GÜNÜMÜZÜN KARAKUŞİLERİ
Adalet mülkün temelidir;
Batıda gelişmişlik hukuk ile ölçülür.
Adalette iki şey çok muhim Biri hakkaniyet diğeri ise hız.
Geçtiğimiz sene Rize Adliyesinde işyerimizden çalınan bir cep telefonu tarafıma iade edildi.
Telefona bir baktım, Telefon T10 (Ericsson) telefon eminim çoğunuz bu telefonu tanımaz bile.
14 yıl önce işyerimizden çalınan 125 adet telefonlardan biri..
Çalınan telefonlarımızın imei kodlarını polise vermiştik.
Bu telefon 2004 yılında Giresun'un Bulancak ilçesinde bulunmuştu,
2004 yılında Bulancak Adliyesinden aranmıştım, gelip telefonun alınmasını istemiştiler.
Telefonda kendilerine bir telefon için Bulancağ'a gelinemeyeceğini hukuk-i yollarla iade edilmesini istemiştim.
Yıl 2014
Telefon 10 yılda hukuki yollarla iade edilmişti
10 yılda Giresun'dan Rize'ye ancak gelebilmişti.
Yıl 2001 telefon 300 tl
Yıl 2014 telefon "hiç" lira
İşte bizim hukuk ışık hızından biraz yavaş.. Bizzat tecrübe edilmiştir.
Halbu ki atalarımız geç gelen adalet adalet değil zulümdur demişti.
Ne hız değil mi?
Bu hız ülkenin başını döndürür.
Öyle de oldu.
Aylar önce Hidayet Karaca tutuklandı.
Tutuklama dizinin senaryosundan
Dosyasında suçlamalar klasörlerce var.
Delil adına ise bir tane dosya yok..
Deliller dosyası boş,
Malum boş dosyadan tutuklu olan Hidayet Karaca ve 63 Polis arkadaş konusunda Asliye ceza mahkemesi tahliye kararı verdi.
Tahliye kararlarını savcı uygulamadı.
Bu Adliye tarihinde ilk oluyor.
Hemen ardından;
Sulh ceza mahkemesi tahliyeleri durdurmaya çalışıyor.
Nöbetçi savcı adliyeden kaçıyor.
Savcı HSYK'dan emir bekliyor.
Nihayet savcı konuşuyor;
Tahliyeleri imzalarsam öldürülürüm diyor.
Şu ülkede hukukun geldiği noktaya bakın,
Osmanlının en kötü döneminden bile daha kötü bir durum arzediyor halimiz.
Ülkede fail-i meçhul cinayetlerin kol gezdiği bir devirde; Süleyman Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş,
Demirel soruyu yönelten kişiye:
- "Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş.
Demirel'in anlattığı fıkra şu:
Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü KARAKUŞİ adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.
Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var! Karakuşi Kadı, fırıncıya:
- 'Ben bunu aldım' demiş.
Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asıl sahibi gelmiş:
- 'Hani bizim ördek?' Fırıncı boynunu büküp:
- 'Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş.
Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış, Gayrimüslim de peşinde kovalıyor.
Fırıncı can havlıyle Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, oracıkta çocuğunu düşürmüş, Çoçuğunu kaybeden kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Korku içinde kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış. Fırıncı önde diğerleri arkada ,zaptiyeler peşlerinde koşuşturmaca devam ederken binaya merdiven dayamış bir boyacının merdivenine toslamış fırıncı, Boyacı merdivenden zaptiyenin üzerine düşerek ölümüne sebep olmuş. Duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar.
Kadı sırayla sormuş
Ördeğin sahibi,
- 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikáyet etmiş.
Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş:
- 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'
Fırıncı
- 'Uçtu' demiş.
Kadı, kara kaplı defterini açmış:
- 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.
Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:
Kanun maddesi aynen şöyle;
- 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla!'
Davacı:
- 'Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı;
- 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız. Gayrimüslüm baktıkı diğer sağlam gözde gidecek,şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.
Sıra Çocuğunu düşüren kadının kocasına geldi; Karakuşi Kadı:
- 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.'
Çoçuk gitti , Hanımda gidiyor, adam şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş.
Kadı dönmüş Yahudi'ye:
- 'Senin şikáyetin nedir bre?' Yahudi bir süre düsündükten sonra ellerini açmış,
- 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa Sen, e mi !'
En son boyacıya dönmüş;
Bre pişmiş ördek bile uçarken sen uçamıyorsun, Zaptiyemin ölümüne sebep olmaktan idamına karar verdim dedi.
Boyacı bayıldı.
Pişmiş ördeğin başına gelmeyen boyacının başına geldi.
Zaptiyeler almışlar boyacıyı idam sephasına götürmüşler.
Halk toplanmış..
Boyacının boynuna ip geçirildi.
Aksiliğe bak.
Boyacının boyu idam sephasından uzun gelmiş.
İdam yapılamamış. Kadı Karakuşiye hemen haber iletmişler.
Yeni bir kararla zaptiyeler geri dönmüş. Kararda;
Uzun boylu boyacı yerine kısa boylu bir boyacı asılsın yazıyor.
Hemen zaptiyeler şehirde kısa boylu bir boyacı bulup getirmişler.. ve idam uygulanmış.
Adalet yerine bulmuş.
Haksızda olsa hızlı olan bir adalet yerini bulabilir, Caydırıcılık arzedebilir.
Adalet yerine geçebilir.
Devleti ayakta tutabilir.
Ama yavaş olan bir adalet asla adalet değildir.
Telefonu bana iade etmekle Adliye hukuki görevini yerine getirdiğini zannediyor.
Tıpkı Hidayet Karacada olduğu gibi suçlama var yargılama yok. Bilerek sürüncemede bırakmak var.
Tahliye gibi bir hakkı engellemek uğruna hukuku alt üst edenlerin..
İnsanları içeri tıkarken hangi hukuksuzlukları yapmış olabileceklerini daha iyi anlıyoruz.
Adalet adalet olmaktan çıkmış.
Demoklesin kılıçına dönüşmüş.
"Ya biat ederler yada yok olurlar."
Bu cümleyi sarf edenin neyi kastettiği bellidir.
Birilerinin elinde Yargı bir silah şekline gelmiş.
Kendi halkına karşı kullanmaktadır.
Yargı birilerinin iktidar malzemesi olmuş.
Ne devleti yönetenler, ne de adli merciler Devlet ve Adalet kavramının milletin gözünde sıfırlandığını farketmiyorlar mi..?
İsterseniz sokaktaki çoçuğa Adalet nedir diye bir sorun, Alacağınız cevap sizi şaşırtacaktır.
Her hakim ve savcı göreve başlamadan önce yemin eder. Tarafsız ve bağımsız olacağına
Bu ülkenin en başının da tarafsız olacağına dair yaptığı yemin gibi .
Ya şimdi Başbakan Davutoğlunun arkasından miting yapıyor;400 milletvekili lazım diyor.
Ya namus ve şeref üzerine yapılan yemin.
Bugünkü Devlet tebasının yemini KADI KARAKUŞININ yeminleri gibi.
Uçuruyor.
Uçanlar Ördekler değil ,kısa boylu boyacılar.
Yanı HİDAYET KARACALAR uçuyor.
Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse:
- Ananı "ÖPEN" kadı ise, kimi kime şikáyet edeceksin?..
Bugün ülkedeki durum bu!
Agnadın mı ?
Tahliye kararı veren hakimler bile tutuklanıyorsa ,bu ülkede şikayet edilecek merci kalmamıştır. Tuz kokmuştur.
Şikayetimiz MİLLETEDİR
Ey MİLLET 7 Haziran da bu zülme dur de.
Başımızdaki bu KARAKUŞİLERİ uçur.
Selam ve Dua ile
Maksut TERZİ