EY MESİH!! GEL, NE OLUR !
VEYA
" EY İSA! NİYE GELDİN!"
DOSTLARIM, aşağıdaki satırlar, S. E. Çakırgil’in bugünkü yazısından kısa, ibretlik bir özet. Okuyalım mı?:
"DOSTOYEVSKİ, eserlerinden birisinde diyor ki:
'Ortaçağ'da, İspanya'da bir Pazar yerindeki halkın arasına, gökten İsâ Mesîh iniverdi.
Halk şaşkın olarak etrafında toplandılar ve ağlaşmaya başladılar. İsâ onlara, 'Sizler kimlersiniz?' deyince, 'Biz senin ümmetiniziz efendimiz.' dediler.
İsâ onlara, 'Öyleyse bu haliniz nedir böyle?' dedi.
Onlar da, 'Ey Kutsal Peder, bağışla bizi. Biz câhiliz, fakiriz, çaresiziz, güçsüzüz.' dediler.
O sırada, şehrin kardinali geldi ve şöyle bir baktı, o yabancıya ve, polise seslendi: 'Polis, şu meczûbu zencirleyip atın zindana!' dedi.
Polis emredileni yaptı.
*
Akşam olup, el-ayak ortalıktan çekilince. Ki, evlerde, insanlar, 'Gökten indi, gördük. İsâ Mesîh idi.' diye konuşmalarını evlerin derinliklerinde sürdürüyorlardı.
KARDİNAL, gece yarısına doğru, polisi alarak zindana geldi ve zencirleri çözdü ve, 'Ey İsâ Mesih, inanıyroum ki, sen O'sun. Ama, niye geldin? Biz burada senin adına bir düzen kurduk. Şimdi sen bütün her şeyi alt-üst edeceksin.
Ya, hangi yoldan geldiysen, çek git; ya da, bir kez de ben gererim, seni çarmıha!' dedi.
*
İsâ Mesih, baktı ki, ümmeti câhil, fakir, çaresiz, güçsüz; kendi adına hükmedenler ise, güçlü, örgütlü, zâlim.
Gecenin karanlığında zindanın demir parmaklıkları arasından süzülüp gitti, göklere.
Ve Dostoyevsky, devamen sözünü şöyle bağlar: 'Biz Hristiyanlar asırlardır, 'Ey İsâ Mesih gel.' diyoruz ya; niye gelsin, değişen ne ki?'