olan diğer bir ülkeye giderler.

Uluslararası şirketlerin döngüsü budur.



1999 yılında Arnavutlukta Adriatic Nickel adında kurulan sirket 2000 yılında Europen Nickel PLC adını alarak faaliyete devam etmistir. 2001 yılında sirket faaliyet alanına Türkiye’yi de katmıs ve Mart 2002’de Manisa-Turgutlu-Çaldağ nikel madeninin isletme haklarını 3.9 milyon dolara ele geçirmistir.

Çaldağ Nikel madeni 40-50 milyon ton rezerve sahiptir.

Toplam parasal değeri 6.258 milyar ABD dolarıdır.

***

Bosphorus şirketinin de Rio Tinto’nun yöntemini uygulayarak, Turgutlu’daki kimi kuruluş ve çevrelere bol miktarda çeşitli yardımlar yaptığı, Ankara’da da hükümet temsilcileri düzeyinde yaptığı çeşitli görüşmeler sırasında bu “teşvik primleri” konusunda bir hayli cömert davrandıkları da biliniyor.

FIRSATLAR ÜLKESİ TÜRKİYE !!!

İlginç bir buluşma ve sohbet

2007 yılı Şubat ayında, bu İngiliz Bopshorus şirketinin Genel Müdürü Simon Purkiss, Ankara’da YASED tarafından düzenlenen “Fırsatlar ülkesi Türkiye” adlı konferansa katılan, verilen akşam yemeğinde de Başbakan Erdoğan ile görüşen 6 yabancı şirket temsilcisinden biriydi.

Başbakan Erdoğan ile olan görüşmesinde, Turgutlu Çaldağı’ndaki maden işletmeleri için destek isteyen Purkiss, yapacakları çalışma hakkında “çevreye zararı olmayan, temiz bir teknoloji” tanımlamasında bulunuyordu. Ama bu tanım, kesinlikle gerçekleri yansıtmıyor.

Dolayısıyla, sorulması gereken soru şu:

Bu şirket çevre sağlığı konusunda bir “teminat mektubu” vermiş midir?

Yoksa herşeyi “teşvik primleri” ile mi sağladılar?

Aynı konferansta ayrıca şirket yöneticilerinden Sir David Logan da bulunuyordu.Sir David Logan, verilen akşam yemeğinde AB müzakerelerinde Başmüzakereci olarak bilinen Devlet Bakanı Ali Babacan’ın masasında yer alıyordu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç ile uzun süre sohbet eden Logan, daha sonra cebinden çıkardığı kapalı bir zarf içindeki mektubu Devlet Bakanı Ali Babacan’a veriyordu.

Durumu fark eden gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen ne Babacan, ne de Logan mektubun içeriği hakkında hiç bir bilgi vermiyor, onun yerine şirket Genel Müdürü Simon Purkiss, yalnızca “Türkiye’de en büyük ikinci İngiliz yatırımını Çaldağı nikel maden işletmesi olarak gerçekleştirecekleri”ni söylemekle yetiniyordu. www.metinsert.com

***

Değerli dostlar,

Ülkemizin siyasi gündemi o kadar yüklü ki çevremizde olan çok önemli olayları

bu nedenle gözden kaçırıyoruz.Ülkemizi yönetenler dolu olan gündemin yarattığı dikkat dağılması nedeniyle ,çok önemli kararları toplumun dikkatindan kaçırarak alabiliyorlar.özetle hepimiz “cambaza bak” oyunun içinde kaybolup gidiyoruz !!! ”

Demokratikleşme masalı içinde Öğrenim özgürlüğü isteyen Üniversiteli gençler

polis tarafından acımasızca dövülerek tutuklanıp 15 yıl hapis isteğiyle yargılanırken,Devlet’e başkaldıran bölücü Kürt gençleri mololotoflu taşlı saldırılarla insanları yakıyorlar.Devlet’e küfür eden bölücü Kürt önderlerinin küfürleri duyulmuyor !!!

Hükümete yakın olanların yolsuzluklarının üstü örtülüyor.

Başbakan asrın yolsuzluklarını yapan arkadaşları ve yakınları için soruşturma izini vermiyor.

Açılan soruşturmanın önüne engeller çıkartılıyor.

Ses veren ülke aydınları tutuklanıyor.

2 seneye yakın hapiste tutulan sendika başkanı sorgusuz sualsiz tahliye ediliyor.

Kişi halen neyle suçlandığını tam bilmiyor ???

Tahliye edilen konuşmasın , yine tutuklanır diye,

başbakan yardımcısı tarafından tehdit ediliyor !!!

Toplum etnisite ve din adına yaratılan siyasetlerle bölünüyor.

Bunca demokrasi !!! içinde ,

Ülkemizin zenginlikleri de durmadan satılıyor.

Yazının amacı Macaristan’da meydana gelen v e Tuna nehriyle Ülkemiz denizlerine de taşınacak olan maden kazasının irdelenmesi ve Türkiye’de var olan madencilik kaza olasılıklarıyla talan edilen madenlerimizin durumunu paylaşmak ve bu konuya da dikkatinizi çekebilmektir.



Başkent Budapeşte’nin 160 km güneyindeki Ajkai Alüminyum Rafinerisi’nde meydana gelen kaza sonucu en az 1 milyon metreküp zehirli kırmızı çamur 40 kilometrekarelik bir alana yayıldı, yaşanan atık seli sonucunda 4 kişi öldü ve 120′den fazla kişi yaralandı. Boksit madenlerinde alüminyum elde edilmesi için kullanılan yöntemler nedeniyle yüksek miktarda demir, kadmiyum, kurşun, arsenik ve krom gibi ağır metaller, radyoaktif maddeler ve yüksek PH değerine sahip atıkla kirlenen Marcal Nehri civarında büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. Nehirdeki canlı yaşamı sona ererken, uzmanlar akarsu havzasında canlı yaşamının bir daha uzun bir süre boyunca mümkün olamayacağını belirtildi.

Konuyla ilgili habere devam edelim ;

08.10.2010

Macaristan’da bir alüminyum fabrikasında atık barajlarının yıkılmasının ardından çevreye yayılan ağır metaller içeren kızıl çamurun Tuna Nehri’ne ulaştığı bildirildi. Avrupa, tarihindeki en büyük çevre felaketiyle karşı karşıya.

Afetle mücadele ekipleri, kazanın yaşandığı Ajkai ve Kolontar‘ı zehirli atıktan arındırma çalışmalarını sürdürüyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan bölge sakinleri, geri dönüş konusunda karamsar. 7 bin insanı doğrudan etkileyeceği tahminleri yapılan felaketin ardından 4 ayrı yerleşimden 390 kişi tahliye edildi. Macaristan Çevre Bakanı Zoltan, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nden teknik ve finansal destek beklediklerini belirtirken, Ajkai’de yaşananın Macaristan tarihindeki en büyük çevre felaketi olduğunu belirtti.

Alüminyum fabrikası polis ekipleri tarafından aranırken, bütün belgelere el konulduğu belirtildi. Fabrika yetkilileri yaşananların bir kaza olduğunda ısrar ediyor ancak çevreci gruplar daha önce böylesi bir felaketin yaşanabileceği konusunda yetkilileri uyardıklarında ısrarlı.

Budapeşte’nin 400 kilometre batısında bulunan Romanya’daki Mehedinti bölgesinin su yönetimi sorumlusu Adrian Draghici, her türlü duruma hazırlıklı olduklarını duyurdu ve Tuna Nehri’nin Romanya sınırlarına giren sularında kirlilik olduğuna dair en ufak bir sinyal almaları halinde nehri içme suyu kaynağı olarak kullanmayı anında kesebileceklerini söyledi. Kirlilik Güney Macaristan, Hırvatistan ve Sırbistan’ı dolaştıktan sonra yarın Romanya’ya da ulaşabilir. Öte yandan uzmanlar zehirli atıkların suda seyrelmesi durumunda dahi, atıkların çökelti olarak birikebileceğini ve bunun da daha büyük bir risk anlamına geleceğini belirtiyorlar.

Öte yandan Romanya’nın Baia Mare kentindeki bir altın madeninin siyanür havuzunda da meydana gelen patlama, Macaristan’da yaşanılan felaketin çok da beklenmedik olmadığını ortaya koyuyor. Siyanürle altın arayan şirketin havuzunda çökme meydana gelmesiyle Ocak 2000’de Romanya ciddi bir çevre felaketiyle karşı karşıya kalmıştı.

Felaketi durdurmak için yoğun bir çaba sürüyor. Çevreye yayılan 700 bin metreküp atık içeren kızıl çamurun özellikle Tuna Irmağı boyunca yayılmaması için tonlarca alçı Marcal Nehri’ne dökülüyor.

Zehirli çamur Tuna Nehri’ne karıştı

Macaristan’ın Ajka şehrindeki bir alüminyum fabrikasında 5 gün önce meydana gelen kaza sonucu çevreye yayılan zehirli kızıl çamurun yol açtığı tehlike, ikinci dalga korkusuyla devam ediyor.

Macaristan’da bir alüminyum fabrikasının kimyasal madde rezervuarını tutan setin çökmesiyle başlayan “kızıl felaket” Tuna nehrine karıştı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, ikinci büyük tehlikenin kapıda olduğunu açıkladı.

Başbakan Orban, aynı kızıl çamuru barındıran, fabrikanın 10 numaralı rezervuarının da hasar gördüğünü, çok daha fazla miktarda kimyasal maddenin çevreye yayılabileceği uyarısını yaptı.

Macaristan hükümeti, zehirli kızıl çamurun Tuna nehrine karışmaması için elinden geleni yaptı ama başarılı olamadı. Kızıl çamur Tuna nehrine karıştı. Zehirli çamur şu ana kadar Macaristan’da 40 kilometre karelik bir alanı yaşanmaz hale getirdi. Yüzlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. 7 kişi hayatını kaybetti. Çevre uzmanları, zehirli çamurun aktığı bölgede onlarca yıl hayat olmayacağını, insanların o kentlerde yaşamasının artık imkansız olduğunu belirtiyor.

Ben kaptan olarak Tuna nehrinde seyir yaptım. (Danube river) Romanya’nın farklı limanlarına gittim.Tuna nehri Almanya’da doğarak 2780 kilometrelik bir yolculuk sonrası Sulina havzasından Karadeniz’e dökülür.Karadeniz’den Tuna’ya girecek olan gemiler Sulina’dan nehire girerek yolculuklarına başlarlar.

Tuna nehrinin 2415 kilometrelik bölümünde gemi seyrüseferi yapılır. İç kısımlarda nehir gemileriyle yapılan bu seferler bazı bölümlerde büyük gemilerin de nehirde sefer yapmasına izin verecek derinlik ve genişliğe sahiptir.

Tuna Nehri Almanya’dan başlayarak Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkenin topraklarını katetmektedir.Tuna nehri havzasının yüzölçümü 817.000 km2, uzunluğu 1690 km, eni ise 820 km’dir. Bu hidrografik havzada değişik uzunlukta 120 kadar ırmak ve nehir Tuna’yı beslemektedir.Çevresi değerli tarım arazileriyle çevrilidir.

Bu bilgileri vermek amacım Tuna Nehrinin insan ve doğa açısından önemini belirtebilmektir.Kültür ve turizm açısından da önemli bir akarsudur.Örneğin Viyanalı besteci Oğul Johann Strauss’un ünlü valsi Mavi Tuna, ırmağın bütün dünyada tanınmasına yardımcı olmuştur.

***

Şimdilerde insanoğlunun hırsı ve güvenlik tedbirlerini göz ardı etmesi,yüksek maliyetli güvenlik yatırımlarından kaçınması nedeniyle Tuna nehri ikinci büyük felaketi yaşıyor.Bu felaket ise Türkiye’yi de doğrudan etkileyen ve ilgilendiren bir felakettir.

Karadeniz’de yüzey akıntıları saat yelkovanının tersinedir.Kuzey Karadeniz kıyılarından boğaza doğru olan akıntılar Tuna nehrinin de debisi ile hızlanarak Marmara Denizine doğru akar.Bunun açıklaması ise,Tuna nehri ile taşınan yoğun metal kirlenmesine sahip olan kızıl çamurun önce Karadeniz’i sonra da Marmara Denizini kirletmesidir.Ağır metaller suda hemen çözülmezler ve dibe çökerek yavaş yavaş seyrelirler.Bu süreç içinde özellikle dip canlıları yavaş yavaş zehirlenir.

Karadeniz ve Marmara’da yaşayan tüm deniz canlıları gelecek olan ağır metal kirlenmesinden etkilenerek yaşamlarının sonlanması ve denizden sağlanan besin kaynaklarının da kirli ve zehirli olması sonucunu yaratacaktır.Beslenme zincirinin ucunda olan tüketiciler ,yani bizler de bu yoğun kirlenmeden etkilenmiş olan deniz canlılarını tükettiğimizde zehirlenme sürecinin içine gireceğiz.Ağır metal zehirlenmelerinde vücuda giren zehirli metallerı vücutta biriktiği için, bir süreç sonunda ağır hastalıklarla karşılaşmak bir sürpriz olmamalıdır.



Kazadan sonra sayın Özgür Gürbüz tarafından yazılan bir makaleyi sunuyorum :

Macaristan’daki çevre felaketi Türkiye’yi etkiler mi?

Macaristan’ın Ajka kentinde özel bir şirkete ait alüminyum tesisinde meydana gelen kaza, şimdiden ülkenin en büyük çevre felaketi olarak adlandırılmaya başlandı. Şu ana kadar yedi kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. Atık barajının iki setinin yıkıldığı diğerlerinin de yıkılması olasılığından bahsediliyor.

Macar hükümeti, dün akşam şirketin yönetimini kontrolü altına aldı ama bu tehlikeyi önlemekten çok kamuoyunu sakinleştirmeye dönük bir hamleye benziyor. Çünkü 700 bin metreküp civarında toksik atık çoktan bölgeye yayıldı. Tesisin atık barajının toplam kapasitesinin ise 30 milyon ton olduğu belirtiliyor. Tuna nehrine zehirli atıkların ulaşmasını önlemek için de yeni bir set inşa edilmeye çalışılıyor. Kalan setlerin durumunun pek iç açıcı olmadığı düşünülürse zamana karşı bir yarıştan bahsedilebilir. Tuna nehrine akan Raba ırmağında ise şimdiden kimyasal atıkların belirtileri görülüyor.

Türkiye tehlike altında mı?

Gelelim önemli soruya? Macaristan’daki çere felaketi Türkiye’yi etkiler mi veya ne derece etkiler? Çevre ve Orman Bakanlığı 7 Ekim’de yaptığı basın açıklamasında, kazanın Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Nedeni bazı matematiksel hesaplara dayanıyor. Bakanlığın yazılı açıklamasında tesisin Tuna nehrine 130 km, Bulgaristan-Romanya sınırına 400 km mesafede olduğu, alınan ilk bilgilere göre atıkların Tuna nehrine ulaşmasının beklenmediği söyleniyor. “İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü ile birlikte önümüzdeki hafta içinde mukayese maksadıyla Karadeniz’de ölçümler yapılacaktır” cümlesine de yer verilen açıklama, “ülkemiz karasuları ve kıyıları için herhangi bir tehlikenin söz konusu olmayacağı öngörülmektedir” vurgusuyla noktalanıyor.

Kanımca Çevre Bakanlığı asıl tehlikeyi görmezden geliyor. Türkiye’de çevrecileri vatan hainliğiyle suçlayarak, taşlarla sopalarla üzerlerine yürüyerek (Bkz. Bergama), yasaları kalbura çevirerek önü açılan madencilik sektörüyle, birkaç gün önce Macaristan’da, 2000’de Romanya’nın Baia Mare Altın Madeni’nde, 1995’de Güney Afrika’da ve daha onlarca başka yerde meydana gelen benzeri kazalara davetiye çıkarılıyor. Macaristan bize uzak olabilir ama Uşak, Bergama, Kaz dağları, Dersim çok ama çok yakın. Madencilik sektörü, özel sektörün keyfine bırakılır, yasalar, yönetmelikler ve denetim faaliyetleri şirketlerin istekleri doğrultusunda değiştirilir ve uygulanırsa, Macaristan benzeri kazaların Türkiye’de de görülmesi ne yazık ki an meselesidir.

Bileklerimiz ve boyunlarımızı altınla süslemek için aldığımız riskin de bir sınırı olmalı. Maden talebi, gerçek tüketim ihtiyacıyla eşleştirilmez ve bu konuda sınırlamalar getirilmezse; içecek, buğdayı başağı sulayacak temiz su bulamayabiliriz. Bu kazadan Türkiye’nin çıkaracağı en büyük ders, madencilik sektöründeki kontrolü siyanür havuzlarında ördek yüzdüren sektör yetkililerine değil, bağımsız sivil toplum kuruluşlarının da yetkili olduğu platformlara bırakmak olmalıdır. Tabi, çok geç olmadan…

Özgür Gürbüz – 12 Mayıs 2010

****

Uluslararası madencilik şirketleri özellikle 3. Dünya ülkelerinde veya gelişmekte olan ülkelerde büyük sahaların maden arama ruhsatlarını ekonomik ve siyasi güçlerini kullanarak elde ederler.Maden arama sahalarında buluan milyonlarca ağaç kesilir.Birkaç futbol sahası büyüklükte ve bazen 1500 metreyi bulan derinlikte çukurlar açarak toprağı alt üst ederler.Çevrede ve maden ocağına ulaşım yolunda bulunan tüm ağaçlar ve doğa yok edilir.Canlılar yok olur.Şirketler buldukları madeni siyanür veya benzeri zehir içeren kimyasallarla işleyerek madeni ayrıştırır. Ayrıştırma sonunda milyonlarca ton siyanürlü veya ağır metal içeren toprak dağları ve çamur havuzları oluşur.

Maden şirketleri için verimli bir maden ocağının ekonomik ömrü yaklaşık

10 sene civarındadır.10 sene sonra uluslararası madencilik şirketi sömürüsünü tamamlayarak giderken ardında şunları bırakır ;

*Yok olan doğa ve canlıları.

*Kesilmiş olan ve sayıları yüzbinlerden milyonlara varan yetişkin ağaçlar.

*Kirlenmiş,kullanılamaz zehir içeren yer altı ve yer üstü suları.

*Çevre tarımcılığının-hayvancılığın,turizmin yok olması.

*Milyon tonlara varan siyanürlü,ağır metalli toprak dağları.

*Siyanürlü toprak yağmurdan ıslandığında siyanür buharı çıkartarak çevresindeki havayı solunamaz ve toksik duruma getirir.Islanan topraktan süzülen yağmur suları yer üstü/altı sularını kirleterek zehirler ve kullanılamaz duruma getirir.Bu durum yüzyılı aşan sürede temizlenemez ve etkisini sürdürür.

Yukarıdaki durum ne yazık ki Dünya’nın en değerli ekolojik yöresi olan Kazdağları,Madran dağları ve Çaldağında yaşanmaya başlanmıştır.Yabancı maden şirketleri bu alanlarda cirit atarak ağaçları kesmeye ve çukurlar açmaya başlamıştır.

Yazının devamında ülkemizde çalışan uluslararası madencilik şirketleri ile oluşabilecek olan kaza risklerini ve ekonomik kayıplarımızı masaya koyacağız.

Önce 2000 yılında Romanya’da meydana gelmiş olan ve yine Tuna Nehrinde kirlenme yaratan BAİA MARE maden kazasını hatırlayalım ;

Tuna Nehri maden şirketlerinin ihmalinden doğan benzer kirlenmeyi ikinci kez yaşıyor.maden ocaklarındaki zehirli siyanür atıklarının biriktirildiği havuzun çökmesi sonucunda meydana gelen kaza gelişmesi ve sonuçlarıyla uygunsuz yerlerde ve gereken güvenlik sağlama kuralları sağlanmadan yapılan madencilik çalışmalarının yarattığı felaketleri göstermesi yönünden örnek olarak alınmıştır.



BAİA MARE MADEN KAZASI

Genel Durum

30 Ocak 2000 tarihinde, Romanya’nın Baia Mare kenti yakınlarında bulunan ve eski maden kalıntılarını yeniden işlemden geçirerek içindeki altın ve gümüşü ayıran ve yeni bir atık havuzundan biriktiren Aurul S.A. Baia Mare Company’e ait atık havuzu yıkılmış ve 120 ton siyanür ve ağır metaller içeren yaklaşık 100.000 m³ atık su, önce Lapus Nehrine, oradan da Tuna Nehrine ulaşmadan önce, Macaristan’da ki Somes ve Tisza Nehirlerine akmıştır.

Kazaya neden olan madeni işleten, Aurul S.A. şirketinin %50’si Avustralyalı Esmeralda Exploration adlı şirkete, %45’i Romanya hükümetine, yüzde 5’i de Romanyalı özel sektöre aittir. Şirket 1992 yılında kurulmuştur. Şirket özellikle eski ve terkedilmiş bir atık havuzundaki atıkların tekrar işlenerek, altın, gümüş ve diğer değerli metallerin ayrılması ve bu atıkların yerleşim alanı yakınındaki mevcut havuzdan Baia Mare kentine 8 km uzaklıktaki yeni bir alana taşınması amacıyla kurulmuştur.

İşletme yerel nehirlere hiç su bırakmayan “sıfır deşarj” sistemiyle tasarlanmıştır. Eski atık havuzundan kalkan tozların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratan olumsuz etkiler yaratan ağır metaller içermesi nedeniyle atık maddelerin daha uzağa taşınması kente, AURUL’un sağladığı istihdamın yarattığı ekonomik faydanın yanısıra, çevresel sağlık faydası da sağlamaktaydı. Sonuç olarak işletme, sağladığı çevresel ve ekonomik faydalar ile her yönden olumlu bir görüntü sunmakta idi. Atık havuzunda işletmenin tasarımına uygun olarak altın ayrıştırma işlemi için yüksek düzeyde siyanür içeren su kullanılmakta, daha sonra bu su tekrar çevrime sokularak işleme yeniden eklenmesi gereken siyanür miktarı, dolayısı ile de maliyet düşürülmektedir.

Kazanın Nedenleri

Siyanür sızıntısı 30 Ocak’ta Romanya’nın kuzeybatısındaki Baia Mare altın madenindeki barajın yoğun kar ve yağmur yağışı nedeniyle havuzdaki suyun kritik seviyeye çıkması ve ani ısı değişiklikleri nedeniyle duvarların dayanıklılığını yitirmesiyle meydana gelen yıkılma sonucu siyanür ve bakır gibi birçok ağır metal Tisza nehrine boşalmıştır.