BİZİM BAHÇEMİZ NEREDE?
Emperyalizm, bazı bahçeleri çöle döndürürmüş.
Ya da kendi zevkine uygun bahçeler oluştururmuş.
Meselâ, bir İNGİLİZ, bir de FRANSIZ bahçesi varmış.
İngiliz bahçesinde her bitki tamamen doğalmış;
Yani İngiliz, girdiği ülkenin inanç ve kültürüne hiç dokunmazmış.
Ama Fransız Bahçesi öyle değilmiş.
Fransız yöntemiyle oluşturulan bahçe,
elindeki biçme makinasıyla beğenmediği her yeşilliği,
her fidanı doğrayıp geçen katil bir bahçıvanın
oluşturduğu bir bahçe gibiymiş.
Bu yöntemle emperyal güçler,
işgal ettiği coğrafyanın, kültürel kaynaklarını,
medeniyet havzalarını, tek tek biçer doğrar
ve sonra da çölleşmeye terk edermiş.
Bu gün de, küresel emperyalizmin yöntemi böyleymiş.
Meselâ mı?
Meselâ; Afganistan, Mısır, Irak, Suriye
ve benzeri İslam coğrafyalarında bahçeler,
bu yöntemlerle çölleştiriliyormuş.
Önce öpüyorlar, sonra da ısırıyorlar.
Onlar şimdi çölleştirme faaliyetlerini
VESAYET SAVAŞÇILARINA yaptırıyorlar.
Onların çölleştirme faaliyetlerine karşılık
Bizim bir bahçe formülümüz olmalı değil mi?
Bizim bahçenin fidanları, emperyalizmin bahçelerinde
yetişmiş olanlardan olmamalı.
Bizim bahçenin bitki örtüsü, dış laboratuvarlarda
genleriyle oynanmış GDO’lu tohumlar olmamalı.
Bizim bahçenin bitki örtüsü, kendi suyumuzla,
kendi toprak ve güneşimizle
beslenmeli ve yetiştirilmelidir.
Bunun kavgasını yıllar önce
Merhum Âkif ve Tevfik Fikret vermişti.
Akif’imizin bahçesi, ASIM’larla bezenmişti.
Fikret’in Bahçesi ise Haluk’larla.
Akif’in bahçesi, havası, suyu ve bitki örtüsüyle
tamamen yerli ve milli olan bir bahçe.
Tevfik’in ise, Batı’ya gidip,
oralarda kilise suyu ile beslenip,
tamamen o havaya adapte olan bir bahçe.
27 Aralık bu gün. Akif’imizi bir de
bu yönüyle hatırlamak istedim.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.