AŞKLAR VUSLATSIZ DA OLURMUŞ

Şerif Simavi simavi48@gmail.com




“Güzelliğin on par’e etmez

Bu bendeki aşk olmasa”

Böyle demiş ya Aşık Veysel.

Ben de bir sanat sergisinde 

vuslatsız bir aşk hikayesini

dillendiren bir tablo gördüm.

Hikâyesini paylaşmak istedim.

Dedem Mimar Sinan,

Veyselce bir güzele gönül vermiş.

Prut savaşında Kanuni’nin kızı;

Mihrimah Sultan’a aşık olmuş.

Aşık olmuş olmasına da Mihrimah, 

Sinan’dan otuz yaş küçükmüş.

Ayrıca bu izdivacı, kızın Annesi

Hürrem Sultan istemiyormuş. 

Sinan da, bu aşk için önce 

İstanbul’un Üsküdar yakasına bir cami yapmış. 

Adına da,“Mihrimah Sultan Camii” ismini koymuş.

Daha sonra da, İstanbul’un

Edirnekapı’sına bir cami yapmış.

Ona da, “Mihrimah Camii” adını koymuş.

Mihrimah’ın doğum günü 21 Mart’tır.

Sinan, öyle ince bir hesap yapmış

ve iki ayrı noktaya, iki ayrı 

“Mihirimah Camii” kondurmuştur ki;

Edirnekapı’daki caminin minareleri arasından

Güneş yavaş yavaş batarken,

Üsküdar’daki caminin minareleri arasından da

Ay’ın doğuşu görülmekteymiş.

Ve Koca Sinan, Mihrimah’a duyduğu büyük aşkı

böylesi bir mimari eserle dillendirmiş.

Mihr, GÜNEŞ; Mah, AY demekmiş.

Ay ve güneş, nasıl ki, hiçbir zaman

yan yana gelemiyorlar;

ama cazibe yasasıyla yörüngelerinde 

hep dönüp duruyorlar. Tıpkı bunun gibi,

Sinan ile Mihrimah da, vuslata kavuşamamışlar. 

Yalnız her yılın 21 Mart’ında, Mihr (güneş),

Edirne Kapıdaki minarelerden batarken

Üsküdar’dan doğan Mah (ay) ile selamlaşırlar,

uzaktan uzağa bir vuslatla, iki cami arasında 

hayat bulmaya çalışırlarmış.

Tarihimizi TV. Dizilerinden, roman 

ve dedi-kodulardan öğreniyoruz ya.

İşte bu paylaşım da oralardan

biraz da şehir efsanesi ilavesiyle

geçen yıl paylaşılmış vuslatsız 

bir aşk hikayesinin tekrarı.

Aşkların gerçek aşk olması;

aşık ve maşukların vuslata

kavuşmaları dilek ve temennilerimizle....