BİZLER : "BATIR YA RAB!" DEMEYELİM
Bilge adam Reşit Rıza bir olay anlatır ve der ki:
“ Suriye ve Mısır’da anlatılan meşhur bir hikâye vardır.
Bu hikâyeye göre, bir grup insan gemi ile yolculuk yapmaktadır. Derken bir ara dev dalgalar
ve fırtına gemiyi sallamaya başlar.
Gemi battı batacak neredeyse.
İçindekilerden her biri kendi inançlarına göre
dua etmeye, imdat çağrısında bulunmaya başlarlar:
- Ya Seyyid, Ya Efendi! Yetiş, yetiş imdadımıza!
Bir başkaları:
- Ya Rifaî, Ya Abdül Kadir! Ya Ceylani!.. Kurtar bizi,
yetiş imdadımıza!
Nakşîler, Kadiriler, Rufailer, Mevleviler,
Şazeliler, Cerrahiler…Bunların her biri
kendi şeyhini imdada çağırır.
Bu feryatları duyan ve Tevhid akidesi konusunda
daha dikkatli davranan bir Müminin sabrı taşar.
O da ellerini kaldırır ve şöyle dua eder:
- Ya RAB ! Batır, batır!
Çünkü seni gerçek manada tanıyan kalmamış.
Batır bu gemiyi.
Şu kokuşmuş dünyaya bakıp da
bizler de aynı duayı yapalım mı?
Aynı gemide bizler de
bulunduğumuza göre batsın mı gemimiz?
NE DERSİNİZ?
Necdet Erem
Bir mesaj verirken bir yerleri hedef tahtasına oturtmak doğru değil. Her Müslüman önce muvahhittir. İfrat etmemek kaydıyla vesile vasıtalar makul ve meşrudur. Rusulü sever ve adına dua ederiz. Bu şirk değildir. Çünkü Allah'a giden yol Resulün risalet berzahından geçer. Resule giden yolda Allah ve resulünün hak yolunu yol edinmiş dinini öğrenmeyi, öğretmeyi, yaşamayı yaşatmayı, hayatının gayesi haline getirmiş iman ve istikameti ile tarihe silinmez iz bırakmış müstesna şahsiyetlere saygı Allah'a ve resulüne olan saygıdan kaynaklanır. Allah'a tarafında sevildiğine kanaat ile Allah için sevilenler, Yoksa şahsen tanınmayan, akrabalık bağı bulunmayan, müridanına dini ve ahlaki değerlerden başka her hangi miras bırakmayan insanlara olan sevgi, muhabbet ve itimadı ŞİRK İLE itham sanıyorum büyük bir mesuliyet sebebidir.
Şerif Simavi
BİR KURTARICI GELECEK Mİ?
Bizler, her zaman bir kurtarıcı beklemişiz.
Peygamberler gelmiş, ama biz KURTARICIYIZ” dememişler; bizi KURTULUŞA davet etmişler.
Güç ve irade sizin elinizdedir demişler.
Yüzyıllardır, minarelerden hep aynı çağrıyı duymuşuz:
HAYDİN FELAHA, HAYDİ KURTULUŞA” diyen hoş ve tatlı bir çağrı.
Ama bizler o çağrıya icabet etmemişiz; bir kurtarıcı bekliyoruz;
Kimimiz siyasi bir lider; kimimiz Mehdi, kimimiz ÂKİL bir adam.
Oysa her şey bizde düğümleniyor, bizde bitiyor.
Hayat “Armut piş, ağzıma düş” felsefesini kabul etmiyor.
Hayat hiçbir zaman bir kurtarıcı sunmuyor, sunmamış da.
İnsanlar kendi haklarında kendileri karar vermedikçe, iyiye ve güzele yönelmedikçe ALLAH bile hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyeceğini söylemiyor mu?
Hz. Peygamber bile öz kızı, gözbebeği FATIMA’sına “Kızım, babanın Peygamberliğine güvenme” dememiş mi?
Cehaletin, haksızlığın, zulmün ve hedonizmin içine gömülmüş bir toplum kendine gelmedikçe, değişim istemedikçe hangi güç o toplumu kurtarabilmiştir ki?
NE DERSİNİZ Necdet Bey. Maksadımız kimseyi hedef tahtasına almak değil; bazı yanlışları dillendirmek....Vesselam