Hasan amca 80 yaşında. Eyüp’te sokak aralarında dolanırken rastladım.
Tam da evinin önünde fotoğraf çekiyordum ki, kapısı usulca aralandı. Hiçbir şey söylemeden aynen fotoğraftaki gibi oturmaya başladı. Fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sorduğumda ise ”Fark etmez..” dedi… Bu genellikle ”Evet” anlamına gelir. Evet demeye zorlanırız bazılarımız. Yandan ortadan kıvırırız. Çok istekli mi görünmek istemeyiz ya da kendimize mi güvenmeyiz? Oysaki en iyisi doğrudan konuşmaktadır..
Hasan amca örneğinde ise aslında onun kapısının önünden geçen bir yabancının kendisine laf atmasını bekleyecek kadar yalnız biri olduğunu hissettiğimden herhalde hemen kapı önü sohbetine koyulduk. Hatta evinin içine de girip kendisini biraz fotoğrafladım.. Özel biri..
Karısını 7 sene önce kanserden kaybetmiş. 3 çocuğu da evliymiş ama onu görmeye geliyorlarmış.
- Eskiden burada kocaman bir aileydik sonra karımı kaybettim, çocuklar evlendiler, işte böyle tek başıma kaldım. Ölenle ölünmüyor..
- Günlerin nasıl geçiyor peki?
- Kahveye gidiyorum, yürüyüş yapıyorum ama nefesim yetmiyor. Sigarayı 10 yıl önce bıraktım yine de azcık yürüsem tıkanıyorum. Sütçü var şu yanda, ondan süt alıp yoğurt mayalıyorum.
Tam yoğurttan bahsederken hışımla mutfağa gidiyor. Meğer ocakta sütü varmış altını kısıyor. O sırada girişteki portmantoda bir kadın eşarpı ve pardesüsü farketiyorum.
- Hasan amca bu eşarp kimin?
Suratında kırık bir hüzün belirtisi ile cevaplıyor:
- Benim hanımın bunlar.. Eşarbı, pardesüsü hatta bak ayakkabıları da burada. Öldüğü günden beri burada durur. Değiştirmem yerini.
Tam boğazım düğümlenecekken Hasan Amca’nın telefonu çalıyor arkadaşları kahveye davet ediyor. “Ben seni daha tutmayayım Hasan Amca” deyip uzaklaşıyorum. Arkamdan ”Gel yine!” diyor, gülümseyip el sallıyorum…
-İstanbul İnsanları
O kadar çok paylaşılmış ki, sanki anonim olmuş, yazının kalemine sağlık