ETNİK BİLİNÇ PATLAMASI

Misafir Yazar fatihten@gmail.com

Türkiye’de etnik bir bilinç patlaması yaşanmaktadır. Birçok vatandaşımız da bir moda gibi “Aslında ben şuyum, ben buyum” şeklinde çarpık bir etnik bilinç sergilemektedir. Konunun vahim yanı, bu bilinç patlamasının yanında etnik alt kimlikler milli Türk kimliğinin yerini alabilmektedir. Birçok yurttaşımız ve daha da kötüsü Türk devletini yönetenlerin büyük bir kısmı, bunun doğuracağı sonuçların farkında değildir…

Etnik bilinç patlamasını kötü niyetli bazı çalışmaların izlediği görülmektedir. Ortaya tutar tarafı olmayan ve doğrudan Türk milletinin varlığını hedef alan tezler atılmakta, zihinler bulandırılmaya çalışılmaktadır. Örneğin ortaya atılan tezlerden birisi, Türkiye’de sadece 7 milyon etnik türkün yaşadığı, diğer yurttaşların karışık ve Türk olmayan etnik yapılara mensup olduklarıdır. Keza aynı çevreler, Türkmenlerin aslında Türk olmayıp Türkleşmiş fars olduğunu ileri sürmektedirler. Bu çevrelere göre Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken büyük bir hata yaparak devlete Türkiye ismini vermiştir. Oysa, Anadolu Türklerden değil Osmanlı Devleti’nden devir alındığına göre devletin isminin Türk olması yanlıştır. Bazı illerimizde çevre ile ilgilenen kuruluşların etnik milliyetçilik yapanlar için bir zemin haline geldiği görülmektedir…

Bu ve benzeri şekilde Türkiye Cumhuriyeti milli devletine yönelik bilinçli saldırılar devam etmektedir. Bu saldırıların bir kısmını da Türk kimliğine yönelik dış saldırılar oluşturmaktadır. Bu dış saldırılar ile içerideki etnik ideologlar tarafından ileri sürülen tezleri özetlemek istersek “ aslında Türk milleti diye bir millet yoktur, bu milleti Atatürk uydurmuştur ve yaratmıştır” şeklinde ifade edebiliriz. Özellikle son dönemde Alman oryantalizmi üzerinden gelişen bu tezin, kıta Avrupa’sında gittikçe yaygınlık kazandığı ve Türk diye bir millet olmadığı için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başka halkların haklarına gasp eden bir devlet olduğu tezi işlemektedir. Esasen, Ermenici eski komünist ideolog Taner Akçam, Türkiye cumhuriyetinin gayrimeşru bir devlet olduğunu ileri sürmüştür bile…

Bu süreçler İkiz Yasalar, Kamu Reformu Yasası ve AB Uyum Yasalarının etnik hakları ile birleşince Türkiye’nin etnik bir atomisyon ile federasyona dönüştürülmesi süreci, iç ve dış dinamiklerle harekete geçirilmiş görünmektedir…

Bilimsel açıdan bakıldığında sosyolojik olarak %85’i aynı din veya etnik guruptan olan ülkelerde etnik bir sorundan, bir mozaikten bahsedilmez. Bu anlamda Türkiye’nin bir mozaik olduğunu söylemek dahi mümkün değildir. Türkiye olsa olsa granit olarak tanımlanabilir. Ancak gerçekleştirilen psikolojik operasyonlar ile Türk insanının kendisine olan güveni sarsılmaya ve millet bilinci ortadan kaldırılmaya, etnikçilik hortlatılmaya çalışılmaktadır…

Etnik bilinç patlamasını bugün soğukkanlılık ile seyreden Türk milleti, bir gün bu gidişe çok sert tepki gösterebilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sokakta bulmayan ve bir İstiklal Savaşı’ndan yeni devletini çıkaran Türkler, devletlerinin göz göre göre yıkılmasına/dönüştürülmesine izin vermeyeceklerdir. Sergilenmeye çalışılan oyun çok tehlikelidir ve bu oyunun arkasında içerde ve dışarda kimlerin olduğu bilinmektedir. Etnik faşizme Türk toprakları üzerinde yaşam hakkı tanınmayacağı gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin federal bir devlete dönüştürülmesine ısrar edenler bilmelidirler ki, Türk halkı ne pahasına olursa olsun mevcut anayasal rejimi ve anayasan ilk dört maddesini savunacaktır…

Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ

“Gelecek 1000 Yılda da buradayız”