Sümbülefendi camiinde Hattat Hafız Osman Efendi (1642- 1698)
Hafız Osman Efendi, Osmanlı devri hat sanatının efsane isimlerinden biri belki de birincisidir. Osmanlı hat mektebinin kurucusu kabul edilen Şeyh Hamdullah’tan (1429- 1520) sonra akla gelen ilk kişi Hattat Hafız Osman’dır. Şeyh Hamdullah’tan 150 sene sonra bu alanda büyük eserlere imza atmaya başlayan üstad ister istemez Şeyh Hamdullah'ı geçmiş ve hakkıyla Şeyh-i sani olmuştur. Bu dirayet ve kudrete sahip olduğunu muhteşem eserleriyle de ibraz etmiştir. Hafız Osman Efendi, yazdığı çok sayıda her türden yazıları, bilhassa Mushaf-ı şerifleri ve yetiştirdiği çok değerli ve çok sayıda çırakları sebebiyle hüsn-ü hat tarihinde büyük bir şöhrete sahiptir. Yetiştirdiği talebe sayısı göz önüne alınınca bilhassa bu yönüyle de Hz. Hafız gerçekten erişilmez bir rekorun sahibidir. Çünkü onun ismen tesbit edilebilen talebe sayısı 41’dir. Efendi hazretleri bizim kültürümüzde “Babadan ileri evlattan geri” diye ifade edilen hikmetli sözün de tarihimizdeki en tipik örneklerindendir. Yalnız bir farkla ki, uzun zaman onun evlatları bu babalarını geçememiştir. Hat tarihini yapan çok bereketli eller yetişmiştir. Ama O'nun bilhassa sülüs nesihte açtığı çığıra, onu unutturacak yeni bir şey katamamıştır. Ondan daha güçlü bir kandil olamamış, o Şevkı Efendi’ye kadar (1829- 1888) hat tarihimizin gerçek bir Süheyl-i enveri [1] olma vasfını muhafaza etmiştir.
56 yaş, Hafız Osman gibi bir deha için çok kısa bir ömür. Arzumuz, gönlümüzden geçen şu ki onun gibi bir dehanın daha uzun müddet yaşaması. Gölümüzün sesine kulak vermek icab ederse “Böyle bir dehayı örten ölüm bir teselli bırakmıyor insanda.” Bu kadar kısa sayılan bir hayatta “Şeyh Hamdullah’ın yazılarında yaptığı isabetli yorumlar hat sanatının süzülüp arınmasına vesile olmuştur. Hafız Osman üslubu önceleri tenkide uğramış, bazen da kıskanılmış olmakla birlikte kısa zamanda kendini kabul ettirerek Şeyh’in üslubunu unutturmuştur. 1689’dan itibaren harfleri daha da küçülten Hafız Osman’ın en beğenilen devresi 1679- 1689 arasıdır.
40 yıllık sanat hayatında devamlı olarak eser verdi… Melekesini kaybetmemek için aylarca süren hac yolculuğunda bile kalemi elinden bırakmadığı… Muhtelif menzillerde yazdığı karalama veya cüz örneklerinden anlaşılmaktadır. Aklam-ı sitte ile kaleme aldığı birçok en’âm, cüz, kıt’a ve murakka’ları bulunmaktadır. Üsküdar Doğancılar’daki Şehid Süleyman Paşa Çeşmesi kitabesi ile Tunusbağı’ndaki Siyavuş Paşa’nın mezar taşındaki yazıları bilinen iki celi sülüsüdür. Ancak bunların sanat değeri diğer yazılarına göre daha düşüktür. Fakat celi-sülüste inkılâp yapan Mustafa Rakım bu başarısını Hafız Osman’ın sülüs hattından aldığı ilhamla gerçekleştirmiştir.” [2]