BAĞDATIN CADDESİNDE BİR ÖKÜZ
Bağdat yeni inşa edilmişti.
İnsanlar yeni şehri görmek için
akın akın şehri ziyaret ediyorlardı;
Tüccarlar çarşı- pazarı;
bilginler, medrese ve kütüphaneleri;
siyasiler, sarayı ziyaretle meşguldüler.
Çok güzel, zümrüt gibi yemyeşil bahçe
ve parklar varken şu koca öküz de,
şehrin ana caddesinde dolaşıyordu.
Ve işte bu öküz, kısa zamanda
insanların dikkatini üzerine çekti.
Ve başladı yorumlar:
“Hayret doğrusu!
Ne güzel bahçeler varken, geldi yol ortasındaki
karpuz kabuğunu kaptı ve hart diye ısırıverdi.
Demek ki, bu dünyada her canlının önemsediği
farklı farklı değerler var…”
Mevlana Celalettin işte böyle anlatmış Bağdat'ın hikâyesini.
Yıllar önce TV. Ekranında yakışıklı bir papaz görmüştüm.
Şık bir kıyafetle tak tak sesleriyle sahnede yürüdü
ve tam objektifin karşısına geldiğinde
parmaklarındaki altın ve pırlantaları göstererek:
“Sayın seyirciler! Bu dünyada altın ve pırlantalardan
daha kıymetli, daha değerli olan şeyler de vardır…” dedi
Ve geldiği gibi sadece adımlarının sesini duyurarak
Sahneyi terk etmişti..
Altın ve pırlantalardan daha kıymetli olanları
arayıp bulmaya ne dersiniz?
Kara altını yağmalamak için dünyanın öbür
ucundan gelerek BAĞDAT’ın caddelerinde
dolaşanlardan ve piyonlarından ibret almaya ne dersiniz??
Bağdat’ı altın tepsi içinde birilerine teslim eden
KESNİZANİ TARİKATINI ve benzerlerini iyi tanıyalım mı?
Ne dersiniz?????))))))))))