AŞKLAR VUSLATSIZ DA OLURMUŞ
“Güzelliğin on par’e etmez
Bu bendeki aşk olmasa”
Böyle demiş ya Aşık Veysel.
Ben de bir sanat sergisinde
vuslatsız bir aşk hikayesini
dillendiren bir tablo gördüm.
Hikâyesini paylaşmak istedim.
Dedem Mimar Sinan,
Veyselce bir güzele gönül vermiş.
Prut savaşında Kanuni’nin kızı;
Mihrimah Sultan’a aşık olmuş.
Aşık olmuş olmasına da Mihrimah,
Sinan’dan otuz yaş küçükmüş.
Ayrıca bu izdivacı, kızın Annesi
Hürrem Sultan istemiyormuş.
Sinan da, bu aşk için önce
İstanbul’un Üsküdar yakasına bir cami yapmış.
Adına da,“Mihrimah Sultan Camii” ismini koymuş.
Daha sonra da, İstanbul’un
Edirnekapı’sına bir cami yapmış.
Ona da, “Mihrimah Camii” adını koymuş.
Mihrimah’ın doğum günü 21 Mart’tır.
Sinan, öyle ince bir hesap yapmış
ve iki ayrı noktaya, iki ayrı
“Mihirimah Camii” kondurmuştur ki;
Edirnekapı’daki caminin minareleri arasından
Güneş yavaş yavaş batarken,
Üsküdar’daki caminin minareleri arasından da
Ay’ın doğuşu görülmekteymiş.
Ve Koca Sinan, Mihrimah’a duyduğu büyük aşkı
böylesi bir mimari eserle dillendirmiş.
Mihr, GÜNEŞ; Mah, AY demekmiş.
Ay ve güneş, nasıl ki, hiçbir zaman
yan yana gelemiyorlar;
ama cazibe yasasıyla yörüngelerinde
hep dönüp duruyorlar. Tıpkı bunun gibi,
Sinan ile Mihrimah da, vuslata kavuşamamışlar.
Yalnız her yılın 21 Mart’ında, Mihr (güneş),
Edirne Kapıdaki minarelerden batarken
Üsküdar’dan doğan Mah (ay) ile selamlaşırlar,
uzaktan uzağa bir vuslatla, iki cami arasında
hayat bulmaya çalışırlarmış.
Tarihimizi TV. Dizilerinden, roman
ve dedi-kodulardan öğreniyoruz ya.
İşte bu paylaşım da oralardan
biraz da şehir efsanesi ilavesiyle
geçen yıl paylaşılmış vuslatsız
bir aşk hikayesinin tekrarı.
Aşkların gerçek aşk olması;
aşık ve maşukların vuslata
kavuşmaları dilek ve temennilerimizle....