Hadisi şerifleri istismar edenler
Abdulkadir Destan
Resimde deniliyor ki Hadisleri bir araya toplayarak kitap haline getirenler Peygamberimizden kaç sene sonra yaşamışlar diyerek İslam dininde Kuranı kerimden sonra ikinci bir kaynak olan peygamberimizin bizzat ağızdan çıkmış sözleri olan hadisleri inkar etme yoluna gidilmiş
Halbuki Peygamberimizin zamanında hadislerin yazılması ile hadisi şerif var olduğu gibi o dönemde yazılıp günümüze kadar sağlam olarak gelmesiyle ilgili Bediuzzamın bir eserinde şöyle açıklaması var : Hem Sahabeler, Kur'ân'ın ve ayetlerin hıfzından sonra, en ziyade Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın fiillerini ve sözlerinin muhafazasına, özellikle hükümlere ve peygamberimizin mucizelere dair hallerine bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, tarih ve siyer şahitlik ve tanıklık ediyor. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma ait en küçük bir hareketini, bir karakterini bir halini ihmal etmemişler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, hadis kitapları şahitlik ediyor.
Hem Asr-ı Saadette, mucizeleri ve hükümlerin konmasına sebep olan hadisleri, kitabetle yazımla çoklar kaydedip yazdılar. Hususan ismi Abdullah olan meşhur yedi sahabi yazıyla kaydettiler. Özellikle, Tercümanü'l-Kur'ân olan Abdullah ibni Abbas ve Abdullah ibni Amr ibni'l-Âs, bahusus otuz kırk sene sonra Tâbiînin binler muhakkikleri, hadisleri ve mucizeleri yazıyla kaydettiler.
Daha ondan sonra, başta dört imam-ı müçtehit ve binler muhakkik ve hadis ilmini bilen çok sayıda hadis ezberleyen, yazan veya aktaran hadis Alimleri naklettiler, yazıyla muhafaza ettiler.
Daha Hicretten iki yüz sene sonra, başta Buharî, Müslim, kabul görmüş Kütüb-ü Sitte hıfz etme koruma görevini omuzlarına aldılar. İbni Cevzî gibi şiddetli binler münekkitler çıkıp, bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfzsız veya cahil insanların karıştırdıkları mevzu hadisleri birbirinden ayırarak gösterdiler.
Sonra, ehl-i keşfin tasdikiyle, yetmiş defa Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm görünmek süretiyle yakaza halinde onun sohbetiyle müşerref olan Celâleddin Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, sahih hadislerin elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan ayırdılar. İşte elden ele—kuvvetli, emin, müteaddit ve çok, belki hadsiz ellerden—sağlam olarak bize gelmiş. İşte buna binaen, "Bu zamana kadar uzun mesafeden gelen, şu zamandan tâ o zamana kadar bu hâdiseleri, nasıl bileceğiz ki karışmamış ve sâfidir?" hatıra gelmemelidir. (Mektubat)