ÇÖL ASLANI FAHRETTİN PAŞA
Geçen yıl bu gün, vefatının yıl dönümü
münasebeti ile Merhum Paşamız için demişiz ki:
"Dün onun ölüm yıl dönümü idi.
Şerif Hüseyin ihanetiyle tüm İngiliz
güçlerine karşı direnen paşaydı o.
Askerlerine çekirge yemeyi tavsiye eden,
Hurma çekirdeklerini öğütüp
çorba yapan paşaydı o.
Yorgun, bitkin yiğitleriyle
i’lâ’y-ı kelimetullah uğruna,
bir yanda kıtlık, bir yanda salgın hastalık
ve bir yanda da düşmanla savaşmıştı o.
Askerlerinin en ümitsiz olduğu anlarda
Onlara şu sözlerle moral veriyordu o:
“……Askerlerim! Medine'nin enkazı ve
nihayet Ravza-i Mutahhara'nın yeşil türbesi altında,
kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe;
Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet
Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden
al sancağı alınmayacaktır!
Allahu Tealâ bizimle beraberdir!
Şefaatçimiz O'nun Resulü, Peygamber Efendimiz'dir .
Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlarla; şan ve şerefle dolu
Osmanlı ordusunun yiğit zâbitleri! (…..)
Yiğit Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlâtlarım!
Gelin hep beraber Allah'ın ve işte huzurunda
huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz
Peygamber'in (s.a.s) karşısında,
aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki:
“Ya Resulallah, biz Sen'i bırakmayız!"
Cemal Paşa, Medine’nin müdafasını vermişti ona.
Medine’ye vasıl olur olmaz, işgalcilerin elinden kurtarıp
şehri kontrol altına almıştı. Medine’yi tam 2 yıl 7 ay
asilere ve İngiliz işgalcilere teslim etmedi.
Zor şartlara rağmen, askerinin gözünde
Hep dimdik duran Fahrettin Paşa,
Geceleri ise Mescid-i Nebî'ye gidiyor
ve orada sabahlara kadar gözyaşı döküyordu.
Peygamberinin manevi huzurunda Ona:
"Ya Resulallah, Sen'i nasıl bırakırım..." diyordu.
Diyordu ama, içerideki işbirlikçi ve hainlerin,
Emperyalist ve zalim İngiliz askerlerinin
karşısında fazla dayanamamıştı.
Ve tarih 27 Ocak 1919'u gösterirken O,
Ravza-i Mutahhara'ya doğru döndü,
Secdeye kapanırken,
kabzasından çıkardığı kılıcını yere bıraktı.
Onu düşmana teslim etmeyen o yiğit adam
Bir yandan hıçkırıklarla ağlıyordu,
bir yandan da :
"Allah'ım, ben sözümü tutamadım.
Ne olur, Sen beni affet!"
"Affet beni, ya Resulallah!" diyordu.
Bu yiğit komutan ve güzel insan,
Takvimler 22 Kasım 1948 tarihini gösterirken
Rahmeti Rahman’a kavuştu.
Ve bizler dün değerli kardeşim Prof. Dr.
Hüsamettin Bey kardeşimin delaletiyle
vefakâr, fedakar bir grup arkadaşla
onu kabri başında ziyaret ettik.
İstanbul Rumelihisarı'ndaki kabri başında,
Onun Allah Resulüne olan aşkını yadettik,
Fatih eski İlçe milli Eğitim Müdürümüz
Değerli dost Atilla Yayım Bey’in
tanıtım konuşmasının ardından dualarla
andık Fahrettin paşa’yı.
Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun.